
Mustafa daha ilkokuldayken 1888 yılında kocasını yitiren Zübeyde Hanım, daha temelli yerleşmeden önce zaman zaman çocukları ile birlikte kardeşi Hüseyin Ağa’nın çiftliğine giderdi. Bu sırada, ağabeyine daha fazla yük olmak istemeyen Zübeyde Hanım; Atatürk’ün ifadesiyle, ‘iyi kalpli bir insan olan’ Selânik Gümrükler Başmüdürü Evranoszade Ragıp Beyle ikinci evliliğini yaptıysa da bir süre sonra ayrıldı. Kızlarından Naciye de çok yaşamadı. Balkan harbinden sonra, birçok Türk ailesi gibi, kızı Makbule ile birlikte Selanik’ten göç edip İstanbul’a gelerek Beşiktaş / Akaretler’de bir eve yerleşti. Milli Mücadele yıllarında Ankara’ya gelen Zübeyde Hanım, 1919’da ayrılmak zorunda kaldığı oğlu Mustafa Kemal’i, yıllar sonra Ankara’da Cumhurbaşkanı olarak gördü.
Yalnızca öğrenim yaşamında değil, Mustafa Kemal’in arkadaşlarıyla birlikte kurduğu “Vatan ve Hürriyet” adındaki derneğin çalışmaları sırasında da Zübeyde Hanım oğlunun yanındaydı. Kimi zaman onu uyarıyordu ve diyordu ki; “Evlâdım, siz acemisiniz. Madem ki böyle işlerle uğraşıyorsunuz, beni yaptığınız işlerden haberdar ediniz. Çok dikkat etmelisiniz. Gizli şeyleri bana haber veriniz. Yegâne erkek evlâdım sensin.” Zübeyde Hanım, ağabeyine daha fazla yük olmamak için yeniden evlenmeyi düşündüğünde, bu ikinci evliliğini Evranoszade Ragıp Bey’le yapmıştı. Ragıp Bey’in önceki evliliğinden dört çocuğu vardı. Bu evlilik, babasının anısına saygı gösterilmediğini düşünen Mustafa Kemal’i kızdırdı. Ama yine de sonraki yıllarda Ali Fuat Cebesoy’a, Ragıp Bey hakkında; “Bana karşı hep çok saygılı davranmış, büyük adam muamelesi yapmıştır. Nazik ve kibar bir insandır” diyerek söz edecekti. Zübeyde Hanım, Balkan Savaşı (1912)’ndan sonra Ragıp Bey’den ayrıldı ve artık Osmanlı toprağı olmaktan çıkan Selânik’i bırakarak kızı Makbule ile birlikte İstanbul’a göç ederek yerleşti. Ancak İstanbul’da işgal kuvvetleri tarafından yapılan baskınlardan çok etkilendi ve hastalığı bu dönemlerde yeniden ortaya çıktı. Atatürk’ün 1919’da Samsun’a çıkması ile aralarına özlem dolu uzun bir dönem girecek ve Zübeyde Hanım oğlunu ancak 14 Haziran 1922 yılında Adapazarı’nda görebilecekti. Bu arada oğlunun Osmanlı padişahı tarafından ölüme mahkûm edilişi de doğal olarak onu çok üzmüş olmalıydı. Ahmet Emin Yalman, Zübeyde Hanım için şöyle der: “Bu yüksek ruhlu kadın, küçük yaşta babasız kalan evlâdını yetiştirmek için büyük bir azimle çalışmış ve her türlü zorluğa göğüs germişti. Yıllardan beri görmediği oğluyla üzerinde sade bir basma entari olduğu halde buluşmaya giderken yanındakiler kalbinden rahatsız olduğunu bildiklerinden onu hazırlamak kaygısına düşmüşlerdi. Bu endişeyi sezmesi, bize sakin olduğunu söylemesi onun ne asil ruhlu olduğunu gösteriyordu.” Oğluyla Milli Mücadele yıllarında Ankara’ya yerleşen Zübeyde Hanım’a, Ankara’nın sert ikliminin iyi gelmediğini söyleyen doktorları, yaşayacağı yer olarak ona İzmir’i önerdiler. Atatürk Salih Bozok’a; “Salih, annemin hastalığı çok vahimleşti. Korkarım ki kendisine bir hal olmasın. Son isteğini yerine getirmek için engel olmak istemedim. Bu korktuğum şey vaki olursa yapacağın şudur. Ankara’ya yakınsanız oraya dönün. İzmir’e yakınsanız oraya gidin. Annemin cenazesi benim her zaman ziyaret edebileceğim bir yere gömülmelidir” dedi. Zübeyde Hanım 14 Ocak 1923 tarihinde 66 yaşında yaşama gözlerini yumdu. İzmir’in merkez ilçesi Karşıyaka’da 1940 yılında yaptırılan anıt mezarda yatmaktadır. Zübeyde Hanımın adı; cadde, sokak, semt, huzurevi adlarından başka eğitimden sağlığa kadar yurdun her yanında pek çok kurum ve kuruluşa verilmiştir. HAKKINDA: Büyük Larousse Ansiklopedisi (1992), Ana Britannica Ansiklopedisi (1999), Ali Fuat Cebesoy / Sınıf Arkadaşım Atatürk - Okul ve Genç Subaylık Hâtıraları (2000), Genel Kültür Ansiklopedisi (2006), İpek Çalışlar / Latife Hanım (Ekim 2007).



