Biyografya
Eşrefoğlu Rumî

Eşrefoğlu Rumî

Doğum
1353
Bursa, Türkiye
Ölüm
1469
Diğer İsimler
Abdullah

Mutasavvıf, şair (D. 1353, İznik / Bursa - Ö. 1469). Asıl adı Abdullah’tır. Mısır’dan Anadolu’ya göç edip İznik’te yerleşmiş, aslen Mekkeli ve Hz. Peygamber sülalesinden geldiği rivayet edilen bir aileye mensuptur. İbnü’l-Eşref, Eşrefzade, Eşref-i Rumî, Abdullah Rumî ve Abdullah İznikî adlarıyla da tanındı. Eşrefoğlu’nun torunu Şeyh Hamdi Efendi’nin müritlerinden Abdullah Veliyüddin Bursevî’nin kaleme aldığı Menakıb-ı Eşrefzade hayatı hakkında ilk elden yegâne kaynaktır. Bursa’da Çelebi Mehmet Medresesinde öğrenim gördü. Medresenin tanınmış müderrislerinden Mevlâna Tusi ve Mevlâna Hocazade’den büyük ölçüde istifade etti. Daha sonra öğrenimini tamamlayarak bu medresede danişment oldu. Gördüğü bir rüya üzerine tasavvufa yöneldi. Önce Bursa’da Emir Sultan’a başvurdu. Onun tavsiyesiyle Ankara’da Hacı Bayram-ı Veli Dergâhına girdi. On bir yıl burada kalarak en ağır hizmetlerde çalıştırıldı. Belli bir merhaleyi aştığı fark eden Hacı Bayram-ı Veli onu dergâha imam yaptı. Eşrefoğlu daha sonra da Hacı Bayram’ın kızıyla evlenerek onun halifeleri arasında yer aldı. Daha ileri bir makama varma arzusu üzerine şeyhi tarafından Hama’ya gönderildi. Uzun ve zorlu bir yolculukla Anadolu’yu baştan başa yürüyerek geçen Eşrefoğlu, Hama’ya varınca Abdülkadir Geylani’nin torunlarından Şeyh Hüseyin Hamevi’ye bağlandı. Şeyhi tarafından erbaine sokulan Eşrefoğlu, kırk gün içinde çilesini tamamladı ve Kadiriye tarikatı kurma yetkisi alarak İznik’e döndü.

Uzun bir uzlet döneminin ardından Kadiriye tarikatının Eşrefiye kolunu kurarak irşada başladı. İznik Pınarbaşı deresi civarında yaptırdığı tekkede pek çok şeyh yetiştirdi. İstanbul ve çevresinde birçok tekke kendisine bağlandı. Fatih Sultan Mehmed’in hanımı Mükerreme Sultan’ın dilindeki bir yarayı tedavi edip İznik’e dönmesinden sonra padişahın onun arkasından tebdili kıyafetle giderek kendisini dervişliğe kabul etmesi için ısrar ettiği, Eşrefoğlu’nun uzun nasihatlerden sonra onu İstanbul’a geri dönmeye razı edebildiği rivayet edilir. Fatih’in sadrazamı Mahmud Paşa’nın da Eşrefoğlu’nun müritleri arasında bulunduğu, hatta Fatih tarafından Yedikule zindanına hapsedildiğinde duasıyla padişahın öfkesini hafifletsin diye bir adamını Eşrefoğlu’na gönderdiği rivayet edilmektedir. Tarikatı kısa zamanda yayılan Eşrefoğlu, yüz yaşlarında vefat etti. Daha sonra camiye çevrilen dergâhın mezarlığında toprağa verildi. Türbesi yüzyıllarca bir ziyaretgâh olarak görüldü ve ziyaret edildi.

Kadiriler arasında Abdülkadir Geylani’den sonra tarikatın ikinci piri sayılan Eşrefoğlu, daha hayattayken büyük bir veli kabul edildi. Yunus Emre yolunda yürüyen mutasavvıf şairlerin en büyüklerinden sayıldı. Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde “Yetmiş bin müride malik bir pişiva-yı âşıkân idi.” diye bahseder. Eşrefoğlu’nu Kalenderi ve Bektaşiler zümresine dâhil imiş gibi göstermeye çalışan bir zümre vardır. Fakat bu iddianın asılsızlığı çeşitli kaynaklarla ispatlanmıştır. Ayrıca onda şeriatın zahirine ters düşecek herhangi bir ifade yoktur.

Edebî şahsiyeti tasavvufî inançları doğrultusunda şekillenen şair, tekke edebiyatının en samimi örneklerini ortaya koydu. Hece ve aruz veznini başarıyla kullandı. Şiirlerinde ayet meallerine, atasözlerine ve halk deyişlerine yer verdi. Tasavvufi remizleri sık kullanarak yeni mazmunlar oluşturdu. Bazı şiirlerinde vahdet-i vücud temasını işledi. Lirik şiirler yanında didaktik manzumeleri de vardır. Genellikle ilâhi aşkın konu edildiği şiirlerinin çoğu bestelenmiştir. Sadettin Nüzhet Ergun, Eşrefoğlu’nun, şiirleri en çok bestelenen mutasavvıf şairlerden biri olduğunu söyler.

Aruz ve hece vezniyle yazdığı şiirlerinin toplandığı Divan’ı, ilk olarak 1869’da ve daha sonra 1884’de Hasan adlı Hintli bir tacir tarafından yayımlandı. 1944’de ise hayatı ve şahsiyetiyle ilgili geniş bir inceleme ile birlikte Âsaf Hâlet Çelebi tarafından neşredildi. Yirmiden fazla nüshası tespit edilmiş olan Divan’ının her birinde şiir sayısı farklıdır. Ancak bu nüshalar onun bütün şiirlerini ihtiva etmezler. Bazılarına ise başka şairlerin şiirleri karışmıştır.

Tasavvuf yolunu anlattığı Müzekkin-Nüfus (Nefsi terbiye eden) adlı eseri ise Anadolu’da 13. yüzyıldan beri gelişen tasavvuf cereyanının en önemli eserlerindendir. Çünkü İstanbul’un fethinden iki yıl önce, 1451’de kaleme alınan bu eser, Anadolu topraklarını yurt edinen Türkler’in tasavvufî ahlâkı benimsemesinde önemli rol oynadı. Eşrefoğlu, kitabın mukaddimesinde eserini halkı doğru yola sevk etmek için özellikle Türkçe olarak yazdığını belirtmiştir. Bu eserin çeşitli kütüphanelerde pek çok yazma nüshası vardır. Şair, Tarikatname adlı eserinde Ehl-i Beyte bağlılığını anlatır ve Hz. Ali’nin üstünlüğünü ortaya koyan delillere yer verir. Orhan Bilgin, onun Fütüvvetname adlı eseri için “Bu küçük mesnevi, uzun asırlar boyu Türk iktisadi ve içtimai hayatı üzerinde büyük tesir icra etmiş olan fütüvvet zihniyetinin XIV. asır ile XV. Asrın ilk yarısındaki şeklini ortaya koymaktadır.” der.

“Eşrefoğlu İstanbul’un fethinden iki yıl önce, 1451 de tasavvufî Türk düşüncesinin en önemli eserlerinden biri olan Müzekki’n- Nüfûs’u kaleme aldı. Eşrefoğlu daha çok bu eseri sayesinde Anadolu’yu yurt edinen Türk halkının ruh dünyasının inşasında büyük ölçüde rol oynamıştır.” (Prof. Abdullah Uçman)

ESERLERİ:

Müzekki’n-Nüfus (Latin harfleriyle bas. haz. Abdullah Uçman, 1971), Divân (haz. Asaf Halet Çelebi, 1944, Tercüman 1000 Temel Eser dizisinden, 1972), Tarikatnâme, Elestnâme, Nasihatnâme, Hayretnâme, Münâcâtnâme, Tâcnâme, Esrarü’t Talibin, Cinanü’l-Cenân, Fütüvvetname, Mazeretname, İbretname, Delailü’n-Nübüvve.

HAKKINDA: Mehmet Halid Bayrı / Eşrefoğlu (Dergâh, sayı: 2, 1918), Mehmet Kaplan / Eşrefoğlu Rumî (1937), Bursalı Mehmed Tahir / Osmanlı Müellifleri I (1972), Mustafa Kara / Eşrefoğlu Rumî (1995), Necla Pekolcay-Abdullah Uçman / Eşrefoğlu Rumî (TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 11, 1995), Behçet Necatigil / Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü (18. bas. 1999), Şükran Kurdakul / Şairler ve Yazarlar Sözlüğü (6. bas. 1999), İhsan Işık / Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2006).