Biyografya
Profil
Mehmet Şerif Cebe

Mehmet Şerif CebeBu sayfa sizin mi?

Doğum
1 Mayıs 1956
Diyarbakır
Eğitim
Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü

Eğitimci, şair ve yazar, ressam. 1 Mayıs 1956’da Diyarbakır’da doğdu. Babası Tahir, kamu kurumunda işçi; annesi Ayşe ise ev hanımıdır.

Mehmet Şerif Cebe, 1966 yılında Piran’ın Tepebaşı (Şeyhmalan) köyünde ilkokula başladı. İlkokulun ilk dört sınıfını dedesi ve anneannesinin evinde kalarak bitirdi. Anneannesi Halime, onu çok seviyor ve banyosunu yaptığında ona şöyle bir tekerlemeyle dua ediyordu: “Avkı acer şıru, lajımı kayme şıru!” (Su aşağı, oğlum yukarı çıksın!)

Ailece Diyarbakır’a yerleşmeleri nedeniyle 5. sınıfı, 1969-1970 öğretim yılında Diyarbakır merkez ilçesi Bağlar’da bulunan Şehit Namık Tümer İlkokulu’nda okuyarak mezun oldu. 1970 yılında başladığı ortaokul ve lise öğrenimini 1976 yılında Diyarbakır’da tamamladı. Lisede okurken MTTB’ye üye oldu. Yine bu yıllarda çeşitli İslami referanslı gazete ve dergileri okumaya başladı. Milli Gazete, Yeni Devir Gazetesi, Mavera Dergisi gibi basın yayın araçlarını yakından takip etmeyi ihmal etmedi. Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü’nü bitirdikten sonra Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği alanında lisans mezunu oldu.

Mehmet Şerif Cebe, 21 Kasım 1979 tarihinde Yozgat-Şefaatli Lisesi’ne Türkçe öğretmeni olarak atandı. 1982 yılında İzmir Menemen’de kısa dönem askerlik yaptı. Aynı yıl askerden sonra 12 Eylül 1982’de Diyarbakırlı Nurhan Hanımla evlendi. Bu evlilikten dört çocukları oldu. Burada 5 yıl çalıştıktan sonra 1984 yılında uygulamada olan Rotasyon Atama Yönetmeliğine göre Denizli, Çivril- Gümüşsu İlköğretim Okulu’na atandı. Burada da 5 yıl çalıştıktan sonra isteği üzerine Diyarbakır Hazro Lisesi’ne okul müdürü olarak ataması yapıldı.

İki yıldan sonra Diyarbakır Merkez Kazım Karabekir İlköğretim Okulu müdürü olarak atandı. 2 yıl Kazım Karabekir İlköğretim Okulu müdürlüğü görevini yaptıktan sonra; okul müdürlüğünden istifa ederek Diyarbakır merkez Yenişehir Şair Sırrı Hanım İlköğretim Okulu’nda Türkçe öğretmenliği yapmaya devam etti. 2005 yılından 2012 yılına kadar Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğünde, İl Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı; bu görevi sırasında kesintili olarak 7 ay İl Milli Eğitim Müdür Vekilliği yaptı. Milli Eğitim Bakanından aylıkla ödüllendirme, Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyarbakır Valiliğinden takdir, Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdüründen teşekkür belgelerini aldı.

Diğer taraftan çeşitli zamanlarda ve konularda katıldığı; 1980 yılında 229 numaralı Eğitim Yönetimi Kursu, 1999 yılında 21 numaralı “Rehberlik Hizmetleri Semineri, Milli Eğitim Bakanlığı ve TOBB Türkiye Eğitim Meclisi işbirliğinde 2011 yılında düzenlenen “Hayat Boyu Öğrenme ve Özel Öğretim Kurumlarının Rolü” konulu 4. Eğitim Kongresine katılarak başarı belgeleri aldı. Bu arda Memur-Sen’in kuruluş çalışmaları dolayısıyla Diyarbakır’a gelen Mehmet Akif İnan’la tanışma fırsatı buldu. Eğitim-Bir-Sen’in Diyarbakır Şubesi kurucuları arasında yer aldı.

Güzel sanatlara olan ilgisinden dolayı amatörce resim yapmayı da sürdürdü. Daha çok natür resimlerini “Çizdiklerim” adıyla bir dosyada topladı. Bu çizdiklerini bilgisayarda “paint” programını kullanarak yaptı. “Gönlümün Çiçekleri, Şiir Bahçem 1” adlı şiir kitabının kapağındaki resim de kendi çizimidir.

Mehmet Şerif Cebe, 2021 yılında çok sevdiği öğretmenlik mesleğinden yaş haddi nedeniyle ayrılmak zorunda kalarak emekli oldu. Emeklilik günlerinde de boş durmayarak günlük gazetelere yazı yazmak, şiir çalışmalarında bulunmak, toplumsal yarar gördüğü konularda çalışmalara katılmak gibi etkinliklere devam etmektedir. Bu anlamda halen emekli Memur-Sen Diyarbakır İl Temsilciliği Yönetim Kurulu üyeliği görevini sürdürmektedir.

Diyarbakır Özgür Haber Gazetesi’nde ve Diyarbakır Yazarlar ve Şairler Derneği tarafından çıkarılan Hevsel Dergisi’nde şiirleri yayınlandı. Tirajı yüksek olup bölgesel yayınlanan Güneydoğu Güncel Gazetesi’nde ve İstanbul’da yayınlanan Yeni Söz Gazetesi’nde haftada bir güncel konuları işleyen yazıları yayınlanmaktadır. 100. Yılında Çanakkale Zaferi konulu 11. Şiir Yarışmasına katılarak Ümraniye Belediye Başkanı Hasan CAN’ dan teşekkür belgesi aldı. Bunların dışında zaman zaman yurt genelinde yapılan çeşitli şiir ve edebiyat yarışmalarına katıldı. “Ey Sevgili” adlı şiiri; öğrencisi Meral Kılıç Sürmeli tarafından seslendirilip yayınlanmıştır. 

Fuzuli’nin Kaside Der Naat-ı Hz. Nebevi adını verdiği ünlü Su kasidesinden esinlenerek Hz. Nebi’ye (s.a.v.) duyduğu sevgi ve saygıyı dile getiren “Yetimlerin İncisi Nebi-yi Yakut Mesnevisi” adını verdiği kitabının girişinde bu naatını yazma gerekçesini şöyle açıklar.

 “Yine gecelerden Rebi’ül evvel ayının 12. gecesiydi. Ufuklara baktım, yıldızlar hüzünle göz yaşı döküyor gibi geldi bana! Hayali olarak yıldızların prensesi Süreyya’ya sordum: “Neden gözleriniz yaşlıdır, ne oldu ki?” Prenses Süreyya; “Sorma, bir felaket geldi başıma! Işık kaynağım olan lamba ortada görünmüyor! Dolunay artık başka yurda misbahlık/ışık kaynaklığı yapıyor! İşte Dolunay’ın beni ışıtmayı bırakıp gidişinin yıl dönümü olduğu için benim ve yıldızlarımın gözleri yaşlıdır. Dolunay bizi terk etti edeli; her yıl aynı gün ve gecede bu göz yaşımız, üzüntümüz, Dolunay’ın dayanılmaz ayrılık acısından akıp gider; Sakarya, Kızılırmak, Dicle ve Fırat’la buluşarak/karışarak  okyanuslara karıştıktan sonra inci tanelerine dönüşür!”diye bana cevap verdi. Bu söyleşimizi dinlemekte olan Ay da oradan söze karıştı ve dedi ki: ”Göz yaşı dökmenize gerek yok, o asıl yurda dönmüş ama bize emanet ettiği kitabı ve yaşayışı aramızda ve bize örnektir. Siz onun emanetlerine sahip çıktıkça ben de ona vekaleten Yesrip’in üzerine her ay doğduğumda onu anımsarım ve onu sevenleri aydınlatırım.”

“Bu söyleşiden sonra heyecanlandım; aşk ve sevgi üstadı Fuzuli’den ilham aldım; çile ve  yalnızlık üstadı Akif’i ve sürgündeki üstat Sezai’yi izleyerek cesaretlendim ve yola çıktım. Bu garip yolda benim de; “Çorbada tuzum olsun!” dedim ve mesnevi tarzındaki bu naatı kaleme almaya başladım. Bana; ”Bu ne cür’et?” diyecek okurlarıma; ancak şöyle cevap verebilirim: Üstat Ka’b bin Züheyr’in Kaside-i Bürdesi’sindeki: Şüphe yok ki, Resulullah,/Doğru yolu gösteren bir nurdur!”, Üstat Fuzuli’nin, Kaside der Naat-ı Hz. Nebevi’sindeki: ”Hak-ı payine yetem der muttassıl,/Başını taştan taşa urur gezer avare su!”; Üstat Molla Cami’nin beytindeki; “Muhammedün beşerün, lakel beşer; kel hüve yakut-i beynel hacer!”,(Evet Muhammed bir beşerdir; ancak onun beşerliği taşlar arasındaki değerli taş olan yakut taşının diğer normal taşlara göre olan değeri gibidir.), Üstat Süleyman Çelebi’nin, Vesile-ttün Necat’ındaki; ”Doğdu ol saatte ol sultan-ı din,/Nura gark oldu semavat u zemin!”, Üstat Mele Hüseyin-i Bateyi’nin, Mevlida Nebi’sindeki; “Vesf -ı hüsnate bejım subh u şam, / Sed kıyamet de bıçne hij ne tamam!” (Senin güzelliklerini ve iyiliklerini sabah akşam saymaya çalışsam; böylelikle yüz defa dünya kurulsa ve yüz defa kıyamet kopsa yine de bitiremem!” ; Üstat M .Akif’in; “Bir Gece”sindeki; “On dört asır evvel yine böyle bir geceydi,/ Kumdan ayın on dördü bir öksüz çıkıverdi!”, hemşehrisi olmakla sevindiğim Üstat Sezai Karakoç’un; Sürgün Ülkeden Başkentler Başkenti’ne’sindeki: ”Sevgili,/Ey sevgili/ En sevgili!” şaheserlerinden cür’etlendim!”diye cevap verebilirim ancak!

Diğer taraftan üstat Sezai Karakoç’un: “İnsanın ufku mü’mindir. Mü’minin ufku peygamber. Peygamberin ufku da mutlak gerçeklerin habercisi, her peygamberi şahsiyetinin katlarında bir yaprak gibi bulunduran Son Peygamber… Peygamber nasıl insanın ufkuysa, naat da şiirin ufkudur. Naat, insanın insanı, kendini peygamberde araması, gerçeği onun çevresinde dolaşarak bulmaya çalışması, ona yaklaşmaya çalışarak yaradılışın sırrına erileceğini idrak edişidir.”

“Naat, peygamberin şiirle yapılmak istenen bir portresidir. Her şair, durduğu yerden ve görme kabiliyeti ölçüsünde ona bakar; o büyük mükemmelliğin karşısındaki duygularını zapt etmeye çalışır. Bütün naatlar âdeta, tarih boyunca yapılan tek bir portrenin farklı cephelerden birer örneği gibidir ve tek bir portre içindir.” (Diriliş Yazıları, Mehmet Erdoğan) feyiz verici, duygularımı okşayan ipeksi ifadeleri beni kamçıladı diyebilirim.

Yani benim hünerim yok; ancak üstatlarımdan cesaret alarak böyle haddimi aşacak bir işe giriştim.

Yüce Allah’ım, beni ve Resul’unü (s.a.v.) seven kardeşlerimi; Nebi’siyle birlikte cennet bahçelerinde buluştursun inşallah! Amin...”

Kitapları:

 

1982’den beri yazdığı şiirlerini Bağçe-i Eş’arım (Şiirlerimin Bahçesi) şemsiyesi altında; “Gönlümün Çiçekleri, Şiir Bahçem 1”, “Gönlümün Çiçekleri, Şiir Bahçem 2 (Yetimlerin İncisi Nebiyi Yakut Mesnevisi), Gönlümün Çiçekleri, Şiir Bahçem 3” adlarıyla üç kitapta topladı. İlk iki şiir kitabı Flora Yayınları tarafından 2022 yılında yayınlandı.

Ayrıca yayınlanmayı bekleyen bir Romanı, iki hikayesi ile “Ya İstiklal Ya Ölüm, Orantısız Güç ve Yaslıyım” adlı incelemeleri ve  “Çocuklara Masallar” adlı dosyaları da vardır. 

KAYNAK: Bilgi Teyidi (05.09.2022).

Fotoğraflar

Biyografya'dan haberdar olun

Yenilik, gelişme ve kampanyaları ilk siz öğrenin.

Abone olarak tarafınıza e-posta ile ticari elektronik ileti gönderilmesini kabul edersiniz. Dilediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz.