
Diyarbakırlı Melek Ahmed Paşa, maliyeden yetişip iltizam işlerindeki başarısı ile Diyarbakır Defterdarı olmuştur. 1 Aralık 1591 tarihinde (doğrusu 1585) Beylerbeyi payesi de verilmiştir. Ayyar Alâeddin Bey adında tahsilât ve iltizam işlerine bakan bir arkadaşı olup, vergi tahsilindeki katılığı ile meşhurdur. Diyarbakırlı Melek Ahmed Paşa hakkında bugüne kadar bilinenler yukarıda verilen, Mehmed Süreyya’nın, Sicill-i Osmanî’sinde yer alan bilgilerden ibarettir. Bu bilgiler Abdulgani Bulduk tarafından da tekrar edilmektedir. Oysa konu ile ilgili en ayrıntılı bilgiyi veren Ali Emirî olup, Amid-i Sevda’nın 8 Mayıs 1325'te yayımlanan 6. Sayısını tamamen bu konuya ayırmıştır. Burada yer alan gerek Melek Ahmed Paşa’nın şahsı ve gerekse yaptırdığı eserlerle ilgili bilgiler özetlenerek ve sadeleştirilerek aşağıda verilmiştir:
Daha önceden fakir iken, ticaret ve ziraatla Amid şehrinin ileri gelenlerinden olan ve cami yaptıran Melek Ahmed Paşa: Amid şehrinde nefis bir mimarlık örneği olan kıymetli çinilerle süslenmiş bir camii mevcuttur. Bu cami her yönüyle dikkat çeken bir camiidir. Minaresi ak taştan yapılmış olup, iki yollu (çıkış-iniş) inşa edilmiştir. Melek Ahmed Paşa Camii diye bilinir. Yine bu zata ait bir hamam vardır. Gariptir ki, bu eserler memleketimiz ahalisinden bir zata ait olmakla birlikte bu zat unutulmuştur. Diyarbekir’de neşredilen salnamelerin tamamında bu camii 1638-1646 tarihleri arasında Diyarbakır’da üç defa valilik yapan ve sonra sadrazam olan Abaza Silahdar Melek Ahmed Paşa namına gösterilmiştir. Hâlbuki bu camii, onun valiliğinden bir asır önce Diyarbakır’da doğan ve Diyarbakır’da yetişen Melek Ahmed Paşa tarafından yapılmıştır.
Melek Ahmed Paşa 1529 senesinde Amid şehrinde doğmuştur. Babası Diyarbekir hanedanından olmakla birlikte zamanla fakir düşmüş ve vefatında oğluna, Amid şehrine bir saat mesafede olan Payas köyünde yarım hisse bir tarla bırakmıştır. Bu tarlanın yarısı Ahmed Bey’in akrabası olan kendisinden on-onbeş yaş büyük Alâeddin Beyindi. Ahmed bey, babası öldüğünde onyedi-onsekiz yaşlarında melek yüzlü bir insandı. Memleket ahalisi diğer Ahmed ismini taşıyanlarla ayırmak için, çok ahlaklı ve melek yüzlü olan Ahmed Bey’e “Melek” ismini vermişlerdi. Alâeddin Bey otuz, Melek Ahmed Bey ise yirmi yaşlarında oldukları halde Payas karyesindeki tarlalarındaki ekinlerini biçip satarlarmış. Muaşşir (Öşürcü) gelip, öşr-i şer‘isini almak üzere olduğu sırada, akşama kadar öşürcü gelmediğinden gece nöbetleşe ile harmanlarını beklemeğe mecbur olmuşlar. Tarlaları birkaç dönümden ibaret ise de bol yağmurlar yağdığından mahsulleri o yıl oldukça bereketli olmuş. Önce nöbet bekleyen Alaeddin Bey gök kubbeye bakarak, “ben evlendim, evlat sahibi oldum, dünyada göreceğimi gördüm, Ahmed Bey henüz bekârdır, evlenmek için paraya ihtiyacı vardır. Yardım etmek istesem kabul etmez, bu gece gizlice yardımda bulunayım” diye düşünerek, kendi hissesinin yarısından fazlasını Ahmed Beyin hissesinin üzerine taşımıştır. Gece yarısı Ahmed Beyi kaldırarak, kendisi yatmıştır. Ahmed Bey de kendi kendine düşünerek “Ortağım Alâeddin Bey evlidir, oğullarını mektebe gönderecek, kızlarını evlendirecektir. Yardım etmek istesem kabul etmez, bu gece gizlice yardımda bulunayım” diye düşünerek, kendi hissesinin yarısından fazlasını Alâeddin Beyin hissesinin üzerine taşımıştır. İşte o gece bu iki samimi insanın üzerlerine rahmet kapısı açılmış ve tarlaları nurla dolmuştur. İkisi de yapış oldukları işi unutmuşlar ancak o geceden sonra gerek Alâeddin Bey ve gerekse Melek Ahmed Bey’in ellerini attıkları topraklar çok bereketli olmaya başlamıştır. Kısa zaman içerisinde büyük bir servet sahibi olmuşlardır. Bunun üzerine yardım ve ihsanda daha ileri gitmeye başlamışlardır. Melek Ahmed Bey, Amid’de Rum kapısı civarındaki camii ve hamamı da inşa ettirmiştir.
Alâeddin Bey ve Melek Ahmed Beyin ziraatları oldukça ilerlemiş ve bundan dolayı ticarete yönelmişler ve ölünceye kadar ortaklıktan ayrılmamışlardır. Hatta ölüme bile birlikte gitmişlerdir. Amid şehrinde ticaretle uğraşmaya başlamışlar ve Amid’e mahsus olan harir şurubunu (Şerab-ı harir)diğer kasabalara ihraç etmeye başlamışlardır. Ahmed Bey ve Alâeddin Bey’in servetleri arttıkça bunu ellerinde tutmayıp, arazi ve çiftlik almışlardır. Habur nehri kenarındaki bütün çiftlikleri almışlardır. Ahmed bey, çift hayvanı olmayanlara öküzler, tohumu bulunmayanlara tohumlar vermiş, pamuk, pirinç, Sisam gibi ürünler yetiştirmeye uygun yerleri belirleyerek, her ürünü yerli yerine ektirmiştir. Ziraata müsait olmayan yerlerde oturan ve vergilerini ödemekte zorlananlara da uygun şartlarda hayvanlar tedarik etmiş ve bunların ürünlerini de uygun fiyattan almıştır. Kıraç mahallerde de bağlar yetiştirmeye çalışmıştır. Melek Ahmed Bey yaptığı bu yardımlarla memleketin servetin artmasına vesile olduğu gibi kendi serveti de oldukça artmıştır. Ahmet Bey yetimlere, kimsesizlere ve halini kimseye arz etmeye çekinen hanedan düşkünlerine, dul ve sahipsiz kadınlara her zaman yardım etmiş, işi kötü giden esnaflara sermaye yardımında bulunmuştur. Melek Ahmed Bey’in çeşitli haneleri olup, bunlarda ihtiyacı olan her türlü insan ikamet edebilmekteydi.
1565 senesinde Ahmed Bey, Amid şehrinde bir camii yaptırmayı düşünmüştür. Öncelikle Melek Ahmed Paşa Hamamı diye meşhur olan hamamı bina ettirerek 1568 senesinde tamamlatmıştır. Amid’de bulunan şairler birçok kasideler yazarak bu hamamın yapıldığı tarih hakkında tarih düşürmüşlerdir. Hamamın yapılmasını takiben, inşasını tasavvur ve arzu eylediği camii için lazım gelenleri hazırlamaya başlamıştır. Camiin yapılacağı yeri tespit ederek, arasa sahipleri ile anlaşıp burayı satın almıştır. Fakat o sırada Diyarbekir Valisi bulunan Sokulu Hanedanından Şahin Mustafa Paşa-zade Behram Paşa (1564-1566 tarihleri arasında Diyarbakır Valiliği yapmıştır), meşhur Camii-i şerifi ile kasr ve hamamını inşaya başlamıştır. Bu camii tamamlanmadan Diyarbekir valisi olan Amucazadeleri Sadr-ı azam Mehmed Paşazade Hasan Paşa (1570-1571 tarihleri arasında Diyarbakır Valiliği yapmıştır) da bu camii tamamlatmaya çalışmıştır. Bu sebeple Melek Ahmed Beğ tasavvur eylediği, cami-i şerifin inşasını bir müddet ertelemiştir. Bu gelişmeleri takiben, İran muharebesi zuhura gelmiş, Melek Ahmed Beğ bu sırada birçok maliye ve mülkiye işlerinde istihdam olunarak devlet ve hükümetin her hususta mazhar-ı nazar-ı takdir ve tahsini olmuştur. Melek Ahmed Beğ; kitabet işlerinde ve diğer hususlarda istihdam eylediği kişiler ashab-ı iktidar ve kemalatdan ve hüsn-i hatt ve hüsn-i hal erbabından idiler. 1581-1582 tarihlerinde Amid Defterdarlığına Lalezar-zade Muhammed Çelebi tayin olunmuştu. Defterdar Lalezar-zade’nin gelip, Melek Ahmed Bey’e misafir olması ve hakkında olumlu kanaatlerde bulunmasından dolayı, Ahmed Bey bütün vilayet varidatını iltizam eylemeye başlamıştı. Bu arada sürüp gitmekte olan İran muharebeleri sebebiyle Melek Ahmed Beğ, mübayaat ve sevkiyat işine de karışarak büyük hizmetler yapmıştır.
1584 de Sadrazam olup, serdar tayin olunan Özdemir-zade Osman Paşa’nın Diyarbekir valiliği yaptığı sırada (1571-1572) Melek Ahmed Bey ile aralarında iyi bir dostluk oluşmuştu. Ahmed Bey, yeniden Osman Paşa’nın teveccühüne mazhar olmuş ve sevkiyat ve nakliyat ve mübayaat hususlarında da önemli vazifelerde bulunmuştu. Bir sene sonra yani 1585 tarihinde Tebriz şehri, Osman Paşa tarafından feth olunduğu sırada Melek Ahmed Bey’e, Beylerbeyi rütbesi verilerek, Musul valiliğine tayin olunmuştur. Melek Ahmed Paşa 1587 tarihine kadar Musul vilayeti valiliğinde bulunmuş, Ekim 1587 tarihinde Amid şehrine dönmüştür. Melek Ahmed Paşa, memleketine döndükten sonra zaten arsasını aldığı ve her türlü malzemesini hazırladığı camii yaptırma işine başlamıştır. İşin ehilleri vasıtasıyla kıbleyi güzelce tayin ettirdikten sonra camiin temelleri atılmıştır. Amele ve ustalar her gün sabahtan evvelce yapılan hamama giderek gasl eder ve ondan sonra pak ve temiz olarak cami-i şerifin inşasına başlarlardı. Camii traşlı ve düzgün taşlarla mükemmel bir surette inşa edilmiştir. Camii için vakıf oluşturularak, imamlar, hatipler, müezzinler, cüzhanlar, müderrisler, müfessirler, muhaddisler ve yardımcı görevliler olarak da ferraşlar, çöpçüler, bevvablar ve hademeler ücretleri belirlenerek tayin edilmişlerdir.
1590-1591(H.999) senesine kadar Camiin dâhili kısımları tamamlandı ve sıra dış kısımlarının yapılmasına geldi. Melek Ahmed Paşa dış kısma kemerler ve ayrıca ek olarak da bir medrese inşa ettirmeye düşünmekteydi. “Kimsenin kandilini sabaha çıkarmaz rüzgar”, hükmü zuhura gelerek, 1590-1591(H.999) senesinde Deli (Divane) İbrahim Paşa, Diyarbekir valiliğine tayin olundu. (Deli İbrahim Paşa İlki 1590-1592 de 2 yıl ve ikincisi 1593-1594 te olmak üzere iki defa Diyarbakır valiliği yapmıştır.) İbrahim Paşa’nın Diyarbakır valisi olmasından sonra birçok üzücü hadiseler yaşanmıştır. 8-18 Eylül 1592 (Evahir-i Zilhicce 1000) tarihinde Amid zenginlerinden Recep Ağa, Alâeddin Bey ve Melek Ahmed Paşa, Deli İbrahim Paşa tarafından idam edilmişlerdir. Melek Ahmed Paşa’nın oldukça büyük olan evi, inşa ettirdiği camiin hemen sağ tarafında idi. Bu ev 1615-1619 tarihleri arasında üç defa Diyarbakır valiliği yapan Dilaver Paşa tarafından hana çevrilmiş ve Camiin yanına yaptırdığı, Dilaveriye Medresesine vakf ettirilmiştir. Merhum Melek Ahmed Paşa’nın vuku-i elim şahadeti hakkında, bazı tarihlerde verilen tafsilat ve Aladdin Beğ hakkında dahi reva görülen “Ayyar-Ruzgar” gibi tabirler, Deli İbrahim Paşa’nın tesiri ile yazılmış şeyler olup, dikkate alınmaması gerekir.
KAYNAK: Mehmed Süreyya / Sicill-i Osmanî (c. 4, Tarih Vakfı Yurt Yay. İstanbul, 1996, s.1081), Abdulgani Bulduk / Diyarbekir'in Acemler'den Fethini Müteakib Gelen Valilerin Terâcim-i Hallerini Mübeyyin Tarihçe (s.210-211), Ali Emiri / Amid-i Sevda (8 Mayıs 1325, Numara:6 Matbaa-i Amidî, 1325 S.81-96).
Prof. Dr. İBRAHİM YILMAZÇELİK