Biyografya
Abdüssettar Hayati Avşar

Abdüssettar Hayati Avşar

Doğum
2 Ekim 1918
Musul, Irak
Ölüm
19 Ocak 2015
Ankara

Araştırmacı, gazeteci-yazar (D. 2 Ekim 1918'de Musul - 19 Ocak 2015, Ankara). Babası Ahmed Kâfi, Diyarbakır’da doğruluğu, yiğitliği ve kuvveti ile tanınmıştı. Ahmed Kâfi’nin 1867 yılında ilk oğlu dünyaya geldiğinde adını Şeyhmus Hayati koydu. İki yıl sonra Muhammed Nuri dünyaya gelir. Şeyhmus Hayati, Arapça, Farsça, Fransızca bilen İslam Hukuku’ndan gayet iyi anlayan, dini ilimlerde kendini iyi yetiştirmiş, doğruluğu ve bilgisi ile memleket, millet, vatan ve ilim yolunda kendini kanıtlamış biridir. Muhammed Nuri de bankacılıkta usuller ifade edecek otorite olmuştur. Şeyhmus Hayati 31 Mart 1909 vakasından sonra “Şeriatçı ve Sultan Abdülhamit taraftarı” diye görevinden azledilir. Azlinden sonra, iki sene kadar İstanbul’da ikamet etmiş, Şam’a giderek “Enveriye (Enver Paşa) Gaz Fabrikası” ismini verdiği petrol tasfiye rafinerisini kurarak, petrol çıkarmaya başlamıştır.

2 Ekim 1918 tarihinde Şeyhmus Hayati Bey’in dördüncü hanımı Fatima Zehra Hanım, altıncı çocuğu Abdüssettar Hayati’yi dünyaya getirir. İngilizler ailenin petrol imtiyazını edince Şeyhmus Hayati Bey ve ailesi buradan ayrılmak zorunda kalır. Nusaybin üzerinden Mardin ve Diyarbakır’a ulaşırlar. Abdüssettar Hayati altı yaşında iken annesinin ölümüyle sarsılır. Ruhunun derinliklerinde anne sevgisi daima bir özlem, bir doyamamazlık olarak nüksedecektir. Eski Türkçeyi, Farsçayı, Arapça’yı, Osmanlıca’yı babasından öğrendi. Kültürlü bir çevrede yetişerek, henüz okula gitmeden dünya klasikleriyle tanıştı.

1925 yılında Şeyhmus Hayati Bey, Abdüssettar’ı Cumhuriyet İlk Mektebi’ne kaydettirir. Okulda zekâsı, üstün kavrama yeteneği ile öğretmenlerinin dikkatini çeker.1931 yılında Diyarbakır Orta Mektebi’nde eğitimini sürdürür. Diyarbakır Orta Mektebi’nde oluşturduğu arkadaşlık ilişkileri gerçek dostluğun sualsiz, çıkarsız portresi olacaktır. Orhan Asena, Selahattin Yazıcıoğlu, Orhan Yapgu… Ortak paylaşımlar doğrultusunda, çocukluk eğlenceleri içinde, Müslüman, Ermeni, Süryani,  Keldani dostluklarla çerçevelenmiş mutluluklar ve üzüntülerle, zaman akıp geçerken, Abdüssettar için acıların en zor olanı, adı konulamayanı,1934 yılında Şeyhmus Hayati Bey’in vefatı yaşanır. Diyarbekirli yazar, araştırmacı Abdülgani Fahri Bulduk Bey, 1353 Hicri yılına tekabül eden Şeyhmus Hayati Bey’in ölüm tarihi için, 34 tane tarih düşürür.

Abdüssettar Hayati, eski Türkçeyi, Farsçayı, Arapçayı, Osmanlıcayı babasından öğrenmiş; kültürlü bir çevrede yetişerek, henüz okula gitmeden dünya klasikleriyle tanışmıştır.

Ağabeyleri Süleyman Kayaalp ve Abdüssamet Kani, kendi hayatlarını idame ettirmek için ellerinden gelen her türlü çabayı sarfedip, Abdüssettar’a örnek teşkil ederler. Diyarbekir İpekçilik ve Tohumculuk Mektebi’ne gitmeleri Abdüssettar’ın da bu alana yönelmesine vesile olur.1934 senesinde “İpekböcekçiliği Mektebi Şahadetnamesi”ni alıp, okulu birincilikle bitiren Abdüssettar, Kevork Torkumyan’ın “İpekböcekçiliği Kitabı”ndan birçok detayı bilen, Diyarbekir ipekçiliği hususunda daima araştırmalar yapan, bilinmeyene ışık, merak edilene cevap veren özelliğiyle daima var olur. 1937 yılında Ziraat Bankası’nda memur iken  “Bir Avuç Toprak” adını verdiği ilk ve tek romanını yazar. Okul yıllarında edebi yönüyle kendini göstermiş, bu yönü ilerleyen zaman içinde bilindik bir özellik olmuştur. Akrostiş oluşturmak onun için konuşurken kurgulaştırılan, zevkin ötesinde bir şeydir, sayısı bilinmeyen akrostişlerinden en önem arz edeni Orhan Asena ve Selahattin Yazıcıoğlu ile beraberken kendisi için irticalen söylediği akrostişidir. Daima araştıran yapısı, Türkçe, Arapça, Farsça, Kürtçe, Fransızca dillerine hâkimiyeti, el yazması eserlere olan merakı, tarihin sisli havası içinde yok olmaya yüz tutmuş birçok tarihi olguyu ortaya çıkarmasına sebep olmuştur. Bunlardan bazıları: “Molla Ahmede Xasi, Ebu Musa Kardeşler, Mardin Tarihi (MAT DİN), Mevlana Müslühüddin-i Lari, Diyarbekir Musikisi, Musikişinaslar, Hattatlar, Şeyh Fasih DEDE, Mellak Ahmedi Paşa, Refet-i AMİDİ, Hoşap Kalesi, Urfalı Nabi, Seddidin Bini Rakika Amidi,Kemale-i Ümmi, Allame Suphi-i Amidî olarak sayılabilir.  Bir çok şair, edip, tarihçi, felsefeci, musikişinas üzerine araştırmalar yapmıştır.

1848 yılında muhalefet lideri Celal Bayar ve arkadaşlarının Diyarbekir’e geldiğini öğrenince Demokrat Parti Diyarbakır İdare Heyeti’nin bulunduğu binaya gider. Celal Bayar konuşmasını bitirince Abdüssettar saliselerin saniyelere dokunduğu süreçte, Celal Bayar’ın karşısına geçerek, ellerini masanın üstüne koyup, Bayar’a hitap ederek üç husus üzerinde durur. Kürt sorunu, Tıp Fakültesi’nin açılması, İmam Hatip Mektebi’nin açılması… Celal Bayar ve arkadaşları bu cesur Diyarbakırlıyı dinlerler. Abdüssettar’ın konuşması bittiğinde Celal Bayar yanındakilere hitaben: “Beyefendi’nin ismini ve adresini alın.” Deyince, Abdüssettar: “Ben Mebusluk istemiyorum.”cevabını verir.

Doktor Selahattin Yazıcıoğlu ve diğer arkadaşlarıyla “Diyarbakır Verem Savaş Derneği Eğitim Merkezi’ni” kurar.1950 senesi 25 Ocak’ında Müslüme Özpirinççi Hanımla evlenir. Aynı yıl Millet Partisi başkanı olarak yaptığı konuşmalardan dolayı 9.Bölge Müdürlüğü, Muammelat Şef Yardımcılığı’ndan tazminatı verilerek çıkarılır.1952 yılında Abdüssettar, arkadaşı Ahmet Ketencigil’in kurduğu “Şark Postası” gazetesinin idare ve mesul müdürü olarak çalışmaya başlar. “Şam, Bağdat, Kıbrıs, Paris, Tahran, Bari” radyolarını dinleyerek haberleri alır, haberleri önem derecesine göre gazetede İstanbul gazetelerinden önce yayınlar.1953 yılında bir arkadaşının kefaletiyle Ziraat Bankası’ndan üç bin lira çekip, Ağustos ayının sonunda matbaa malzemelerini almak için İstanbul’a gider. Bab-ı Ali yokuşunda Reşit Efendi Hanı’ndaki bir ticarethaneden matbaa malzemesi satın alır. Handa tanıştığı hat üstadı Hattat Hamit Aytaç Bey’le güzel bir dostluğun ilk adımlarını atar. Diyarbakır’a döndüğünde Diyarbakır ve kazalarının içinde bulunduğu 12 gazete çıkarır.

Diyarbakır’daki “Ümmid”, Silvan’daki “Meyyafarkin”, Çınar, Bismil, Çüngüş, Lice, Kulp, Hani, Ergani’deki “Nur-i Zülküf”, Eğil, Çermik, Dicle gazetelerinin idare ve mesul müdürü Abdüsssettar Hayati iken, eşi Müslüme Hanım, “Hani” gazetesinin sahibi olarak çalışmalarını sürdürür. Üç ay sonra maddi imkânsızlıklardan dolayı altı gazetenin basımı durdurulur. Kalanlar Silvan’daki “Meyyafarkin”, Diyarbakır’daki “Ümmid”, Kulp, Lice, Hani, Ergani’de ki Nur-i Zülküf gazeteleridir. Gazetelerde toplumsal haberlerin yanı sıra edebiyat ve tarihe ışık tutacak araştırmalarda bulunup, makaleler yayınlar. Gazetelerinde birçok mahlas (ikinci ad) kullanır. “Badi” mahlası en çok kullandığı isimdir. "Badi" mahlasını kullanmasının sebebini şöyle açıklar.

 “Bad sebeptir, bad rüzgârdır. Bad meşhur Diyarbekir Kürt Mervani Devleti’ni kuran “Badül Şucai Kürdi-i Dostek”tir. Kendisi Maden tarafından gelip Hamdaniler’in elinde olan Diyarbekir’i fetheder. Malabadi Köprüsü’nü de Badül Şucai Kürdi-i Dostek yaptırmıştır. (Dostek Aşireti, 330 Hicri)”

19 Şubat 1954 yılında “Valiler” başlıklı günlerce sürecek yazısına başlar. Diyarbakır’ın Osmanlılığı kabul tarihinden kısaca bahsederek, 1954 yılına kadar, farklı vasıflarıyla, irsi özellikleriyle, zaaflarıyla yöneten, bazen yönetilen valileri işler.

Ümmid gazetesinin baş tarafındaki “Hakka Tapar Hakkı Ararız” cümlesi O’nun hayata bakış açısının en güzel ifadesidir.1960 senesinin 26 Ağustos’unda Türkiye’de yankılar uyandıracak “Kara Çarşaf ”  başlıklı yazısını yayımlar.

Diyarbakır’da Üniversite kurulması için gösterdiği çaba, gazetelerinde haykıran kelimeler topluluğu olmuş. Bu topluluğu, arzular süzgecinden geçirince, ileriyi gören kabiliyetiyle de birleştirince, efkâr-ı umumiye, gazeteleriyle dile getirir. Nihayet 20 Aralık 1960 senesinde Diyarbakır Ziya Gökalp Üniversitesini Gerçekleştirme ve Yaşatma Derneği, Doktor Selahattin Yazıcıoğlu ve Vehbi Muhlis Dabakoğlu’nun özverili çalışmalarıyla kurulur.

1954’te serbest, 1957 de Cumhuriyetçi Millet Partisi Diyarbakır şubesi başkanı olarak liste başında seçimlere giren Abdüssettar, 16 Eylül 1961’de mebus namzedi olarak siyasi yaşamına devam eder. Fakat partisinin kazanmaması üzerine Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’yle siyasi yaşamına son verir. Ziya Gökalp’ın “Halk Klasikleri” adlı eserini, tercüme etmek, Latin harflerine çevirmek O’na nasip olur.

23 Haziran 1973’te Tıp Tarihi Uzmanı olarak vazifeye başlar. Anadolu’nun en eski ve iki katlı medresesi “Mesudiye Medresesi”ni Evkaf (Vakıflar Bölge Müdürlüğü) İdaresi’nden kiralanarak “Tıp Tarihi Enstitüsü” olarak kullanılır.

Dicle Üniversitesi tarafından “Tıp Tarihi, Hat, Türk Dili, Klasik Türk Edebiyatı, Türk Tasavvuf Edebiyatı alanlarındaki uzman kişiliği ile tanınmış gazeteci, yazar ve Diyarbakır’ın mümtaz siması” cümlesiyle biten, 07.04.1995 tarihli  “Fahri Doktorluk Diploması” verilir. Abdüssettar Hayati Avşar’ı en güzel anlatacak sözü kendisinin beytiyle ifade etmek gerekir

An kes ki nedaned ve nedaned ki nedaned

Cehl-i mürekkeb ebedüd dehrü bimaned

(Bilmediğini dahi bilmeyenler: kendi yarattıkları fasid dairenin içinde, kurdukları labirentin boşluklarında döner dururlar) 

Zamanı durdurmak, bedende ki değişimi önlemek mümkün müdür? Değildir elbet, ama Abdüssettar, doksanı deviren bir çınar olmasına rağmen hafızasının canlılığı, anlatma yeteneği, öğrenme sevgisiyle zamanın sınırları içine çok fazla geçememiş. Odasındaki onlarca el yazması eser ve eserlerden odaya yayılan koku, O’nun yaşam kaynağı, yaşama olan bağlılığının en güzel portresi olmuştur. 

ESERLERİ:

ROMAN: Bir Avuç Toprak (1937).

YAYIMA HAZIRLAMA (Ziya Gökalp’tan): Halk Klâsikleri I, Nasreddin Hoca’nın Latifeleri (1972).

KAYNAKÇA: Zübeyde Kırmızı / Amid-i Nur (2009) - "Abdüssettar hayati Avşar Amidî (Ekodiyar Dergisi, sayı: 17, Eylül-Aralık 2009), Afşin Oktay - Kemal Bağlum / Biyografiler Ansiklopedisi (1959), Şevket Beysanoğlu / Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları (c. 3, 1997, s. 52-53), Recep Acay / Ben-u Sen Gülleri (söyleşi, 2002), İhsan Işık / TEKAA (2006), Zübeyde Kırmızı / "Avşar, Abdüssettar" (İhsan Işık / Diyarbakır Ansiklopedisi, 2013) - Geçmişten Günümüze Diyarbakırlı İlim Adamları Yazarlar ve Sanatçılar (2014).