
Cizre emiri, tarihçi (D. 1802, Cizre - Ö. 1868, Şam). Kaynaklarda, babası Abdullah Bey’in, ünlü komutan Selâhaddin Eyyubî ve Halid bin Velid ile birleşen bir aileden geldiği ve ailesinin yedinci göbekte Bitlis Hanı ve ünlü Şerefname adlı tarihin müellifi Birinci Şeref Han’a ulaştığı belirtilmektedir. Oldukça zeki, dürüst ve cesur bir lider olarak tanınmıştır.
Abdullah Bey ölünce emirliğe önce kardeşi oğlu Seyfeddin Bey geçmişti. Fakat Beylik işlerini gerektiği ölçüde başarıyla yürütemediği için, aşiretlerin ısrarı üzerine emirliğe önce Bedirhan Bey’in büyük kardeşi Salih Bey getirildi. Salih Bey de zamanını daha çok tasavvuf ve ibadete ayırdığı için yurtluğun idaresini kendi gönül rızası ile küçük kardeşi Bedirhan’a bıraktı.
Bedirhan Bey, sahip olduğu yüksek seciyedeki ahlakı ve çalışkanlığıyla halka kendini sevdirdiğinden, yönetiminde olan Cizre, Botan ve Hacıbehram bölgelerine ek olarak egemenliğini Musul, Erzurum ve Van içlerine kadar yaydı. Nüfuzu ve saygınlığı bölgesini de aşarak İran’a bile ulaştığından, İran Şahı bile zaman zaman kendisine hediyeler göndererek dostluğunu kazanmak için çaba göstermiştir.
Osmanlı Sultanı İkinci Mahmud’un son dönemlerinde, isyan sayılan bazı hareketlerinden dolayı, Sadrazam Çerkes Mehmet Reşit Paşa tarafından bazı vaatlerle yumuşatılmasına çalışıldı. 1839 yılında Nizip Savaşına kendi ordusuyla katılıp Osmanlı İmparatorluğuna yardımcı olmuştu.
1845’te Hakkâri yöresinde yaşayan Nasturî aşiretlerini hükmü altına aldı. Musul'daki Batılı hükümetlerin konsolosları bu hareketi bir İslam-Haçlı sorunu şeklinde büyüterek; çok sayıda Nasturînin Bedirhan Bey tarafından katledildiğini iddia ederek kendisini Bab-ı Âli’ye şikâyet ettiler. O dönemde yeni ilan edilmiş olan Tanzimat Fermanı’na göre Hıristiyan tebaanın güvenliği Devletçe taahhüt edilmiş ve bu taahhüt Avrupa devletlerine bildirilmişti.
İngiliz ve Fransız elçilerinin Babıali’ye sürekli şikâyetleri üzerine Sadrazam Reşit Paşa, Bedirhan Bey’in yakalanıp İstanbul’a getirilmesine karar verdiyse de bunu hemen başaramadı. Bedirhan Bey, kendisini ikna için gönderilen Kemal Paşa’yı verici bulmayınca, onunla birlikte İstanbul’a gitmeyi reddetti. Bunun üzerine Osmanlı ordusu harekete geçirildi; Müşir Osman Paşa, Sabri, Ömer ve Mustafa paşalar birlikte Bedirhan Bey’i Orak veya Oruh denen kalede kuşattılar. Kendisine de Sadrazam Mustafa Reşit Paşa’nın yazdığı, İstanbul’a gelirse canına, malına ve ailesine dokunulmayacağı güvencesini veren bir mektup gönderildi. Bunun üzerine teslim olan Bedirhan Bey, 1848 de İstanbul’a getirilerek, Reşit Paşa aracılığıyla Sultan Abdülmecid’in huzuruna çıkarıldı.
İsyanının sebebini soran Padişah’a Bedirhan Bey, Ömer Hayyam’ın ünlü bir rubaisini okuyarak cevap verdi.
"Benim kötü bir hareketime sen de kötü bir karşılık verirsen aramızda ne fark kalır ki?”
Bu zekice cevap, Sultan’ın hoşuna gitti. Bedirhan Bey’in bu mert ve dürüst halini güven verici bulan Sultan Abdülmecit, kendisine hediyelerle birlikte ve memleketinde bıraktığı mal ve mülküne karşılık iki yüz altın yurtluk maaşı verilmesini emretti.
Bu şekilde ailesiyle birlikte Girit’in Kan şehrine sürgüne gönderilen Bedirhan Bey, buradaki hayatının ilk bölümünde on sene kaldı. Abdülmecid’in son zamanlarında affedilerek İstanbul’a gelmesine izin verildi, Girit’te devlet lehine başardığı işlerden dolayı da kendisine yine hediyeler ve Mirimiranlık rütbesi ile Paşalık unvanı kazandırıldı.
Bedirhan Bey, yeniden gittiği Girit’te sekiz sene daha kaldı. Sultan Abdülâziz zamanında yeniden İstanbul’a döndü. Şimdi Darüşşafaka binası olarak kullanılan konak kendisine verilerek, burada yedi yıl kadar oturdu. Vefatından iki sene önce Şam’a yerleşmiş ve orada 1868 yılında öldüğünde, Salihiye’de toprağa verilmiştir.
Bedirhan Bey’in Girit’te iken Müslümanlar kadar Hıristiyanlara da güven vermiş olması ve bir olay sırasında Kandiye Hıristiyan ahalisini evinde koruma altına alması, ihtilâl esnasında Müslümanlarla Hıristiyanlar arasındaki ihtilâfların çözümü için Valilikçe onun aracılık ve görüşlerine başvurulmuş olması tarihçiler tarafından dikkat çekici bulunmuştur. Bazı kaynaklara göre Bedirhan Bey’in 34 karısından 96 çocuğu olmuş; öldüğü zaman yirmi biri kız, yirmi biri erkek olmak üzere kırk iki çocuğu yaşıyormuş.
KAYNAK: İbrahim Alaeddin Gövsa / Türk Meşhurları (1946), Büyük Larousse (c. 3, s. 1450, 1986). İhsan Işık / “Kutay, Cemal” (TEKAA, 2006) - Ünlü Devlet Adamları (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi, c. 1, 2013) - "Bedirhan Bey (Paşa)" (Diyarbakır Ansiklopedisi (2013) - Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (C. 12, 2015).










