Şair ve yazar (D. 21 Aralık 1840, Tekirdağ – Ö. 2 Aralık 1888). Dedesi Koniçeli Abdüllâtif Paşa’nın konağında doğdu. Asıl adı Mehmed Kemal’dir. “Namık”, dönemin şairlerinden Eşref Paşa’nın, şiirlerinde kullanması için ona verdiği mahlastır. Bazı şiirlerinde Namık, bazılarında Kemal mahlasını kullandı. Ailesi Osmanlı Devleti’nin seyfiyye ve kalemiyye (askerî-sivil bürokrasi) sınıflarına mensup ailelerdendir. Babası Mustafa Asım Bey, II. Abdülhamit’in müneccimbaşısıydı (Astronomi bilginlerinin başkanı). Dedeleri arasında sadrazam, kaptan-ı derya, mabeyinci gibi önemli mevkilerde bulunmuş insanlar vardır.
Sekiz yaşındayken annesi Fatma Zehra Hanım’ın ölmesi üzerine, Namık Kemal çocukluğunu ve ilk gençliğini paşa dedesiyle birlikte geçirdi. Dedesiyle geçirdiği yılların onun üzerinde etkisi büyüktür. Abdüllâtif Paşa öksüz torununun iyi yetişmesi için elinden geleni yaparak, onun çeşitli konularda özel eğitim almasını sağladı. Bu eğitimin dikkat çeken tarafı; şiir, tasavvuf ve Farsça ile birlikte Kars’tayken binicilik, cirit ve av dersleri de almış olmasıdır. Buna bakarak Namık Kemal’in serbest bir mizacı olduğunu veya serbest yetiştirilmiş bir insan olduğunu söyleyebiliriz. Bu serbestliğin tamamlayıcısı hamasettir. Yani sonradan ortaya atacağı hürriyet kavramının birbirinden ayrılmaz iki yönü: Hürriyet ve liberalizm. Aslında Namık Kemal’in hürriyet anlayışı Batılının liberalizmini pek yansıtmaz. Onunki daha çok, kurtarıcı bir hürriyet anlayışıdır ve “istiklâl ve iktidar” anlamlarını da içerir. Temelini ekonomide değil iman ve gayrette bulur.
Kars’ta hocasının yönlendirmesi ile şiire başlayan Namık Kemal, dokuz - on yıl süreyle klâsik şiir vadisinde şiirler yazdı. Bu şiirlerin özel bir önemi olmadığı tartışmasızdır. Sonraki ustalık şiirlerinin bile saf estetik gözle bakıldığında düzeyi çok yüksek değildir. Namık Kemal’i şair yapan asıl özelliği, incelik ve zevk değil, akıl ve inançtır. Şiirlerinde kullandığı kendine has pek çok kelime ve özellikle de terkiplere yüklediği bu azim ve güçtür. Bu ise soyutlamadan değil somutlamadan alınan güçtür. Acemilik zamanlarından sonra Namık Kemal, biraz da devlete mensup bir ailenin çocuğu olması nedeniyle kendisini dönemin seçkin şairleri ile münasebette buldu. Özellikle Leskofçalı Galip Bey’in etkisi altında kaldı. Daha sonra, Hersekli Arif Hikmet tarafından kurulan Encümen-i Şuara (şairler topluluğu) toplantılarına katıldı. Bir yıl kadar sürebilen bu toplantılar, Osmanlı şiirinin modernleşme deneyinin hemen öncesine denk geldiği ve ilk büyük modern olan Namık Kemal bu sırada henüz yirmi yaşında olduğu hâlde bu toplantılara katıldığı için dikkate değerdir. Toplantıların, şiirin yürüyüşünde fazla bir etkisi olmamışsa da, Osmanlı Devleti’nde Batılaşma, yani cemiyetleşme, her konuda örgütlenme eğilimleri bu toplantılarda şiire yansımış olarak görülebilir. Bu özellik Namık Kemal’in birkaç yıl sonra katılacağı Yeni Osmanlılar Cemiyetinde daha belirgindir.
Namık Kemal’in kişiliğinin oluşmasında asıl büyük etki ise Şinasi’ye aittir. Şinasi, fazla bir eser ortaya koymamış; ama yepyeni bir fikir yaratmış, bir tür fikir hürriyetini ve mutlak Batılılaşmayı denemiş bir yazardır. Diğer Osmanlılar gibi Şinasi de esasen devletin kurtuluşunu isteyen ve fikirlerinde bunu arayan biriydi. Fakat bunu arama yöntemi devletin başına nasihatte veya ikazda bulunmak değil, kütleyi bilinçlendirmek ve kendi fikirlerinin serbest bir tarzda yayılmasını sağlamaktı. Tasvir-i Efkâr gazetesi bu amaçla çıktı. Namık Kemal’in de bu gazeteye katılmasıyla Türkiye ve Türkçe, ilk yerli fikir gazetesine kavuşmuş oldu.
Devlete mensup bir ailenin serbest ve özel yetiştirilmiş çocuğu olarak Namık Kemal de genç yaşında kendisini memuriyetin içinde buldu. Memuriyet demek Osmanlı’da ikbal demekti; düşünülebilecek en büyük ekonomik ve sosyal imkândı. Fakat Namık Kemal’in memuriyette yükselme gibi ciddi bir istek ve hevesi ya da gayreti yoktu. Çağdaşı olan fikir adamlarının beylik, paşalık hırsları Namık Kemal’e hiç bulaşmamış gibidir. Memuriyetin hep içinde oldu ve fikirleri yüzünden kovuşturmalar yapılırken bile, bunlar şuraya buraya vali yardımcısı veya kaymakam olarak atanması şeklinde gelişti. Yoldaşı Ziya Paşa’yı da ihmal etmemek koşuluyla Namık Kemal, bir anlamda Mülkiyeli şairlerin de ilki sayılabilir.
Namık Kemal, Şinasi’nin de etkisi ile vatanın elden gitmesine dur demenin tek yolunun katı gerçekçilikten geçtiğini kavradı: Sadelik, anlaşılırlık, bilgi ve bilgelikle arzu ve inancın bir karışımı olan kasıtlılık veya amaçlılık, yazı ve şiiri amacın aracı gibi görme gibi bölümleri olan bir gerçekçilik. Namık Kemal eğitimi ve kişiliği itibariyle hikmet ve sırra yakın bir şairdir. Tasavvuf, felsefe, tarih gibi disiplinlere içten bir yakınlığı vardır. Şinasi’nin, Namık Kemal’in bakışını gökten gerçekliğe çevirmesi, Türk düşüncesi ve edebiyatı adına büyük bir kazanç olmuştur.
Namık Kemal’i, Encümen-i Şuara’dan sonra 1865’te kurulan ve Türkiye’de kurulmuş en ilginç siyasî, düşünsel örgütlerden biri olan Yeni Osmanlılar Cemiyetinde görüyoruz. Yeni Osmanlılar, bir yandan Koçi Bey geleneğini, yani devletin başını; padişahı devletin devamı konusunda ikaz etme geleneğini sürdürdükleri için eski, öte yandan çok daha kişisel olmayan bir tarzda, yani teşkilatlanmış aydın bürokratlar olarak ortaya çıktıkları için de yepyeni gibi duran bir topluluktur. Namık Kemal’in bu topluluğun en etkili ve parlak üyelerinden biri olması şaşırtıcı değildir. Problemsiz kişiliği, inandığını hemen uygulamaya geçirmede çekincesiz davranışı ve seçkin kişiliği onu öne çıkarmaya yetiyordu. Fakat asıl sorun, Namık Kemal’in bu işten ne çıkaracağıydı.
Encümen-i Şuara (şairler topluluğu) gibi Yeni Osmanlılar da orta sınıftan insanlardı aslında. Devleti yıkmak veya yeniden yapmak gibi ağır denebilecek düşünceleri yoktu. Namık Kemal, muhtemeldir ki, cemiyetin diğer üyelerinden çok daha ciddiydi. Ne Midhat Paşa gibi devletin başına oynuyordu, ne Ali Suavi gibi elitist ve anarşist fikirlerle devletin merkezine hücum etme niyetine sahipti, ne de Ziya Paşa gibi eksantirik; çünkü en sonuçta şair bir Osmanlı memuru idi. Namık Kemal, bu anlamda kolayca bir yere yerleştirilebilecek bir yazar, eylem adamı veya mümin değildir. O, tek bir soyut amaç (vatan ve hürriyet) uğrunda her türden somut etkiye açık, düşünce ve eylem mayasıyla dolup taşan özel bir kişidir. Hem kafa, hem kalem, hem de bir tavırdır. Düşünceleri uğrunda yaşadığı gibi, hiç yaşamamışçasına sürgünde ve nispeten genç yaşta bu dünyadan ayrıldı.
Yeni Osmanlılar hareketi dönemin en önemli yöneticileri olan Ali ve Fuat paşaların gadrine uğrayınca Mısırlı Prens Mustafa Fazıl Paşa’nın maddî ve diplomatik himayesi altında gönüllü olarak Avrupa sürgününe gitti. Hükümet af ilân edince yurda dönebildi. Otuz yaşındaydı ve azmine gölge düşmemişti. Düşünsel ve edebî açıdan daha da olgunlaşmıştı. Onun en önemli dönemi, Avrupa dönüşüyle sürgünde vefat edişi arasında geçen yaklaşık on sekiz yıldır. Bu on sekiz yıllık dönemde kendi çıkardığı İbret gazetesindeki siyasî ve edebî makale ve fıkraları, düşüncelerini popülerleştirmede bir numaralı etkiyi gerçekleştiren ve daha tiyatroda oynanırken tutuklanıp sürgün edilmesine sebep olan Vatan yahut Silistre piyesi, genel olarak özel önem verdiği ve milletin ahlâkça yetiştirilmesine yarayacağına inandığı tiyatro oyunları, romanları ve modern Türk şiirinin ilk etkili; fakat ham örnekleri kabul edilen ve hayalden çok gerçeğe, estetikten çok fikre, üslûptan çok amaca yaslanan hürriyet ve vatan temalı şiirler ile özellikle sürgün yıllarında tarih eserleri ve kendisine büyük ilgi duyan genç yazarlara hitap eden mektuplar kaleme aldı. Etkisi çok geniş kesimlere yayıldı, ünü arttıkça arttı; uğrunda hayatını verdiği vatan, millet ve hürriyet kavramları, içerikleri çok fazla belirlenemese de sayısız insanın, özellikle gençlerin âmentüsü haline geldi. Bu yüzden de devletin gözünde tehlikeli birine dönüştü ve sürgünden sürgüne dolaştırıldıktan sonra vefat etti.
Namık Kemal edebiyatta olduğu gibi siyasette de yerli ve yerlici bir yazardır. Realist bir anlayışa sahiptir ve siyasî teoriyle pratik arasında sonraki kuşakların açıkça gördüğü veya tecrübe ettiği mesafe onun için geçerli değildir. Hürriyet, vatan, millet gibi soyut ve içeriği o dönem için henüz belirli olmayan kavramları öne çıkaran bir müellif de olsa, yani romantik bir görünümü de olsa, Kemal edebiyatta olduğu gibi siyasette de duygu ile düşünceyi, bilinç ile vicdanı hayati denilebilecek yeni bir ilişki biçimi üzerinde yeniden düzenlemeye çalışmıştır.
“Kemal’in mukallitliği yalnız şekilde ve mevzuda kalmıştır. O, okuduğu birçok şairlerin üslûbunu büyük bir iktidarla meczedebilmiştir. Bu itibarladır ki Namık Kemal, Nefi’ye benzer; fakat Nefi değildir. Naili ve Fehim’i taklit etmiştir; fakat onların tamamı tamamına aynı olarak kalmamıştır. Kemal’in kendine mahsus bir üslûbu vardır. Onun en büyük muvaffakiyeti de müteaddit üslûpları kendi şahsiyetinde kaynatmış olmasıdır.” (Sadettin Nüzhet Ergun)
“Kendi şiirinde yaptığı muhteva değişikliğine rağmen, Namık Kemal’in bir şekil yeniliği kaygısına düşmemiş olması; gene saf şair cephesinin zaafına; ve şiire soktuğu yeni muhtevayı şiir zemini içinde idrak etmediğine, riyazi bir şekilde delâlet eder. Buna rağmen fikir yazıcısı ve münekkit şahsiyetiyle Namık Kemal, eski divan edebiyatının hem şekil hem de muhteviyatına karşı canlı mücadelelere girişmiş; fakat daima satıh plânında kaldığı için kendi amelî fikirlerinden gene kendisini faydalandıramamıştır. O, fikir yazıcısı ve münekkit cephesiyle belki en şahsiyetli işi yaparken kendi öz işinden şair cephesini feyizlendirememiştir.” (Necip Fazıl Kısakürek)
“İlk münekkidimiz odur. Zaten bugünkü fikir ve sanat hayatımızın her şubesi biraz da onunla başlar. Tenkidi memleketimize getiren, romanı, tiyatroyu cemiyetimiz içinde yayan odur. Mesele, filân kitabın daha evvel yazılmasında değildir. Mesele, nev’in büyük mânâda ve cemiyet hayatıyle temas halinde numunesini vermektir.” (Ahmet Hamdi Tanpınar)
ESERLERİ:
ŞİİR: Namık Kemal’in Şiirleri (ölümünden sonra ilk kez Sadettin Nüzhet Ergun tarafından derlendi, 1941).
ROMAN: İntibah (1876), Cezmi (1880).
OYUN: Vatan Yahut Silistre (1873), Zavallı Çocuk (1873), Akif Bey (1874), Gülnihal (1875), Celalettin Harzemşah (1885), Karabela (1910).
ELEŞTİRİ: Tahrib-i Harâbat (1885), Takip (1885, Ziya Paşa’nın Harabat adlı antolojisinin önsözünde belirttiği görüşler dolayısıyla divan şiirine yönelttiği eleştiriler), Mes Prizon Muahazenamesi (Recaizade Ekrem’in bir çevirisi dolayısıyla kendisiyle İtalyan şairi Silviyo Pellica arasında benzerlik kurması üzerine belirttiği görüşler, Mecmua-ı Ebuzziya’da tefrika, 1885 ve 1912), Renan Müdafaanâmesi: İslâmiyet ve Maarif (Ernest Renan’ın görüşlerine karşı İslâm’ı savunduğu eser, 1908).
TARİH: Devr-i İstila (Osmanlı İmparatorluğu’nun genişlemesi, 1867), Barika-i Zafer (İstanbul’un Fethi, 1872), Evrak-ı Perişan (Dağınık Yapraklar anlamında, Selahattin Eyyubî, Fatih ve Yavuz’un hayatları, 1872), Kanije (1874), Silistre Muhasarası (1874), Osmanlı Tarihi (yeni bas. 3 cilt, 1971-74), Büyük İslâm Tarihi (İhsan Ilgar tarafından 1975).
KAYNAKÇA: Bursalı Mehmed Tahir / Osmanlı Müellifleri II (1972), Seyit Kemal Karaalioğlu / Namık Kemal Hayatı ve Eserleri (1984), Bülent Nakib / Ölümünün 100. Yılında Namık Kemal (Ramazan Sever ile, 1988), İhsan Işık / Yazarlar Sözlüğü (1990, 1998) - Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (2001, 2004) – Encyclopedia of Turkish Authors (2005) - Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2006, gen. 2. bas. 2007) - Ünlü Edebiyatçılar (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi, C. 4, 2013) - Encyclopedia of Turkey’s Famous People (2013), Doğumunun Yüzellinci Yılında Namık Kemal (1993), Mustafa Nihat Özön / Namık Kemal ve İbret Gazetesi (1997), Memet Fuat / Namık Kemal (1999), İbnülemin Mahmud Kemal İnal / Son Asır Türk Şairleri (c. II, 2000), Nergiz Yılmaz Aydoğdu - İsmail Kara / Namık Kemal’in Bütün Makaleleri 1: Osmanlı Modernleşmesinin Meseleleri (2005).
Fotoğraflar
Hakkında Yazılanlar
Şair ve yazar (D. 21 Aralık 1840, Tekirdağ – Ö. 2 Aralık 1888). Dedesi Koniçeli Abdüllâtif Paşa’nın konağında doğdu. Asıl adı Mehmed Kemal’dir. “Namık”, dönemin şairlerinden Eşref Paşa’nın, şiirlerinde kullanması için ona verdiği mahlastır. Bazı şiirlerinde Namık, bazılarında Kemal mahlasını kullandı. Ailesi Osmanlı Devleti’nin seyfiyye ve kalemiyye (askerî-sivil bürokrasi) sınıflarına mensup ailelerdendir. Babası Mustafa Asım Bey, II. Abdülhamit’in müneccimbaşısıydı (Astronomi bilginlerinin başkanı). Dedeleri arasında sadrazam, kaptan-ı derya, mabeyinci gibi önemli mevkilerde bulunmuş insanlar vardır.
Sekiz yaşındayken annesi Fatma Zehra Hanım’ın ölmesi üzerine, Namık Kemal çocukluğunu ve ilk gençliğini paşa dedesiyle birlikte geçirdi. Dedesiyle geçirdiği yılların onun üzerinde etkisi büyüktür. Abdüllâtif Paşa öksüz torununun iyi yetişmesi için elinden geleni yaparak, onun çeşitli konularda özel eğitim almasını sağladı. Bu eğitimin dikkat çeken tarafı; şiir, tasavvuf ve Farsça ile birlikte Kars’tayken binicilik, cirit ve av dersleri de almış olmasıdır. Buna bakarak Namık Kemal’in serbest bir mizacı olduğunu veya serbest yetiştirilmiş bir insan olduğunu söyleyebiliriz. Bu serbestliğin tamamlayıcısı hamasettir. Yani sonradan ortaya atacağı hürriyet kavramının birbirinden ayrılmaz iki yönü: Hürriyet ve liberalizm. Aslında Namık Kemal’in hürriyet anlayışı Batılının liberalizmini pek yansıtmaz. Onunki daha çok, kurtarıcı bir hürriyet anlayışıdır ve “istiklâl ve iktidar” anlamlarını da içerir. Temelini ekonomide değil iman ve gayrette bulur.
Kars’ta hocasının yönlendirmesi ile şiire başlayan Namık Kemal, dokuz - on yıl süreyle klâsik şiir vadisinde şiirler yazdı. Bu şiirlerin özel bir önemi olmadığı tartışmasızdır. Sonraki ustalık şiirlerinin bile saf estetik gözle bakıldığında düzeyi çok yüksek değildir. Namık Kemal’i şair yapan asıl özelliği, incelik ve zevk değil, akıl ve inançtır. Şiirlerinde kullandığı kendine has pek çok kelime ve özellikle de terkiplere yüklediği bu azim ve güçtür. Bu ise soyutlamadan değil somutlamadan alınan güçtür. Acemilik zamanlarından sonra Namık Kemal, biraz da devlete mensup bir ailenin çocuğu olması nedeniyle kendisini dönemin seçkin şairleri ile münasebette buldu. Özellikle Leskofçalı Galip Bey’in etkisi altında kaldı. Daha sonra, Hersekli Arif Hikmet tarafından kurulan Encümen-i Şuara (şairler topluluğu) toplantılarına katıldı. Bir yıl kadar sürebilen bu toplantılar, Osmanlı şiirinin modernleşme deneyinin hemen öncesine denk geldiği ve ilk büyük modern olan Namık Kemal bu sırada henüz yirmi yaşında olduğu hâlde bu toplantılara katıldığı için dikkate değerdir. Toplantıların, şiirin yürüyüşünde fazla bir etkisi olmamışsa da, Osmanlı Devleti’nde Batılaşma, yani cemiyetleşme, her konuda örgütlenme eğilimleri bu toplantılarda şiire yansımış olarak görülebilir. Bu özellik Namık Kemal’in birkaç yıl sonra katılacağı Yeni Osmanlılar Cemiyetinde daha belirgindir.
Namık Kemal’in kişiliğinin oluşmasında asıl büyük etki ise Şinasi’ye aittir. Şinasi, fazla bir eser ortaya koymamış; ama yepyeni bir fikir yaratmış, bir tür fikir hürriyetini ve mutlak Batılılaşmayı denemiş bir yazardır. Diğer Osmanlılar gibi Şinasi de esasen devletin kurtuluşunu isteyen ve fikirlerinde bunu arayan biriydi. Fakat bunu arama yöntemi devletin başına nasihatte veya ikazda bulunmak değil, kütleyi bilinçlendirmek ve kendi fikirlerinin serbest bir tarzda yayılmasını sağlamaktı. Tasvir-i Efkâr gazetesi bu amaçla çıktı. Namık Kemal’in de bu gazeteye katılmasıyla Türkiye ve Türkçe, ilk yerli fikir gazetesine kavuşmuş oldu.
Devlete mensup bir ailenin serbest ve özel yetiştirilmiş çocuğu olarak Namık Kemal de genç yaşında kendisini memuriyetin içinde buldu. Memuriyet demek Osmanlı’da ikbal demekti; düşünülebilecek en büyük ekonomik ve sosyal imkândı. Fakat Namık Kemal’in memuriyette yükselme gibi ciddi bir istek ve hevesi ya da gayreti yoktu. Çağdaşı olan fikir adamlarının beylik, paşalık hırsları Namık Kemal’e hiç bulaşmamış gibidir. Memuriyetin hep içinde oldu ve fikirleri yüzünden kovuşturmalar yapılırken bile, bunlar şuraya buraya vali yardımcısı veya kaymakam olarak atanması şeklinde gelişti. Yoldaşı Ziya Paşa’yı da ihmal etmemek koşuluyla Namık Kemal, bir anlamda Mülkiyeli şairlerin de ilki sayılabilir.
Namık Kemal, Şinasi’nin de etkisi ile vatanın elden gitmesine dur demenin tek yolunun katı gerçekçilikten geçtiğini kavradı: Sadelik, anlaşılırlık, bilgi ve bilgelikle arzu ve inancın bir karışımı olan kasıtlılık veya amaçlılık, yazı ve şiiri amacın aracı gibi görme gibi bölümleri olan bir gerçekçilik. Namık Kemal eğitimi ve kişiliği itibariyle hikmet ve sırra yakın bir şairdir. Tasavvuf, felsefe, tarih gibi disiplinlere içten bir yakınlığı vardır. Şinasi’nin, Namık Kemal’in bakışını gökten gerçekliğe çevirmesi, Türk düşüncesi ve edebiyatı adına büyük bir kazanç olmuştur.
Namık Kemal’i, Encümen-i Şuara’dan sonra 1865’te kurulan ve Türkiye’de kurulmuş en ilginç siyasî, düşünsel örgütlerden biri olan Yeni Osmanlılar Cemiyetinde görüyoruz. Yeni Osmanlılar, bir yandan Koçi Bey geleneğini, yani devletin başını; padişahı devletin devamı konusunda ikaz etme geleneğini sürdürdükleri için eski, öte yandan çok daha kişisel olmayan bir tarzda, yani teşkilatlanmış aydın bürokratlar olarak ortaya çıktıkları için de yepyeni gibi duran bir topluluktur. Namık Kemal’in bu topluluğun en etkili ve parlak üyelerinden biri olması şaşırtıcı değildir. Problemsiz kişiliği, inandığını hemen uygulamaya geçirmede çekincesiz davranışı ve seçkin kişiliği onu öne çıkarmaya yetiyordu. Fakat asıl sorun, Namık Kemal’in bu işten ne çıkaracağıydı.
Encümen-i Şuara (şairler topluluğu) gibi Yeni Osmanlılar da orta sınıftan insanlardı aslında. Devleti yıkmak veya yeniden yapmak gibi ağır denebilecek düşünceleri yoktu. Namık Kemal, muhtemeldir ki, cemiyetin diğer üyelerinden çok daha ciddiydi. Ne Midhat Paşa gibi devletin başına oynuyordu, ne Ali Suavi gibi elitist ve anarşist fikirlerle devletin merkezine hücum etme niyetine sahipti, ne de Ziya Paşa gibi eksantirik; çünkü en sonuçta şair bir Osmanlı memuru idi. Namık Kemal, bu anlamda kolayca bir yere yerleştirilebilecek bir yazar, eylem adamı veya mümin değildir. O, tek bir soyut amaç (vatan ve hürriyet) uğrunda her türden somut etkiye açık, düşünce ve eylem mayasıyla dolup taşan özel bir kişidir. Hem kafa, hem kalem, hem de bir tavırdır. Düşünceleri uğrunda yaşadığı gibi, hiç yaşamamışçasına sürgünde ve nispeten genç yaşta bu dünyadan ayrıldı.
Yeni Osmanlılar hareketi dönemin en önemli yöneticileri olan Ali ve Fuat paşaların gadrine uğrayınca Mısırlı Prens Mustafa Fazıl Paşa’nın maddî ve diplomatik himayesi altında gönüllü olarak Avrupa sürgününe gitti. Hükümet af ilân edince yurda dönebildi. Otuz yaşındaydı ve azmine gölge düşmemişti. Düşünsel ve edebî açıdan daha da olgunlaşmıştı. Onun en önemli dönemi, Avrupa dönüşüyle sürgünde vefat edişi arasında geçen yaklaşık on sekiz yıldır. Bu on sekiz yıllık dönemde kendi çıkardığı İbret gazetesindeki siyasî ve edebî makale ve fıkraları, düşüncelerini popülerleştirmede bir numaralı etkiyi gerçekleştiren ve daha tiyatroda oynanırken tutuklanıp sürgün edilmesine sebep olan Vatan yahut Silistre piyesi, genel olarak özel önem verdiği ve milletin ahlâkça yetiştirilmesine yarayacağına inandığı tiyatro oyunları, romanları ve modern Türk şiirinin ilk etkili; fakat ham örnekleri kabul edilen ve hayalden çok gerçeğe, estetikten çok fikre, üslûptan çok amaca yaslanan hürriyet ve vatan temalı şiirler ile özellikle sürgün yıllarında tarih eserleri ve kendisine büyük ilgi duyan genç yazarlara hitap eden mektuplar kaleme aldı. Etkisi çok geniş kesimlere yayıldı, ünü arttıkça arttı; uğrunda hayatını verdiği vatan, millet ve hürriyet kavramları, içerikleri çok fazla belirlenemese de sayısız insanın, özellikle gençlerin âmentüsü haline geldi. Bu yüzden de devletin gözünde tehlikeli birine dönüştü ve sürgünden sürgüne dolaştırıldıktan sonra vefat etti.
Namık Kemal edebiyatta olduğu gibi siyasette de yerli ve yerlici bir yazardır. Realist bir anlayışa sahiptir ve siyasî teoriyle pratik arasında sonraki kuşakların açıkça gördüğü veya tecrübe ettiği mesafe onun için geçerli değildir. Hürriyet, vatan, millet gibi soyut ve içeriği o dönem için henüz belirli olmayan kavramları öne çıkaran bir müellif de olsa, yani romantik bir görünümü de olsa, Kemal edebiyatta olduğu gibi siyasette de duygu ile düşünceyi, bilinç ile vicdanı hayati denilebilecek yeni bir ilişki biçimi üzerinde yeniden düzenlemeye çalışmıştır.
“Kemal’in mukallitliği yalnız şekilde ve mevzuda kalmıştır. O, okuduğu birçok şairlerin üslûbunu büyük bir iktidarla meczedebilmiştir. Bu itibarladır ki Namık Kemal, Nefi’ye benzer; fakat Nefi değildir. Naili ve Fehim’i taklit etmiştir; fakat onların tamamı tamamına aynı olarak kalmamıştır. Kemal’in kendine mahsus bir üslûbu vardır. Onun en büyük muvaffakiyeti de müteaddit üslûpları kendi şahsiyetinde kaynatmış olmasıdır.” (Sadettin Nüzhet Ergun)
“Kendi şiirinde yaptığı muhteva değişikliğine rağmen, Namık Kemal’in bir şekil yeniliği kaygısına düşmemiş olması; gene saf şair cephesinin zaafına; ve şiire soktuğu yeni muhtevayı şiir zemini içinde idrak etmediğine, riyazi bir şekilde delâlet eder. Buna rağmen fikir yazıcısı ve münekkit şahsiyetiyle Namık Kemal, eski divan edebiyatının hem şekil hem de muhteviyatına karşı canlı mücadelelere girişmiş; fakat daima satıh plânında kaldığı için kendi amelî fikirlerinden gene kendisini faydalandıramamıştır. O, fikir yazıcısı ve münekkit cephesiyle belki en şahsiyetli işi yaparken kendi öz işinden şair cephesini feyizlendirememiştir.” (Necip Fazıl Kısakürek)
“İlk münekkidimiz odur. Zaten bugünkü fikir ve sanat hayatımızın her şubesi biraz da onunla başlar. Tenkidi memleketimize getiren, romanı, tiyatroyu cemiyetimiz içinde yayan odur. Mesele, filân kitabın daha evvel yazılmasında değildir. Mesele, nev’in büyük mânâda ve cemiyet hayatıyle temas halinde numunesini vermektir.” (Ahmet Hamdi Tanpınar)
ESERLERİ:
ŞİİR: Namık Kemal’in Şiirleri (ölümünden sonra ilk kez Sadettin Nüzhet Ergun tarafından derlendi, 1941).
ROMAN: İntibah (1876), Cezmi (1880).
OYUN: Vatan Yahut Silistre (1873), Zavallı Çocuk (1873), Akif Bey (1874), Gülnihal (1875), Celalettin Harzemşah (1885), Karabela (1910).
ELEŞTİRİ: Tahrib-i Harâbat (1885), Takip (1885, Ziya Paşa’nın Harabat adlı antolojisinin önsözünde belirttiği görüşler dolayısıyla divan şiirine yönelttiği eleştiriler), Mes Prizon Muahazenamesi (Recaizade Ekrem’in bir çevirisi dolayısıyla kendisiyle İtalyan şairi Silviyo Pellica arasında benzerlik kurması üzerine belirttiği görüşler, Mecmua-ı Ebuzziya’da tefrika, 1885 ve 1912), Renan Müdafaanâmesi: İslâmiyet ve Maarif (Ernest Renan’ın görüşlerine karşı İslâm’ı savunduğu eser, 1908).
TARİH: Devr-i İstila (Osmanlı İmparatorluğu’nun genişlemesi, 1867), Barika-i Zafer (İstanbul’un Fethi, 1872), Evrak-ı Perişan (Dağınık Yapraklar anlamında, Selahattin Eyyubî, Fatih ve Yavuz’un hayatları, 1872), Kanije (1874), Silistre Muhasarası (1874), Osmanlı Tarihi (yeni bas. 3 cilt, 1971-74), Büyük İslâm Tarihi (İhsan Ilgar tarafından 1975).
KAYNAKÇA: Bursalı Mehmed Tahir / Osmanlı Müellifleri II (1972), Seyit Kemal Karaalioğlu / Namık Kemal Hayatı ve Eserleri (1984), Bülent Nakib / Ölümünün 100. Yılında Namık Kemal (Ramazan Sever ile, 1988), İhsan Işık / Yazarlar Sözlüğü (1990, 1998) - Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (2001, 2004) – Encyclopedia of Turkish Authors (2005) - Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2006, gen. 2. bas. 2007) - Ünlü Edebiyatçılar (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi, C. 4, 2013) - Encyclopedia of Turkey’s Famous People (2013), Doğumunun Yüzellinci Yılında Namık Kemal (1993), Mustafa Nihat Özön / Namık Kemal ve İbret Gazetesi (1997), Memet Fuat / Namık Kemal (1999), İbnülemin Mahmud Kemal İnal / Son Asır Türk Şairleri (c. II, 2000), Nergiz Yılmaz Aydoğdu - İsmail Kara / Namık Kemal’in Bütün Makaleleri 1: Osmanlı Modernleşmesinin Meseleleri (2005).











