
İskender Paşa
Devlet adamı, şair, 16. Yüzyıl Osmanlı dönemi Diyarbekir valilerinden (D. 1492, Kabartay-Balkar - Ö. 1571, İstanbul). Çerkez ve Abhazlarla akraba bir Kafkas halkı olan Kabartaylara mensuptur. Bundan dolayı, çağdaşı olan diğer İskender paşalardan ayırt edilmesi için tarihçiler tarafından bazen Çerkez, bazen de Gazi veya Sarı lakaplarıyla anılır.
Aral Gölü ile Hazar Denizi’nin kuzeyinde yer alan Kabartay-Balkar bölgesinde dünyaya geldi. Rusların 16. yüzyılın başlarında bölgeye saldırması sırasında babasını kaybetmesi üzerine ailesiyle birlikte Osmanlı ülkesine göç etti (1510). Batum üzerinden geldiği Trabzon’da vali olan Şehzade Yavuz Selim’in yanında bir süre kaldı, onunla birlikte İstanbul’a gitti ve orada orduya katıldı. Çaldıran ve Mercidabık seferlerine iştirak etti.
Akabinde Karaman Beylerbeyi Deli Hüsrev Paşa’nın emrine verilip onun yanında yetişti. 1521 yılında Diyarbekir Beylerbeyliğine atanan Husrev Paşa’nın yanında önce Kapıcıbaşı, sonra Çavuşbaşı oldu. Husrev Paşa’nın Rumeli Beylerbeyliğine nakli üzerine onunla birlikte gitti. Bir süre sonra da Sancak beyliğine terfi etti. 1541 yılında Budin Kalesi’nin doğrudan Osmanlı idaresi altına alındığı Macaristan seferine katıldı. 1546 yılında Diyarbekir, Şam ve Halep defterdarlıklarının toplandığı Arap ve Acem defterdarlığına tayin edildi. 1547’de İstanbul’a çağrılarak Anadolu defterdarlığına getirildi.
Kanunî Sultan Süleyman’ın 1548 yılında çıktığı ikinci İran seferine katılan İskender Paşa, Tebriz’in alınmasında önemli hizmetlerde bulundu. Aynı yıl içinde fethedilen Van Kalesi’nde kalmanın riskli olmasından dolayı kimse orada göreve talip olmazken, İskender Paşa kendi isteğiyle, yıllık geliri bir milyon akçe olan Van eyaletinin ilk beylerbeyi oldu. Bu görevde iken, harabe halinde bulunan Van Kalesi’ni onartıp savunma amaçlı olarak kullanılacak hale getirdi. Bu arada İran’ın Hoy Kalesi Beyi Dünbüllü Hacı Han’ın Van’a saldırmak için hazırlık yaptığını öğrenince, daha erken harekete geçerek karlı bir kış günü Hoy Kalesi’ni zaptetti ve Dünbüllü’nün kesilen başını padişaha gönderdi. 1550 yılında da İran’ın Revan (Erivan) kentine saldırı düzenledi.
İskender Paşa, 1551 yılında Erzurum Beylerbeyliğine atandı. Bu görevi sırasında Ardanuç, Şavşat, Ardahan, Göle ve Narman kentlerini/kalelerini zaptederek Osmanlı idaresine bağladı. İran Şahı I. Tahmasb’ın oğlu İsmail Mirza kumandasındaki İran/Safevi ordusuyla Erzurum Kalesi önlerinde yaptığı savaşta yenilgiye uğradıysa da kaleyi korumayı başardı. Kanunî Sultan Süleyman, yenilgiden dolayı üzülen Paşa’ya bir mektup göndererek kendisini teselli etti, ayrıca hilat, kılıç ve topuz hediye ederek gönlünü aldı.
İskender Paşa, 1552 yılında Diyarbekir Beylerbeyliğine nakledildi ve 1566 yılına kadar aralıksız olarak 14 yıl boyunca Diyarbekir Beylerbeyi olarak görev yaptı. Bu süre içinde Kanunî’nin Nahcıvan seferine katılarak Arpaçayı civarında İran askerlerini bozguna uğrattı. 1559 yılında Hasankale yakınlarındaki Karadere mevkiinde İran güçlerine karşı bir başka savaşa da iştirak etti.
1567 yılında Bağdat valiliğine getirilen İskender Paşa, Ulyânzâde tarafından çıkarılan isyanı bastırdı. Aman dileyen Ulyânzâde’yi, padişaha tâbi olması ve Basra hazinesine yılda 15 bin altın göndermesi koşuluyla afetti.
1569 yılında Mısır valiliğine atandı. Sinan Paşa’nın Yemen’deki isyanı bastırmak amacıyla Mısır valiliğinden geçici olarak alınması üzerine yapılan bu tayinle iki yıla yakın burada görev yaptı. Sinan Paşa’nın dönüşü üzerine, Mısır’dan ayrılarak İstanbul’a gelen İskender Paşa, burada 1571 yılında vefat etti. Bir rivayete göre, İstanbul/Boğaziçi’nde Kanlıca’da bulunan İskender Paşa Külliyesi’nde, bir başka rivayete göre ise Diyarbekir’deki İskender Paşa Camisi’nin doğusunda yer alan türbeye gömüldü.
İskender Paşa, görev yaptığı yerlerde, yalnızca şehirlerin idaresi ve dış saldırılara karşı güvenliğini sağlamakla yetinmedi, aynı zamanda imarı ve ihtiyaç duyulan yapıların inşa edilmesinde de büyük katkılarda bulundu.
Bu kapsamda; Van Kalesi’nin onarılmasını, Van’da bir medrese ile bir mescidin yapılmasını sağladı. Ardanuç’ta bir medrese, bir fırın ve bir boyahanenin inşasının yanı sıra, yıkılmış ve çok ağır tahribe uğramış metruk durumda bulunan caminin yeniden inşa edilerek ibadete açılmasını gerçekleştirdi. Diyarbekir merkezinde plan ve projesi kendisine ait olan ve uzmanlarca Mimar Sinan’ın stili olduğu belirtilen İskender Paşa Camisi’ni inşa ettirdi. Diyarbekir’de bir medrese ve hayrat olarak büyük bir hamam yaptırdı. Diyarbekir şehir merkezinin su ihtiyacını temin etmek için Hamravat suyunun Diyarbekir’e getirilmesine büyük katkıda bulundu. Bu su ilk önce Ulu Cami’ye, sonra diğer camilere ve hamamlara tevzi edildi. (Bu su halen de şehrin içme suyu olarak kullanılmaktadır.) İçkale’de Ayn Zeliha suyunu da o akıttı. Diyarbekir halkının ekmek ihtiyacını karşılamak için şehrin Mardin Kapı semtinde surların dışında dört adet değirmen ve vatandaşların buğdaylarının ürünü olan unu ekmeğe çevirmek üzere bir de fırın yaptırdı. Diyarbekir’in Silvan ilçesindeki İskender Paşa Camisi’ni inşa ettirdi. Bitlis/Ahlât’ta Rahva düzlüğünde bulunan kervansarayı ve Ahlât’ta bir cami yaptırdı. Bağdat’ta da bir cami inşa ettirdi.
İskender Paşa, halkın sorunlarıyla da yakından ilgilenirdi. Haftada birkaç gün, halen mevcut selamlığında, şehrin eşraf, ayan ve âlimleriyle, sanatçılarıyla toplantılar yapar, çeşitli konularda onlara danışır ve görüşlerini alırdı.
Bazı tarihçiler, İskender Paşa’yı; adaletli, hakkaniyetli, şefkatli, konuksever, hoşgörülü, mükrim, barışsever, hayırsever, şair, dindar, mutasavvıf, fıkıh ve mecelle bilgili, Arapça, Farsça ve Türkçe dillerine vakıf, cesur, atak ve askeri bilgilerle mücehhez bir kumandan, iyi bir süvari, âlimleri koruyan bir amir, vs. nitelikleri ile methetmişlerdir.
Yaradılıştan çok cesur, yürekli ve atılgan bir mizaca sahip olan İskender Paşa, aynı zamanda şair, âlim ve iyi bir tarihçi idi. Çağının dinî, tarihî, hukukî, siyasî, askerî vs. konularına vakıftı. Görev yaptığı her yerde oranın âlimlerini, şair ve sanatçılarını sofrasında ve yanında bulundurmaktan zevk alırdı. Onlarla sohbet ve istişarelerde bulunurdu. Edebî ve ilmî sohbetlerine; Şeyh Muslihiddin-i Larî, Seyyid Şeyh Hasan Gülşeni Amidî, Agâh Semerkandî vs. gibi dönemin ünlü şahsiyetlerinin katıldığı rivayet edilir.
İskender Paşa, fıkıh ve tasavvufa da meraklı idi. Sohbetlerinde bu konuda tartışmalara girerdi. Dönemin geçerli dilleri olan Arapça ve Farsça’yı da iyi bilirdi. Bu dillerde yazılmış şiirleri ve divanı vardır. Şiirlerini kapsayan bir kitabının, ölümünden sonra Hicri 1000 yılında yayınlandığı tespit edilmiştir.
Husrev Paşa’nın Diyarbekir valiliğine atanması üzerine, onunla beraber Diyarbekir’e gelen genç İskender, 1528 yılında, 3 bin akça tımar ile Çavuşbaşı vazifesinde bulunurken, amcasının kızı Meryem Hanım’la Diyarbekir’de evlendi ve burayı ikinci vatanı sayarak ailesiyle birlikte buraya yerleşti. Bu evlilikten ilk oğlu, Rakka ve Lahsa valilikleri vazifesini yapmış bulunan Ahmet Paşa ve ikinci oğlu, Kudüs vali ve kumandanlığını yapan Derviş Paşa dünyaya geldi. Küçük oğlu Mehmet Paşa da Sancak beyliği yaptı. Her üç oğlu şiir alanında da söz sahibiydiler. Kızları ise Hatice ve Rukiye hanımlardı. Rukiye Hanım, kurduğu vakıflarla mallarını hayrata tahsis etti. Bu vakfı için tayin ettiği mütevellinin ölümü halinde kurduğu vakfının da babasının vakfına katılmasını ve vakfiye şartı olarak Ramazan aylarında Kur’ân-ı Kerim okunmasını vasiyet etti.
İskender Paşa ailesi, yaklaşık olarak 500 yıldan beri Diyarbakır’da yerleşik olup, bu köklü aileden çeşitli alanlarda yetişen birçok ünlü şahsiyet memlekete önemli hizmetlerde bulunmuştur. Aile, cumhuriyet döneminde “İskenderoğlu” soyadını almıştır. 1965 yılı itibarıyla üç dönem Diyarbakır Milletvekilliği ile T.C. İmar ve İskân Bakanlığı görevlerinde bulunan Av. Ali Recai İskenderoğlu (1926-2000) bu aileye mensuptur.
HAKKINDA: Reşid İskenderoğlu / Beğlerbeği Gazi İskender Paşa (1492-1571), Ankara 1989) - “Diyarbakır Valisi Gazi İskender” (Nebiler-Sahabiler-Azizler ve Krallar Kenti Diyarbakır, Ankara 2009, s. 425-431), Abdülkadir Özcan / “İskender Paşa: Osmanlı Beylerbeyi” (TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 22, İstanbul 2000, s. 565-566), Şevket Beysanoğlu / Anıtları ve Kitabeleri İle Diyarbakır Tarihi, c. 2, Ankara 1990, s. 568-572), Orhan Cezmi Tuncer / Diyarbakır Camileri (Diyarbakır 1996, s. 140-144, 318-319), Diyarbakır: Müze Şehir (Editör: Şevket Beysanoğlu - M. Sabri Koz - Emin Nedret İşli), İstanbul 1999, s. 220-221), M. Fahrettin Kırzıoğlu / Osmanlıların Kafkas Elleri’ni Fethi 1451-1590 (Ankara 1976), Güneş Ekmekçi (XVI. Yüzyıl Diyarbakır Şairleri, İstanbul 2009), Hayri Başbuğ / "İskender Paşa" (İhsan Işık / Diyarbakır Ansiklopedisi, 2013).










