
Hukukçu, şair (D. Erzurum – Ö. 1393’ten sonra). Asıl adı Mustafa’dır. Kadı Darîr ya da Erzurumlu Darîr olarak da tanındı. Doğuştan âmâ olduğu için “gözsüz” anlamındaki Darîr mahlasını kullandı. İlköğrenimini memleketinde tamamladı. 1368’de kadılık yaptığı Erzurum’dan ayrıldı, 1377’de Mısır’a gitti. Mısır’da, zamanın sultanı Mansur Ali bin Şaban bin Hüseyin’in sohbet meclisine katıldı. Sultan’dan yakın ilgi gördü, beş yıl süresince yakınlarından biri olarak sohbetlerinde bulundu. Her gece sultanların tarihini, Hz. Peygamber’in hayatını, ashabının (taraftarlarının) mücadelelerini ve İslâm döneminin fetihlerini anlattı. 1388’de ailesini de yanına alarak İskenderiye’ye gitti. Orada fazla kalamayıp Karaman’a uğradı. Burada yaklaşık dört yıl kaldı. 1392’de Halep’e gitti, orada Melik Çolpan’dan iltifat gördü.
Manzum ve mensur, bilinen dört eserin sahibi olan Erzurumlu Kadı Darîr, edebiyatımızda şairliği kadar nasirliğiyle (yazarlığıyla) de tanındı. Nesir tarzı eserlerinde de Azeri Türkçesinin özellikleri görüldü. Türkçe ve Türkçecilik bilinciyle yazdı. Memlük Türkçesinin Oğuz Türkçesine dayalı bir yazı dili haline gelmesinde büyük paya sahiptir. Siretü’n-nebi’sindeki beyitler, mevlit yazmış olan bütün Türk şairleri ve Vesiletü’n-Necat şairi Süleyman Çelebi’ye de ilham kaynağı oldu. Kıssa-i Yusuf adlı eserini 1367’de manzum mesnevi tarzında Erzurum’da yazdı. Siretü’n Nebi’yi 1380’de tamamladı ve Sultan Berkuk’a sundu. Siretü’n-Nebi, içinde manzum bölümlerin de bulunduğu mensur bir eserdir.
“Kadı Darîr, bir şairdir. Ancak onun nesirleri şiirlerinden öne geçmiş, daha çok nesir türü eserleriyle ün yapmıştır. Örneğin Sîretü’n-Nebî adlı eseri, Anadolu, Mısır ve Suriye’de yüzyıllar boyu sevilerek, benimsenerek okunmuştur. Darîr’in dili, Azerî Türkçesi ile Anadolu Türkçesi (Kuzey ve Doğu Türkçeleri) arasında bir yerdedir. Her iki lehçeyle ortak yönleri olmasına rağmen kendine özgü doğal ve canlı bir dil geliştirmiştir. Eserlerinde sâde ve temiz bir Türkçe kullanmıştır.” (Hasan Ali Kasır)
MESNEVİ: Kıssa-i Yûsuf (1366-67; yay. haz. Leylâ Karahan, 1994).
SİYER: Siyer-i Nebî (3 cilt, haz. M. Faruk Gürtunca, 1977).
ÇEVİRİ: Fütûhu’ş-Şam (Arap tarihçisi el-Vakıdî’nin aynı adlı eserinden, 1392-93).
HADİS-HİKÂYE: Yüz Hadis Yüz Hikâye (yay. haz. Selahattin Yıldırım-Necdet Yılmaz, 2005).
DİĞER: Risaletü’l-İslâm, Mevlid.
HAKKINDA: Ziyaettin Fahri Fındıkoğlu / Erzurum Şairleri (1927), Nihat Sami Banarlı / Resimli Türk Edebiyatı Tarihi (1971, c. 1, s. 368-69), M. Faruk Gürtunca / Kitâb-ı Siyer-i Nebî (1977), Leyla Karahan / Erzurumlu Darîr (1995), Hasan Ali Kasır / Erzurum Şairleri (1999).
Hukukçu, şair (D. Erzurum – Ö. 1393’ten sonra). Asıl adı Mustafa’dır. Kadı Darîr ya da Erzurumlu Darîr olarak da tanındı. Doğuştan âmâ olduğu için “gözsüz” anlamındaki Darîr mahlasını kullandı. İlköğrenimini memleketinde tamamladı. 1368’de kadılık yaptığı Erzurum’dan ayrıldı, 1377’de Mısır’a gitti. Mısır’da, zamanın sultanı Mansur Ali bin Şaban bin Hüseyin’in sohbet meclisine katıldı. Sultan’dan yakın ilgi gördü, beş yıl süresince yakınlarından biri olarak sohbetlerinde bulundu. Her gece sultanların tarihini, Hz. Peygamber’in hayatını, ashabının (taraftarlarının) mücadelelerini ve İslâm döneminin fetihlerini anlattı. 1388’de ailesini de yanına alarak İskenderiye’ye gitti. Orada fazla kalamayıp Karaman’a uğradı. Burada yaklaşık dört yıl kaldı. 1392’de Halep’e gitti, orada Melik Çolpan’dan iltifat gördü.
Manzum ve mensur, bilinen dört eserin sahibi olan Erzurumlu Kadı Darîr, edebiyatımızda şairliği kadar nasirliğiyle (yazarlığıyla) de tanındı. Nesir tarzı eserlerinde de Azeri Türkçesinin özellikleri görüldü. Türkçe ve Türkçecilik bilinciyle yazdı. Memlük Türkçesinin Oğuz Türkçesine dayalı bir yazı dili haline gelmesinde büyük paya sahiptir. Siretü’n-nebi’sindeki beyitler, mevlit yazmış olan bütün Türk şairleri ve Vesiletü’n-Necat şairi Süleyman Çelebi’ye de ilham kaynağı oldu. Kıssa-i Yusuf adlı eserini 1367’de manzum mesnevi tarzında Erzurum’da yazdı. Siretü’n Nebi’yi 1380’de tamamladı ve Sultan Berkuk’a sundu. Siretü’n-Nebi, içinde manzum bölümlerin de bulunduğu mensur bir eserdir.
“Kadı Darîr, bir şairdir. Ancak onun nesirleri şiirlerinden öne geçmiş, daha çok nesir türü eserleriyle ün yapmıştır. Örneğin Sîretü’n-Nebî adlı eseri, Anadolu, Mısır ve Suriye’de yüzyıllar boyu sevilerek, benimsenerek okunmuştur. Darîr’in dili, Azerî Türkçesi ile Anadolu Türkçesi (Kuzey ve Doğu Türkçeleri) arasında bir yerdedir. Her iki lehçeyle ortak yönleri olmasına rağmen kendine özgü doğal ve canlı bir dil geliştirmiştir. Eserlerinde sâde ve temiz bir Türkçe kullanmıştır.” (Hasan Ali Kasır)
MESNEVİ: Kıssa-i Yûsuf (1366-67; yay. haz. Leylâ Karahan, 1994).
SİYER: Siyer-i Nebî (3 cilt, haz. M. Faruk Gürtunca, 1977).
ÇEVİRİ: Fütûhu’ş-Şam (Arap tarihçisi el-Vakıdî’nin aynı adlı eserinden, 1392-93).
HADİS-HİKÂYE: Yüz Hadis Yüz Hikâye (yay. haz. Selahattin Yıldırım-Necdet Yılmaz, 2005).
DİĞER: Risaletü’l-İslâm, Mevlid.
HAKKINDA: Ziyaettin Fahri Fındıkoğlu / Erzurum Şairleri (1927), Nihat Sami Banarlı / Resimli Türk Edebiyatı Tarihi (1971, c. 1, s. 368-69), M. Faruk Gürtunca / Kitâb-ı Siyer-i Nebî (1977), Leyla Karahan / Erzurumlu Darîr (1995), Hasan Ali Kasır / Erzurum Şairleri (1999).





