Hasan Çakmak

Gazeteci, Yazar

Eğitim
Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi

Gazeteci, yazar. 1971, Arabahmet Mahallesi / Lefkoşa / Kıbrıs doğumlu. İlkokulu Türkmenköy’de, lise öğrenimini Gazimağusa Namık Kemal Lisesi’nde bitirdi. Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni bitirdi. Kıbrıs Türk basınında “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa Efsanesi”, “Kıbrıs Türk Müzik Tarihinden Kesitler”, “Bir Tutam Yaşam”, “Ekmeğini Denizden Çıkaranlar” gibi yazı dizileri yayımladı.

Hasan Çakmak, Kıbrıs Türk basınından birçok gazete, dergi ve yayın kuruluşunda muhabir, foto muhabiri, sayfa sekreteri, bilgisayar operatörü olarak çalıştı. Kuzey Kıbrıs’taki ilk Internet gazetesi “Kimgazet”te köşe yazarlığı,“Kıbrıs” gazetesinde editörlük yaptı. Avusturya’da yayımlanan “Turkish Reports” gazetesinin Kıbrıs muhabirliği görevlerinde bulundu, “Ortam” gazetesinde yazı işleri müdürlüğü görevinde bulundu. Basın Emekçileri Sendikası (BASIN-SEN)’in uzun yıllar yönetiminde bulundu, genel sekreterliğini yaptı. 2003 yılında Bayrak Radyo - Televizyon Kurumu’nda çalışmaya başladı ve bu görevinin ardından Hükümet Sözcüsü, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Basın Danışmanı görevine getirildi. Basın danışmanlığının yanında, Kıbrıs’ta aylık olarak yayınlanan beş gazetenin de yazı işleri müdürlüğünü üstlendi..

  Hasan Çakmak; “En Genç Yayıncı”, “En İyi Araştırma Haberi” ve “En İyi Magazin Haberi” dallarında ödüller aldı. Son olarak da müzik alanında yaptığı çalışmalardan dolayı SAM-TAY Vakfı’nın 2005 yılı “Araştırma Kitap Ödülü”nü aldı. Kıbrıs’ta iki toplumlu projelerle ilgilenerek, Türkçe ve Rumca çıkacak yeni kitapları üzerinde çalışmalarını sürdürdü.

ESERLERİ:

ŞİİR: Gözlerinden Kalbime Süzülen Damlacıklar. 

İNCELEME-ARAŞTIRMA: Sıla 4 Efsanesi, Kıbrıs Türk Müzik Tarihinden Kesitler, Önce İnsan, Kıbrıs’ta Özel Eğitim (2007).  

YALNIZCA BEDENİNİN ÜŞÜDÜĞÜNÜ HİSSETTİM

Hava çok soğuktu..

Şehrin içinden doğan bir fırtınaydı sanki…

Kadınlar eteklerini toplama telaşı içerinde korkunç rüzgârdan  kurtulacak bir liman arar gibiydiler…

 Hava birden duruldu…

 Sanki birisi bir düğmeye dokunmuşcasına o kötü hava duruverdi ansızın…

İşte o anda, fark ettim onu…

 Herkesin bir yerlere koşuşturduğu telaş etkilememişti onu…

O sanki bu dünyadan değildi, belki de gerçekten bu dünyadandı…

Göz göze geldik…

Gözlerinde hüznü gördüm…

 

O gözlerde hüzünle birlikte yükselen bir pırıltı vardı..

Ve onun gözlerinde bu pırıltının açığa çıkmasını engelleyen unsurlar gizliydi…

Belki de yaşadıklarıdır.. Dedim içimden…

Hangimizin yaşamında yok ki böyle bir hüzün demeti…

 Ve derken rüzgâr yeniden başladı…

 Korkunç bir fırtınaydı..

 Kadın hiç kıpırdamadan duruyordu yine aynı yerinde ve onun için önemli değildi eteklerinin uçuşması…

 O hüzünlü bakışlarla bakıyordu derinlere doğru…

 Ve onun soğuğu hiç mi hiç hissetmediğini anladım…

 Üzerindeyse incecik bir fanila ve onun üzerine giyilmiş, artık rengi dahi kaybolan eski bir parka bulunuyordu…

 Böylesi bir kıyafetle o havada üşümemesine imkân ve ihtimal yoktu, gerçekte…

 Fakat o üşümüyordu…

 Derken o kötü rüzgarla boğuşarak kadına doğru gelmeye çalışan bir ilkokul öğrencisi görüldü karşıdan…

 Korkunç rüzgar ve soğuğa rağmen hiç kıpırdamadan uzaklara bakan kadını koşar adımlarla çocuğa doğru yürümeye başladı…

Sırtından çıkardığı eski yıpranmış, rengi kaybolmaya yüz tutan parkayı ilkokul çocuğunun sırtına attı…

 Kadınsa o kötü havaya rağmen dimdik ayakta ve başı dik, alnı açık yürüyordu çocuğuyla…

 Kötü rüzgâr yüzlerine vura vura, onlarsa o kötü havayı yararak fırtınanın içinde kaybolup gittiler…

 Gözlemleyebildiğimse kadının o soğuğu hiç mi hiç hissetmediğiydi…

 Kadının yalnızca bedenin üşüdüğünü hissettim, o korkunç havada…

 Ruhuysa oralardan çok çok uzak bir yerlerdeydi…

 Gözlerinde hüznü gördüm…

 

(1 Eylül 2000, Saat 00.01, Cuma-Kıbrıs)

 

FOTO GALERİ

İLGİLİ BİYOGRAFİLER

Devamını Gör