
Halk şairi (D. ?, Kalecik / Ankara - Ö. ?). XIX. yüzyılda yaşadı. Bu nedenle kaynakların pek çoğunda Kalecikli Mir’atî adıyla anıldı. Yetişkin olduktan sonra Bektaşîliği benimseyen şair, Mir’atî Baba olarak da tanındı. Buna rağmen 1869’da Turabî Ali Baba Dede’den (Ölm. 1868) el aldığına ve ustası Âşık Hasan’ın babası Âşık Kemali ile müşaare ettiğine (şiirle karşılıklı atışma) dayanılarak 1809-84 yılları arasında yaşadığı sanılmaktadır. 1815-60 tarihleri arasında yaşadığı sanılan Erzurumlu Emrah’ın o devirlerde saz şairlerinin uğrak yerlerinden biri olan Çankırı Yapraklı Dağı’nda kurulan Yapraklı Panayırı’na gelerek Kalecikli Mir’atî ile birlikte saz çaldıkları söylenmektedir. Asıl adı Mehmet olan Mir’atî’nin babası ve ataları hakkında bir bilgi yoktur. Ayna anlamına gelen Mir’atî mahlasını Vasfı Şeyh Tekkesine hizmeti sırasında aldığı sanılmaktadır. Eğitimi konusunda da bir bilgi yoktur. Şiirlerine bakılarak medrese tahsili gördüğü ve icazetli hocalardan olduğu anlaşılmaktadır. Saz çalmaya küçük yaşlarda başladı, kısa zamanda ustalık kazandı ve genç yaşlarında bu alanda üne kavuştu. İstanbul’a gidince Mehmet Ali Paşa’nın koruması altına girdi. O yıllarda saz şairlerinin uğrak yeri olan Tavukpazarı Kahvesinde ünlendi. 1850 tarihinde “Dede-Baba” makamına geçti. Son yıllarını İstanbul’da geçirdi. İstanbul’da öldüğü ve Tavukpazarı çevresinde toprağa verildiği söylenmektedir. Sazı, bir süre Aşmalı Meyhanesinde asılı olarak korunmuşsa da bir yangın sırasında yandı. Mir’atî’nin, temiz giyimli, uzunca boylu, geniş omuzlu, sarı sakallı ve iri gözlü olduğu söylentiler arasındadır.
Halk şairlerinin şiirlerini toplayan antolojilerin birçoğunda Mir’atî’ye yer verildi, cönklerde şiirlerine rastlandı. Hayrettin İvgin tarafından on üç nefesi, bir musammat koşması, dört destanı, dört gazel divanı, iki gazel semaisi, iki müseddesi, bir muhammesi tespit edildi. İhsan Ozanoğlu, Kalecikli Mir’atî adlı eserinde yayımladığı on dört şiirden yola çıkarak, Mir’atî’nin çağdaşları Dertli ve Bayburtlu Zihnîden gerek eğitim ve gerekse sanat yönünden aşağı kalmadığını, hatta Dertli gibi sözlerinde dil hataları yapmaktan kaçınarak imale ve zihafa dahi düşmediğini yazdı. Mir’atî kendini aşka, Tanrı aşkına adamıştı ama içkiyi seven bir harabat (meyhane) ehliydi.
“Kalecikli Mir’atî; Hacı Bayram Velî’yi bir yana bırakırsak, başkent Ankara’nın en güçlü halk şairidir, denilebilir. Kalecik’in Çankırı, Çorum ve Kastamonu’ya yakınlığı dolayısıyla bu yöre âşıklarıyla, saz şairleriyle dost olmuş, onlar gibi İstanbul’a da gitmiştir. (…)
“Kanaatimce Mir’atî, Erzurumlu Emrah halkasından nasiplenmiş, o halkanın şiir anlayışını benimsemiş, ancak Bektaşî şiirinin de pınarından da bol bol içmesini bilmiştir. Mir’ati’nin sanat bakımından en güçlü olduğu şiirleri, destanlarıdır. Nasihat Destanı, aynı konudaki destanlar içinde bir şaheser niteliğindedir. Dehri Dilçin; bu destan için; ‘Levni’nin Atasözü Destanı istisna edilirse, bu vadide yazılmış destanların en güzeli ve en muvaffak olanıdır.’ diye yazmıştır. Mir’atî’nin sanatının gücü dolayısıyla bazı şiirlerine usta âşıklar tarafından nazire yapılmıştır. Zayıf şiirlere nazîre yazıldığı hiç görülmemiştir.” (Nail Tan)
HAKKINDA: Hızrî / Şairnâme (1841), Refik Ahmet Sevengil / Y. B. Halk Şiirleri (s. 406-408), Âşık İhsan Ozanoğlu / Kalecikli Mir’atî, Hayrettin İvgin / Kalecikli Âşık Mir’ati - Ali Esat Bozyiğit ile (2004).
Halk şairi (D. ?, Kalecik / Ankara - Ö. ?). XIX. yüzyılda yaşadı. Bu nedenle kaynakların pek çoğunda Kalecikli Mir’atî adıyla anıldı. Yetişkin olduktan sonra Bektaşîliği benimseyen şair, Mir’atî Baba olarak da tanındı. Buna rağmen 1869’da Turabî Ali Baba Dede’den (Ölm. 1868) el aldığına ve ustası Âşık Hasan’ın babası Âşık Kemali ile müşaare ettiğine (şiirle karşılıklı atışma) dayanılarak 1809-84 yılları arasında yaşadığı sanılmaktadır. 1815-60 tarihleri arasında yaşadığı sanılan Erzurumlu Emrah’ın o devirlerde saz şairlerinin uğrak yerlerinden biri olan Çankırı Yapraklı Dağı’nda kurulan Yapraklı Panayırı’na gelerek Kalecikli Mir’atî ile birlikte saz çaldıkları söylenmektedir. Asıl adı Mehmet olan Mir’atî’nin babası ve ataları hakkında bir bilgi yoktur. Ayna anlamına gelen Mir’atî mahlasını Vasfı Şeyh Tekkesine hizmeti sırasında aldığı sanılmaktadır. Eğitimi konusunda da bir bilgi yoktur. Şiirlerine bakılarak medrese tahsili gördüğü ve icazetli hocalardan olduğu anlaşılmaktadır. Saz çalmaya küçük yaşlarda başladı, kısa zamanda ustalık kazandı ve genç yaşlarında bu alanda üne kavuştu. İstanbul’a gidince Mehmet Ali Paşa’nın koruması altına girdi. O yıllarda saz şairlerinin uğrak yeri olan Tavukpazarı Kahvesinde ünlendi. 1850 tarihinde “Dede-Baba” makamına geçti. Son yıllarını İstanbul’da geçirdi. İstanbul’da öldüğü ve Tavukpazarı çevresinde toprağa verildiği söylenmektedir. Sazı, bir süre Aşmalı Meyhanesinde asılı olarak korunmuşsa da bir yangın sırasında yandı. Mir’atî’nin, temiz giyimli, uzunca boylu, geniş omuzlu, sarı sakallı ve iri gözlü olduğu söylentiler arasındadır.
Halk şairlerinin şiirlerini toplayan antolojilerin birçoğunda Mir’atî’ye yer verildi, cönklerde şiirlerine rastlandı. Hayrettin İvgin tarafından on üç nefesi, bir musammat koşması, dört destanı, dört gazel divanı, iki gazel semaisi, iki müseddesi, bir muhammesi tespit edildi. İhsan Ozanoğlu, Kalecikli Mir’atî adlı eserinde yayımladığı on dört şiirden yola çıkarak, Mir’atî’nin çağdaşları Dertli ve Bayburtlu Zihnîden gerek eğitim ve gerekse sanat yönünden aşağı kalmadığını, hatta Dertli gibi sözlerinde dil hataları yapmaktan kaçınarak imale ve zihafa dahi düşmediğini yazdı. Mir’atî kendini aşka, Tanrı aşkına adamıştı ama içkiyi seven bir harabat (meyhane) ehliydi.
“Kalecikli Mir’atî; Hacı Bayram Velî’yi bir yana bırakırsak, başkent Ankara’nın en güçlü halk şairidir, denilebilir. Kalecik’in Çankırı, Çorum ve Kastamonu’ya yakınlığı dolayısıyla bu yöre âşıklarıyla, saz şairleriyle dost olmuş, onlar gibi İstanbul’a da gitmiştir. (…)
“Kanaatimce Mir’atî, Erzurumlu Emrah halkasından nasiplenmiş, o halkanın şiir anlayışını benimsemiş, ancak Bektaşî şiirinin de pınarından da bol bol içmesini bilmiştir. Mir’ati’nin sanat bakımından en güçlü olduğu şiirleri, destanlarıdır. Nasihat Destanı, aynı konudaki destanlar içinde bir şaheser niteliğindedir. Dehri Dilçin; bu destan için; ‘Levni’nin Atasözü Destanı istisna edilirse, bu vadide yazılmış destanların en güzeli ve en muvaffak olanıdır.’ diye yazmıştır. Mir’atî’nin sanatının gücü dolayısıyla bazı şiirlerine usta âşıklar tarafından nazire yapılmıştır. Zayıf şiirlere nazîre yazıldığı hiç görülmemiştir.” (Nail Tan)
HAKKINDA: Hızrî / Şairnâme (1841), Refik Ahmet Sevengil / Y. B. Halk Şiirleri (s. 406-408), Âşık İhsan Ozanoğlu / Kalecikli Mir’atî, Hayrettin İvgin / Kalecikli Âşık Mir’ati - Ali Esat Bozyiğit ile (2004).



