Biyografya
Profil

XIX. yüzyıl divan şairi. XVIII. yüzyılda yaşamış olan Mevlevî şeyhi Lefkoşalı ve Handî mahlaslı şairle karıştırılmamalıdır. Adı geçenden farklı bir şair olup, hakkında hiçbir kaynakta bilgi bulunmamaktadır. Onun hayatına ait kimi temel bilgiler, eserlerindeki değişik ibareleri dikkate alınarak sağlanabilir. Handî’nin asıl adıyla ilgili de bir kayda rastlanmamakla birlikte, “Dîvançe”sinde iki gazelin altına düştüğü bir dipnotta “Handî Efendi” adını kullandığı anlaşılmaktadır. 

Rumelili şairlerden olan Handî Efendi’nin doğum tarihi de belli değildir. Ancak Edirne Katibi Mustafa Razi Efendi ile Eski Zağra kadısının oğlu Mehmed Kâmil Efendi’ye sunduğu şiirler; yakın arkadaşlarından olduğu sanılan Remzî Efendi’nin divançeye düştüğü 1860 (H. 1277) tarihi; Anadolu’da özellikle de İstanbul’da XIX. yüzyılda yaygın bir biçimde kullanılmaya başlanılan fes ile ilgili, tanımlayıcı beyitlerin hem “Divançe”sinde hem de mürettep “Divan”ında mevcut olması; mürettep “Divan”ındaki şiirlerde yer yer Sultan Abdülmecid (1839-61)’in adının anılması, ayrıca burada, bir tekkenin tamiri için H.1261 tarihinin düşürülmüş olması onun XIX. yüzyılda yaşadığını gösteriyor. Yine şiirlerinden elde edilen bilgilere göre, doğum yeri Bulgaristan topraklarındaki Eski Zağra’dır. Şiirleri arasında bulunan mersiyelerden (ölen bir kimsenin ardından söylenen şiir) , şairin Mehmed Rauf adında bir oğlu olduğu ve bu çocuğunu genç yaşta kaybettiği anlaşılıyor  

Hayatının tamamını Zağra’da geçirmediği anlaşılan Handî Efendi, bir süre Kıbrıs ve Edirne’de bulunmuştur. Ancak Handî Efendi’nin Zağra ile ilgili zengin ifadelerine bakacak olursak onun uzun zaman orada kalmış olduğu, daha sonra gurbete çıktığı kanısını ediniriz. Şairin, Arapça ve Farsça kalıplaşmış ibarelerden şiirlerinde sıkça yararlanması, vezinsiz söz söyleyen müteşairleri (şair olmayanlar) eleştirmesi ve kaleme aldığı şiirlerden anlaşılacağı üzere, devlet görevlilerine yakın bir konumda bulunması onun devrin klasik bilgilerini tahsil etmiş olması ihtimalini kuvvetlendiriyor. Divançe müstensihinin (el yazsıyla çoğaltan) kayıtlarından anlaşıldığına göre şair ölmeden iki hafta önce iki gazel kaleme almış ve bunların dostlarına duyurulmasını istemiştir. Bu gazellerdeki ifadeleri ölümü bekleyen bir hastanın ruh durumuyla yazılmış gibidir:

 

Geldi ol demler ki gerdûn bağrımı kan eyleye

Âkıbet mülk-i vücûdum hâke yeksân eyleye  

 

Bu gazelin tamamında ve söz konusu diğer gazelde, dünyadan umudunu kesmiş, artık son nefesini de verip ruhunu teslim etmeyi bekleyen bir insanın durumu seziliyor. Bu durum, ölüm tarihi belli olmayan şairin, bir hastalık nedeniyle hayata gözlerini yummuş olabileceği ihtimalini de düşündürmektedir.

Handî Efendi, devrindeki pek çok şair gibi, tasavvufî sembolleri şiirlerinde işlemiş ve ünlü mutasavvıf şairlerden Eşrefoğlu Rûmî’nin ünlü bir gazelini, aynı edayla tahmis (bir gazelin her beytinin başına üç dize katılması) etmiştir. Hz. Ali’ye olan muhabbetinden kaynaklandığını tahmin ettiğimiz “Ali” mahlasıyla yazdığı bir gazeli bulunmaktadır. Ayrıca şairin, manzumelerinde Kerbelâ’dan, evlâd-ı Ali’den ve “Haydar” namıyla Hz. Ali’den ve onun kılıcından söz etmesi, yine bir gazelinde Hacı Bektaşi Veli’ye ikrar eylemek (biat etmek, Bağlanmak) için geldiğini dile getirmesi; Balkanlarda yaygın olan Bektaşîliğin etkisinde kaldığını ya da kendisinin de Bektaşi olduğunu gösterir.

KAYNAK:Araş. Gör. Ömer Özkan / Eski Zağralı Bir Divan Şâiri: Handî ve Divançesi (Bilig, Kış 2005), İhsan Işık / Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (C. 12, 2015).

 

Biyografya'dan haberdar olun

Yenilik, gelişme ve kampanyaları ilk siz öğrenin.

Abone olarak tarafınıza e-posta ile ticari elektronik ileti gönderilmesini kabul edersiniz. Dilediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz.