18.-19. Yüzyıl hukukçu ve şairlerinden (D. 1756, Diyarbekir - Ö. 1816, İstanbul). Asıl adı Muhammed olup, yirmi yıla yakın bir süre Diyarbekir kadılığı yapmış Seyyid Lebîb’in torunudur. Şair bir aileden gelmiş olması ve iyi bir eğitim alması, sanatçı kişiliğini belirleyen önemli hususlardır. Refî, hayatının en önemli yıllarını Diyarbekir’de geçirdikten sonra, 1786 yılında İstanbul’a gitti. Çeşitli yerlerde kadılık yaptıktan sonra, 1816 yılında İstanbul’da vefat etmiştir.
Refî-i Amidî’nin iki eseri bilinmektedir: Divân ve Cân u Cânân mesnevisi. Şair, Divân’ını 1789 (h. 1203) yılında tertip etmiştir. Refî Divânı’nda 18 kaside, 268 gazel, 54 târih, 1 muhammes, 2 terkîb-i bend, 1 nazire, 1 manzum mektup, 6 murabba, 59 rubâ’î, 28 kıt’a, 72 müfred yer almaktadır. Divan’da 26 Farsça gazel de yer almaktadır.
Divân’ındaki “Târîh-i Tertîb-i Eş’âr” başlıklı manzumeye göre, şairin, Edirne Mollası Hâmid Efendi’nin oğlu İsmail Efendi’nin teşvikiyle, on iki yıllık şiirlerini topladığını ve manzumenin son beyitindeki tarihe göre de tertip tarihinin 1203 (1789) olduğunu öğreniyoruz.
Buhârî, Sâ’ib ve Sa’dî’den etkilenmiştir. Türk edebiyatı şairlerinden de en çok Nef î, Nâbî, Sâbit ve Nedim’in şiirlerine nazireler yazmış ve bu şairlerin üslûplarından etkilenmiştir. Esasen Refî’nin şiirindeki sadelik ve rintçe söyleyiş konusundaki tavrında, 16. yüzyıl şairlerinden Bakî’nin de etkisi söz konusudur.
Refî’nin eserlerinde Arapça, Farsça ve Türkçe kelime zenginliği ile sağlam ve akıcı bir dil ve anlatım göze çarpar. Bu konularla ilgili olarak şairin eserleri üzerine yapılan çalışmalarda yer alan bilgileri tekrar etmek yerine, bize göre daha orijinal tespitlere değinmek uygun olacaktır. Bu hususların başında, şairin Divân’ındaki Diyarbakır ağzının özelliklerini yansıtan kelime ve ifadeler yer almaktadır. Refî’nin Divân 'mda ve Cân u Cânân mesnevisinde geçen ve çoğu arkaik ve yöresel nitelik taşıyan kelimeler, deyim ve atasözleri, şairin halk diline yakınlığını ve şiir diline kattığı zenginliği de göstermektedir.
Refî Divanında pek çok “Sade Türkî Gazel” veya “Türkî Gazel” başlıklı şiirin bulunması, şairin 16. yüzyılda Mahremi ve Edirneli Nazmî’de1 görülen sade Türkçeyle şiir yazma geleneğinden etkilendiğini göstermektedir:
Refi Divânı’nda yabancı kelime kullanılmadan yazılmış bir hayli örnek yer almaktadır. Onun şiirlerinde pek çok atasözü ve deyime de rastlanmaktadır. Diyar- bakırlı bir şairin İstanbul Türkçesiyle kaleme aldığı gazellerde Nedim’in İstanbul Türkçesi çok açık bir şekilde hissedilmektedir:
Kandesin sevdicegim görmezem eyvâh seni / Cüst-cû itmedeyim girye ile âh seni.
Refî’nin bizi şaşırtan en önemli özelliklerinden biri de Çağatay Türkçesiyle şiir yazmış olmasıdır. Şairin;
Gam-ı rûyun bile gülşenga bardım bir sadâ târ tip / Girîbân-çâk boldı gül de bülbül tek nevâ târ tip.
Matla’lı gazeli, 18. yüzyılda (Şeyh Gâlib’de görüldüğü gibi) Çağatayca gazel yazma geleneğini devam ettiren bir anlayışı örneklemektedir.
Ref’i Divânı’nda hiç terkip kullanılmadan kaleme alınmış Türkçe gazellerin yer alması, şairin sade Türkçeyle şiir yazma anlayışını ve halk şiirine özgü mahalli ifadeleri kullanma tavrını ortaya koyan önemli örneklerdir. (Bk. Divân s. 189, 229 vd.)
Refî’nin sanat anlayışını yansıtan en önemli eseri şüphesiz ki Şeyh Gâlib’in (1757-1799) Hüsn ü Aşk adlı eserine nazire olarak yazdığı Cân u Cânân adlı mesnevisidir. 1790-91 yılında yazılan eser, 2267 beyitten oluşmaktadır. Eser, hemen hemen tamamen Hüsn ii Aşk'takı olaylar üzerine kurulmuştur. Şair, bu eserinde çağdaşı olan Şeyh Gâlib ile iddialaşmaktadır. Hüsn ü Aşk'taki kahramanlar, burada “Cân” ve “Cânân” olarak isimlendirilmişlerdir. Şeyh Gâlib’in eserindeki “Benî Muhabbet” kabilesi, Refî’nin eserinde “Benî Derd” olmuştur. Bunun dışında, kabile büyüklerinin Cân ile Cânân’ı birbirine uygun görerek nişanlamaları, çocukların “Cezbe” (Hüsn-i Aşk’ta Mekteb-i Edeb) mektebine gitmeleri, Şeyh-i Meczûb’dan (Hüsn-i Aşk’ta Mollâ-yı Cünûn) ders almaları ve gelişen birçok olay ve durum bakımından iki eser arasında bir nazireyi aşacak seviyede benzerlik bulunmaktadır.
Refî, Mevlânâ’nın Mesnevi' sinden yararlanarak Hüsn ü Aşk kaleme alan ve kendisine nazire yazılamayacağını iddia ederek meydan okuyan Şeyh Gâlib’e cevap niteliğinde şunları söylemektedir:’’
Feyz irdi bana da Mevlevi’den / Aldım anı ben de Mesnevi’den
Zann itme ma ’ânisini çaldım / Vâdisini lik ba’zı aldım
Tâ ola ana nazire-i tâm / Âsân ola tâ ki anı ilzâm
Esasen nazire yazmanın, mevcut eserden hareketle daha iyi bir eser meydana getirme iddiasını taşıması, Refî’nin kendisini Şeyh Gâlib’den ve eserini de Hüsn ü Aşk"tan daha üstün gördüğünü de ortaya koymaktadır.
Refî’nin oldukça renkli bir kişiliğe sahip olduğunu, Divân’ında kullandığı dil ve üslûpla Divan şiirine çeşitlilik kattığını söyleyebiliriz. Özellikle Divan edebiyatında bir zirve eser olarak kabul edilen Hüsn ü Aşk'ı tanzir etmeye cesareti, onun kendisine güvenen kişiliğini yansıtır ve 18. yüzyılın sonunda, artık nefesi tükenmiş ve orijinal bir şeylerin söylenmesinin imkânsız hâle geldiği Divân şiirindeki önemli mevkiini tayin eder.
KAYNAKÇA: Ali Emirî / Tezkire-i Şuârâ-yı Âmid (Cilt I. İstanbul 1327, s. 400), Şevket Beysanoğlu / Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları (Cilt 1-2. Diyarbakır'ı Tanıtma Derneği: Diyarbakır 1957-1959), Refî: Cân u Cânân (Hazırlayan Nihat Öztoprak. Türk Gev Yay.: İstanbul 2000), Mustafa İsen / Ötelerden Bir Ses (Akçağ Yay.: Ankara 1997), Prof. Dr. Ali Fuat Bilkan / "Diyarbakırlı Divân Şairi Refî’-İ Âmidî’nin Sanatçı Kişiliği" (Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Diyarbakır; Ankara 2008, c. 3, s. 849-857) (Adı geçen yazıdan özetlenmiştir) - "Refî-i Âmidî" (İhsan Işık / Diyarbakır Ansiklopedisi, 2013) - İhsan Işık / Geçmişten Günümüze Diyarbakırlı İlim Adamları Yazarlar ve Sanatçılar (2014).
18.-19. Yüzyıl hukukçu ve şairlerinden (D. 1756, Diyarbekir - Ö. 1816, İstanbul). Asıl adı Muhammed olup, yirmi yıla yakın bir süre Diyarbekir kadılığı yapmış Seyyid Lebîb’in torunudur. Şair bir aileden gelmiş olması ve iyi bir eğitim alması, sanatçı kişiliğini belirleyen önemli hususlardır. Refî, hayatının en önemli yıllarını Diyarbekir’de geçirdikten sonra, 1786 yılında İstanbul’a gitti. Çeşitli yerlerde kadılık yaptıktan sonra, 1816 yılında İstanbul’da vefat etmiştir.
Refî-i Amidî’nin iki eseri bilinmektedir: Divân ve Cân u Cânân mesnevisi. Şair, Divân’ını 1789 (h. 1203) yılında tertip etmiştir. Refî Divânı’nda 18 kaside, 268 gazel, 54 târih, 1 muhammes, 2 terkîb-i bend, 1 nazire, 1 manzum mektup, 6 murabba, 59 rubâ’î, 28 kıt’a, 72 müfred yer almaktadır. Divan’da 26 Farsça gazel de yer almaktadır.
Divân’ındaki “Târîh-i Tertîb-i Eş’âr” başlıklı manzumeye göre, şairin, Edirne Mollası Hâmid Efendi’nin oğlu İsmail Efendi’nin teşvikiyle, on iki yıllık şiirlerini topladığını ve manzumenin son beyitindeki tarihe göre de tertip tarihinin 1203 (1789) olduğunu öğreniyoruz.
Buhârî, Sâ’ib ve Sa’dî’den etkilenmiştir. Türk edebiyatı şairlerinden de en çok Nef î, Nâbî, Sâbit ve Nedim’in şiirlerine nazireler yazmış ve bu şairlerin üslûplarından etkilenmiştir. Esasen Refî’nin şiirindeki sadelik ve rintçe söyleyiş konusundaki tavrında, 16. yüzyıl şairlerinden Bakî’nin de etkisi söz konusudur.
Refî’nin eserlerinde Arapça, Farsça ve Türkçe kelime zenginliği ile sağlam ve akıcı bir dil ve anlatım göze çarpar. Bu konularla ilgili olarak şairin eserleri üzerine yapılan çalışmalarda yer alan bilgileri tekrar etmek yerine, bize göre daha orijinal tespitlere değinmek uygun olacaktır. Bu hususların başında, şairin Divân’ındaki Diyarbakır ağzının özelliklerini yansıtan kelime ve ifadeler yer almaktadır. Refî’nin Divân 'mda ve Cân u Cânân mesnevisinde geçen ve çoğu arkaik ve yöresel nitelik taşıyan kelimeler, deyim ve atasözleri, şairin halk diline yakınlığını ve şiir diline kattığı zenginliği de göstermektedir.
Refî Divanında pek çok “Sade Türkî Gazel” veya “Türkî Gazel” başlıklı şiirin bulunması, şairin 16. yüzyılda Mahremi ve Edirneli Nazmî’de1 görülen sade Türkçeyle şiir yazma geleneğinden etkilendiğini göstermektedir:
Refi Divânı’nda yabancı kelime kullanılmadan yazılmış bir hayli örnek yer almaktadır. Onun şiirlerinde pek çok atasözü ve deyime de rastlanmaktadır. Diyar- bakırlı bir şairin İstanbul Türkçesiyle kaleme aldığı gazellerde Nedim’in İstanbul Türkçesi çok açık bir şekilde hissedilmektedir:
Kandesin sevdicegim görmezem eyvâh seni / Cüst-cû itmedeyim girye ile âh seni.
Refî’nin bizi şaşırtan en önemli özelliklerinden biri de Çağatay Türkçesiyle şiir yazmış olmasıdır. Şairin;
Gam-ı rûyun bile gülşenga bardım bir sadâ târ tip / Girîbân-çâk boldı gül de bülbül tek nevâ târ tip.
Matla’lı gazeli, 18. yüzyılda (Şeyh Gâlib’de görüldüğü gibi) Çağatayca gazel yazma geleneğini devam ettiren bir anlayışı örneklemektedir.
Ref’i Divânı’nda hiç terkip kullanılmadan kaleme alınmış Türkçe gazellerin yer alması, şairin sade Türkçeyle şiir yazma anlayışını ve halk şiirine özgü mahalli ifadeleri kullanma tavrını ortaya koyan önemli örneklerdir. (Bk. Divân s. 189, 229 vd.)
Refî’nin sanat anlayışını yansıtan en önemli eseri şüphesiz ki Şeyh Gâlib’in (1757-1799) Hüsn ü Aşk adlı eserine nazire olarak yazdığı Cân u Cânân adlı mesnevisidir. 1790-91 yılında yazılan eser, 2267 beyitten oluşmaktadır. Eser, hemen hemen tamamen Hüsn ii Aşk'takı olaylar üzerine kurulmuştur. Şair, bu eserinde çağdaşı olan Şeyh Gâlib ile iddialaşmaktadır. Hüsn ü Aşk'taki kahramanlar, burada “Cân” ve “Cânân” olarak isimlendirilmişlerdir. Şeyh Gâlib’in eserindeki “Benî Muhabbet” kabilesi, Refî’nin eserinde “Benî Derd” olmuştur. Bunun dışında, kabile büyüklerinin Cân ile Cânân’ı birbirine uygun görerek nişanlamaları, çocukların “Cezbe” (Hüsn-i Aşk’ta Mekteb-i Edeb) mektebine gitmeleri, Şeyh-i Meczûb’dan (Hüsn-i Aşk’ta Mollâ-yı Cünûn) ders almaları ve gelişen birçok olay ve durum bakımından iki eser arasında bir nazireyi aşacak seviyede benzerlik bulunmaktadır.
Refî, Mevlânâ’nın Mesnevi' sinden yararlanarak Hüsn ü Aşk kaleme alan ve kendisine nazire yazılamayacağını iddia ederek meydan okuyan Şeyh Gâlib’e cevap niteliğinde şunları söylemektedir:’’
Feyz irdi bana da Mevlevi’den / Aldım anı ben de Mesnevi’den
Zann itme ma ’ânisini çaldım / Vâdisini lik ba’zı aldım
Tâ ola ana nazire-i tâm / Âsân ola tâ ki anı ilzâm
Esasen nazire yazmanın, mevcut eserden hareketle daha iyi bir eser meydana getirme iddiasını taşıması, Refî’nin kendisini Şeyh Gâlib’den ve eserini de Hüsn ü Aşk"tan daha üstün gördüğünü de ortaya koymaktadır.
Refî’nin oldukça renkli bir kişiliğe sahip olduğunu, Divân’ında kullandığı dil ve üslûpla Divan şiirine çeşitlilik kattığını söyleyebiliriz. Özellikle Divan edebiyatında bir zirve eser olarak kabul edilen Hüsn ü Aşk'ı tanzir etmeye cesareti, onun kendisine güvenen kişiliğini yansıtır ve 18. yüzyılın sonunda, artık nefesi tükenmiş ve orijinal bir şeylerin söylenmesinin imkânsız hâle geldiği Divân şiirindeki önemli mevkiini tayin eder.
KAYNAKÇA: Ali Emirî / Tezkire-i Şuârâ-yı Âmid (Cilt I. İstanbul 1327, s. 400), Şevket Beysanoğlu / Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları (Cilt 1-2. Diyarbakır'ı Tanıtma Derneği: Diyarbakır 1957-1959), Refî: Cân u Cânân (Hazırlayan Nihat Öztoprak. Türk Gev Yay.: İstanbul 2000), Mustafa İsen / Ötelerden Bir Ses (Akçağ Yay.: Ankara 1997), Prof. Dr. Ali Fuat Bilkan / "Diyarbakırlı Divân Şairi Refî’-İ Âmidî’nin Sanatçı Kişiliği" (Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Diyarbakır; Ankara 2008, c. 3, s. 849-857) (Adı geçen yazıdan özetlenmiştir) - "Refî-i Âmidî" (İhsan Işık / Diyarbakır Ansiklopedisi, 2013) - İhsan Işık / Geçmişten Günümüze Diyarbakırlı İlim Adamları Yazarlar ve Sanatçılar (2014).







