İlkay Coşkun

Mühendis, Şair

Doğum
07 Şubat, 1971
Eğitim
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölümü
Burç

Şair, mühendis. 7 Şubat 1971, Yozgat doğumlu. İlkokula Yozgat’ta (1984), ortaokulu Kayseri’de (1987) okudu. Ankara Meteoroloji Lisesi’ni (1991), Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölümü’nü (2000) bitirdi. 1991 yılından itibaren personeli olduğu Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Sivas Bölge Müdürlüğü’nde mühendis olarak çalıştı. Ayrıca “Poyraz” edebiyat dergisinin yayın kurulunda görev yaptı.  Vildan Poyraz Coşkun ile evli; Merve, Rabia, Poyrazhan adlarında üç çocuk babasıdır.

İlkay Coşkun’un ilk ürünü 2009 yılında Poyraz Edebiyat dergisinde yayımlanmıştı. Sonraki yıllarda; Poyraz Edebiyat, Mor Taka, Mühür, Göç, Ihlamur, Şiiri Özlüyorum, Kurşun Kalem, Ücra Şiir, Akpınar Edebiyat, Şiir Vakti, Antalya Sanat, Edebiyat Ufku, Herfene Edebiyat, Aşkın e-Hali, Lacivert ve Aydili dergilerinde sıkça şiirleri yayımlandı. Şiirleri ayrıca on beş kadar seçki ve antolojide yer aldı.

Coşkun; Kızgın Kum Rakkase Ölüm” başlıklı şiiri ile 2010 Şair Vahittin Bozgeyik Yarışması Jüri Özel Ödülü’nü,  “Gönül Yatağına Iramak” başlıklı şiiri ile 2012 Amasya Belediyesi 2. Mihri Hatun Şiir Yarışması Mansiyonu’nu aldı.

İlkay Coşkun kendi şiir tarzını, şiir dilini oluşturmuş bir şair. Şiirde şair kimliği yol almaya devam etmekte. Şiirde geldiği nokta ile yetinmeyen, kendini tekrarlamayıp, şiire sürekli yeni pencereler aralamaya çalışan şairleri hep takdir etmişimdir. İlkay Coşkun yazdıklarıyla şiire pencere açmakla kalmamakta, kimi şiirleriyle duvarı yıkmaktadır.” (Yusuf Bal)

ESERLERİ (Şiir):

Yüreğimden Süzülen Nağmeler (2008), Düş Yolcusu (2011), Bilonsa (2012), Ehlikeyf (2014), Bimola (2017), Kahve Bahane (2018).

KAYNAKÇA: Deniz Berat / Düş Yolcusu (denizberat.blogspot.com, 9 Aralık 2012), Yusuf Bal / Şiirin Basamaklarında Bilonsa ve İlkay Coşkun (Ayraç Dergi Sayı: 38, Aralık 2012), Bilal Tırnakçı / Bilonsa Hakkında (Şiir Vakti), Alpaslan Akdağ / Bozkırların Y/alazlı Sesi: Blosa (Poetikhaber, 11 Kasım 2013), Bilgi Formu (2014), İhsan Işık / Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (C. 12, 2017).

 

 

AYYUKA ÇIKTI ÖLÜM

özünü kaybeden insanın insafsızlığında

tarihin kanlı oyunundan biri daha oynandı

isyanla yoğrulan öfke can evimizde, artık yeter

nefretle sürer kaç asırdır, vahşiliğin tekrarlanması

mavi marmara’da dağlandı titreyen yüreklerimiz

feriştahı da gelse ağlatamaz gözlerimizi silahıyla

aynı hava, aynı su, aynı fizyoloji bizimkisi

aynı içmiyoruz maalesef silahlardan aynı acıyı

cılız atlarısınız savaş meydanı yenilgilerinde sizler

siz öfke denizi, dalgaların menzili dövdüğü yamaçlarda

gece karanlığında gözyaşları döken sancılı anne feryatlarında

pazar yeri bombardımanları gibi yüreğimizi yakan karanlığınız

masa başı oyunlarında öpücüğün anlamı ne?

hüzün gölü ırmak, ölümün sessizliği üzerinde

geceyi zincirleyen çığlık ancak o kadar kan kusar

kavgalara şahit Orta Doğu, zindan yeri çocuklarla dahi

gökyüzü siyah deniz, soğuk yüz gülümsemelerinde artık

bedenimizde hicran yaşları dingin, içimizde gönül erinci

kuytularınızda çamur besleyen sizi siyonist efendiler

silahların gölgesinde tartaklanır ömür gerçeğimiz

aynı insanız, beden yürek ve vicdan terazisinde

yüzümüzün işkencesi, okşayan tırnaklarınızda

ne çok acı duyduk sıkılmış yumruklarınızda

kiri taşıyan sırtlarınız cinneti de taşımakta

nefretle indiğiniz gecede ibreti alem ölüm

ateş edebildiniz kan bürümüş gözlerinizle

domuz sürüleri gibi şehitlerimizin tepesinde

ucucuna tutunacak acıda bir nefeslik gerçeğiz

ah! şafağımızı kişneyerek uyandıran demir kuş

hüznün imamesine sizden bir çentik daha düşeriz

hadi gidin şimdi utançlarınızla, gömün cinnetlerinizi

 

İlkay Coşkun

25.08.2012

 

 

BİR KOVA UYKU

yüz yıl bile değil hayat bize, olmalı
batık kadırgalardan kurtulduğumuza şükür

elimizdeki yürek kırık ve yaratuz içinde

parça pincik ruh halimiz tarumarda olsa

gün bu gün nasılsa geçiyor ömür


dört mevsim güzünde horon düşlerimiz

belli ki zaman çok kısa ahlayıp vahlamaya

kalbimiz yağmurdan ırmak gibi güçlü değil

zamanın baş dönmelerinde uyandıralım şafağı

gül’e özdeşleşipte bakış bırakalım toprağa, suya

 

meyhaneler dolaşıp önüne koyulalım sarhoşluğun

davullu zurnalı gelecekse gece, olsun içelim

toplayalım başımıza bütün zilli yosmaları

döne döne sallasın rakkase, her yanı ayrı cümbüş

aşka sarılıp bi güzel uyuyalım sonunda

 

bağır bağır çağıralım, ayılalım ayrılıklarda

eylülü, güzü, yaprak dökümünü önümüze serip

selamı siz verseniz keşke diyorum songünlerimizde

nasıl olsa ölüm hepimizin sonsuzluğu değil mi?

sevdaları alıpta başımıza öyle gömülelim

doğmaya çıkalım gelin yollara, dahi tarlalara

ve çoğaladuralım geceleri tersyüz etmeye

öpeyim abi, ben sarhoş değilim aslında

lkay Coşkun

22.08.2012

 

Şiir Vakti Dergisi

Sayı 2- Ekim 2012

 

 

 

 

 

CAN KERTİĞİ KADIN

kadın, ıslak tenini asmıştı ipe

yaşanmışlıkları serdi güneşe

mintanı göyneği entarisi fanilası dizili

gözyaşlarını buharlaştırdı gizlice

büzüş büzüş teninde sıktıkça sıkıyor bileziği

erkeğin eğnine dar kançanağı gözleri

 

kırılgandı kadın

soğukla yoğrulmuş bedeniyle

cengi oynanan, nara atılan sokaklarda

sunağında saklı gül kurusu yalnızlığıyla

delişmen bir sessizliğe büründü

platonik sevişmeler gözönünde

 

evin içinde iki yalnızlık

dost bildiğini uyutup

kayboldu çoktan yıldızları

set kurdu gözlerine pervaz

hücrelerinde hicran yaşları

neler götürdü kendinden sessizce

 

çarmıha gerilmiş hüznün elinde

tastamam huzursuzlukta yüreği

yanağında bıçak kesiği bir çizik

ur gibi sarılı gövdesine

koca bir virüs kaynağı

ölümlerde ısmarlandı şimdiden

 

acının mahpusluğunda hüzün yanığı

bitimsiz çığlıklarıyla kapana geldi sızı

teyellenen bedeni zikzaklarda artık

her yanında ayrı bir dişağrısı

çivi batığı, düşman başı yalnızlık

gerisin geri hayat yeniği

 

mayın tarlasının tam ortasında

kaynağını bulamayan ırmak misali

döne döne öptüğü ellerinde

yarını zehirleyen bir adamın kadehiydi

yalpalayarak akıttı ömrünü

ölüm bu yüzden hep geceydi

 

asılı kaldı baygın yalnızlık

onca işçi onca çırak yok artık

naçar döllerin avuntusunda

kanattı suyunu bilinç altı bekaretiyle

dudak büküğünde gülüşü çıplak

rakıdan batıktı erkeği

 

kırılgandı kadın

bitmiş bir umudun haykırışı eşliğinde

peşine düştü düş kurgusunun

elinin hışmıyla kopardı mavisini

kumların sıcaklığında sararan denizin

oya yapıp ördü örümceğini

 

küpe yırtığı kulağında

ruhunun kalıbını çıkardı adam

soyundu ne varsa çaresizce

üç vakitten fazla sustu dilini

pişmanlıkla söyleştiği her bakışında

saçları dağınık, masum ve pejmürde

 

aşk kızgın sana, sevmeye dahi öpmeye

ne çok özlem duydu kucaklaşacak kolların

kör kuyularda yıkanırken gömleğin

bir asır kaybedişin sırtında hikayesi

törelerin topal yavukluları cenk meydanında

aynı karanlığı içtiğin testi eşkıyanın elinde

 

ölmek güzel görünebilir gecelerde

özgürlüklerin ateşe verilmesinin ardından

nodül gibi oturur gözlerine yorgunluk

dibe vuruşu dipsiz duruşu suskunluğunda

sen gel kılıç çekip dur azraile

yada giy gelinliği erkeğine..

 

İlkay Coşkun

20.08.2012

Ihlamur Edebiyat Dergisi

Sayı 14- 2012

 

Şiir Vakti Dergisi

Sayı 2- Ekim 2012

 

 

EMMA

kimse benim gibi

sevmedi ki seni

ee    ee

mm     mm

mmm      mmm

aaaaa          aaaaa

kalemi yaşatan sevda

hayalimi hadi çiz hayatına

boya beni, gözlerinin tonuyla

gülümseyen yüreğimi saran güzeli

gül ardında saklı bahçeme uzan elinle

şehir varoşlarında, yeniden yaşat beni

sevda türkülerini söyleyip sana geldim

kutlu düşlerimi adayıp, yoluna serdim

bir gar uykusunun ağırlığı üzerinde

kar beyazı sayfa hayatının anlamı

sarayımdan gül kaçıran kadın

mahcubiyetini bırakır bana

hayatın sapağında yolun

umuda sarar oltasını

güzeli herkes sever

berceste mısrası

aşk söylencesi

açılsın bahtım

sana doğru

rüyamsın nede olsa

baharım geliyor dur gitme

kıştan kaçarken ben

sar ellerimi

duy sesimi

Emma

ne

g

ü

z

e

m  l  m

m  sin  m

a  emmae  a

nmnnmmmsme

ESERLERİ HAKKINDA

http://4.bp.blogspot.com/-PJG7YBb3xR0/ULJz0gFXrbI/AAAAAAAAATo/4aWnQSY4Mn0/s400/B%C4%B0LONSA+%C3%B6n.jpgBilonsa İlkay Coşkun’un 3. Şiir kitabı. Şiir Vakti Yayınlarından Kasım 2012 tarihinde çıktı. 80 sayfalık kitapta şairin dergilerde yayınlanan şiirlerinin yanı sıra daha önce yayınlanmamış şiirler de dahil toplam 40 şiiri bulunuyor.

 

İlkay Coşkun kendi şiir tarzını, şiir dilini oluşturmuş bir şair. Şiirde şair kimliği yol almaya devam etmekte. Şiirde geldiği nokta ile yetinmeyen, kendini tekrarlamayıp, şiire sürekli yeni pencereler aralamaya çalışan şairleri hep taktir etmişimdir. İlkay Coşkun yazdıklarıyla şiire pencere açmakla kalmamakta, kimi şiirleriyle duvarı yıkmaktadır.

 

2012 Yılı Kasım ayında Şiir Vakti Yayınevinden çıkan Bilonsa* adlı şiir kitabında yer alan “Suzi Ağıt”** adlı şiirindeki “suzi/ bol paça giysili/ saklı düştün-izinde/ avucumuz ağzımızda/ gülerdik/ çemberinde zincirli gözler/ hüznü perdeleyen kumaşsaağır” cümleleri ile; yine Göğrafya*** şiirinde “saklı uçurum önünde canhavli/ dimağında bin bir çeşit korku savar/ gözbebeğinin en uzağında isinali/ horoz diklenmesi, hortlak kaçkını/ yamaçtan yuvarlanır aşağıya ceremesi” gibi ifadelerle şiir dilinin sınırlarını genişletme çabasındadır.

İlkay Coşkun kimi şiirlerinde lirik bir söyleyişi de yakalamıştır. “Neyim” **** başlıklı şiirinde,

 

“dost bağında çilehane, dertli kamış boğum boğum

mey içmeden boğazı düğümler, sarar neyim

çıkardım seni bataklıktan gam tasa kimin?

şikayetim olmadı hiç, cümbüşüme sinen neyim

neden her üflendiğinde hüznümle dertlenirsin?

başı dönen semazenim, dökülür ahım neyim”

diyerek, Mevlana Celalettin Rumi’nin 'Duy şikayet etmede her an bu ney/ Anlatır hep bu ayrılıklardan bu ney/ Der ki; feryadım kamışlıktan gelir/ Duysa her kim, gözlerinden kan gelir” dizeleri ile anlattığı manaya gönderme yapmaktadır.

Şiir yazarken İlkay Coşkun için malzemenin sınırı yoktur. Anadolu’nun sadece belli yörelerinde duyabileceğimiz kelimeleri de, şiirde görmeye alışkın olmadığımız ibareleri de şiirinde kullanmaktan çekinmez. Sözgelimi “Bir Kova Uyku” şiirinde “yüz yıl bile değil hayat bize, olmalı/ batık kadırgalardan kurtulduğumuza şükür/ elimizdeki yürek kırık ve yaratuz içinde/ parça pincik ruh halimiz tarumarda olsa/ gün bu gün nasılsa geçiyor ömür” mısralarını yazarken “parça pinçik” ibaresini ya da “tarumar” kelimesini şiirinde kullanmıştır.

Şair, kıyıda köşede kalmış kelimeleri ortaya çıkarmada başarılıdır. Bazen de bir kimyacının elementleri karıştırarak yeni bileşik elde etme çabasına benzer çabaları. “Göğrafya” yada “Teknoromantik” kelimelerine onun şiiri dışında başka bir yerde rastlamadım.

Coşkun’un şiirleri konusunu hayatın içinden alır. Yaşam kadar gerçek olan ölüm teması şiirlerinde sıklıkla yer almıştır.

 

“ölüm bize ne kadar uzak” derdiniz

derdiniz cenazeye alkış tutmayanlarla

boş verin hayaldi bütün gördükleriniz"


dizeleri Gül Kurusu Ölüm başlıklı şiirinde geçmiştir.

İlkay Coşkun şiirlerini yazarken kullandığı kelime ve cümlelerin yanı sıra biçimsel olarak da deneysel çalışmalar yapmaktadır. Bilonsa kitabında yer alan “Dönence, Ağıt, Bilonsa, Kaos, Balıksırtı Ölüm, Suzi Ağıt, Gülkurusu Ölüm, AyYuka Çıktı Ölüm” şiirleri buna örnek verilebilir.

Özetle İlkay Coşkun yeni şiirler yazmakla kalmayıp, “farklı şiirler” yazmayı başarmaktadır.

 

* COŞKUN, İlkay; Bilonsa, Şiir Vakti Yayınları -Kasım 2012, Kayseri

** A.g.e, s.45

*** A.g.e, s.53

**** A.g.e, s.37

       Yusuf BAL

Ayraç Dergi-Sayı 38

      Aralık 2012

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bilonsa Hakkında

 

      Evimizin önünden akıp giden bir ırmak var. Bu ırmakta her gün mahallenin çocukları yıkanırlar. Öyle bir cümbüştür ki yaşanan bir ömür boyu hatırlanır. Bazı günlerde o kadar durgundur ki hemen unutulacak sanırsınız. Hepimizin en az bir defa yıkanmışlığı vardır o ırmakta. O ırmak sanki içimizden akıp giden şiir ırmağıdır.

      Şiir ırmağında bizim mahallenin çocukları yıkanıp geçtiler. Bu suda kısa süreli kalanlar unutulacaklar. Onlar için şiir bir gençlik hatırası olarak kalacak. Birde bu işin tadını çıkaranlar var. Bir ömür o ırmağın bereketini ömrüne yamayan ve hep duru hep temiz kelimelerle kapımıza gelip gönlümüzü alanlar var. İşte onlar insanlığın dimağında bir çentik gibi kalacaklar.

      İlkay Coşkun her şeyden önce bir dost. Aynı ırmakta yıkanmışlığımızın aziz hatırasını ve hatırını bir ömür muhafaza edebileceğim bir dost. Bu hatır ne kahveninkine ne de başka bir şeye benzer. Uzun soluklu ırmaklara sorarsanız size bu tarifi en güzel onlar yapacaktır. İlkay Coşkun dostluktan öte kalbinizin kapılarına elinde gülden kelimelerle dayanmış bir gönül insanıdır. İnsanlığın tarih şeridinin bir dönemini renklendirme çabasındadır.

      Okursunuz durulursunuz şairin kalbi olur avuçlarınızdaki. Siz de İlkay Coşkun’da bu durumdan ziyadesiyle memnundur. Şimdi elinizdeki bu kitap bizim mahallenin ırmaklarında yıkanmış, İlkay COŞKUN’ un gönlünde durulanmış kelimeler ihtiva etmektedir. Dokunun şairin kalbine.

 

     Bilal Tırnakçı

     Şair - Yazar

_______________________________________________________________________


      Kitap Hakkında

     
İlkay Coşkun kendi şiir tarzını ve şiir dilini oluşturmuş bir şair. Ayrıca şiir alanında sürekli arayış içersindedir ve bu kimliğiyle yol almaya devam etmektedir. Kanımca iyi şair kendini tekrarlamayan, kendi şiirine sürekli yeni pencereler aralamaya çalışan şairdir. İlkay Coşkun şiire pencere aralamakla kalmamakta, kimi şiirlerinde duvarları yıkmaktadır.
     İlkay Coşkun “Suzi Ağıt” adlı şiirindeki “ suzi/ bol paça giysili/ saklı düştün-izinde/ avucumuz ağzımızda/ gülerdik/ çemberinde zincirli gözler/ hüznü perdeleyen kumaşsaağır” cümlelerini yine Göğrafya şiirinde “saklı uçurum önünde canhavli/ dimağında bin bir çeşit korku savar/ gözbebeğinin en uzağında isinali/ horoz diklenmesi, hortlak kaçkını/yamaçtan yuvarlanır aşağıya ceremesi” cümlelerini ile şiirinin sınırlarını genişletme çabasındadır.
Coşkun kimi şiirlerinde lirik bir söyleyişi de yakalamıştır.“ Neyim” başlıklı şiirinde,

     “dost bağında çilehane, dertli kamış boğum boğum
     mey içmeden boğazı düğümler, sarar neyim
     çıkardım seni bataklıktan gam tasa kimin?
     şikayetim olmadı hiç, cümbüşüme sinen neyim
     neden her üflendiğinde hüznümle dertlenirsin?
     başı dönen semazenim, dökülür ahım neyim”

     diyerek, Mevlana Celalettin Rumi’nin meşhur 'Duy şikayet etmede her an bu Ney/ Anlatır hep bu ayrılıklardan bu Ney / Der ki; feryadım kamışlıktan gelir / Duysa her kim, gözlerinden kan gelir” dizeleri ile anlattığı manaya gönderme yapmaktadır.
      Şiir yazarken İlkay Coşkun için malzemenin sınırı yoktur. Anadolu’nun sadece belli yörelerinde duyabileceğimiz kelimeleri de şiirde görmeye alışkın olmadığımız ibareleri de şiirinde kullanmaktan çekinmez. Sözgelimi “Bir Kova Uyku” şiirinde “yüz yıl bile değil hayat bize, olmalı / batık kadırgalardan kurtulduğumuza şükür/ elimizdeki yürek kırık ve yaratuz içinde / parça pincik ruh halimiz tarumarda olsa/ gün bu gün nasılsa geçiyor ömür” mısralarını yazarken “parça pinçik” ibaresini ya da “tarumar” kelimesini şiirinde kullanmıştır. Şair, kıyıda köşede kalmış kelimeleri ortaya çıkarmada başarılıdır. Bazen de bir kimyacının elementleri karıştırarak yeni bileşik elde etme çabasına benzer şairin çabaları. “Göğrafya” yada “Teknoromantik” kelimelerini onun şiiri dışında başka bir yerde rastlamadım.
      İlkay Coşkun şiirlerini yazarken kullandığı kelime ve cümlelerin yanı sıra biçimsel olarak da deneysel çalışmalar yapmaktadır. Bilonsa kitabında yer alan “Dönence, Ağıt, Bilonsa, Kaos, Balıksırtı Ölüm, Suzi Ağıt, Gülkurusu Ölüm, AyYuka Çıktı Ölüm” şiirleri deneysel ve görsel şiirlere verilebilecek örnekler içersinde yer almaktadır.
      Özetle İlkay Coşkun şiir konusunda sürekli çalışmaktadır ve yeni şiirler yazmakla kalmayıp “farklı şiirler” yazmayı başarmaktadır.

     Yusuf BAL
     Şair - Yazar

------------------------------

Bilonsa Hakkında

Bilonsa, Şair İlkay Coşkun'un şiirleri arasında yeni ve farklı bir duyarlılık içeren şiirlerinden oluşuyor. Şiirler, bundan sonraki yolculuğunun izlerini taşıyor.

 

Hayatımızdan eksilenlerin yokluğu üzerine, şair duyarlılığı ile gönlümüze köprüler kuran şair İlkay Coşkun şiirimizin geleceğinde de sözü edilecek şairlerden. Bilonsa bu aşktan oluşan merdiveni sizin de okuyarak tırmanmanız ve oradan şiirin tadına varmanızı önceliyor.

Şiir Vakti Yayınları

------------------------------

BOZ/KIRLARIN Y/ALAZLI SESİ: BİLONSA

 Alpaslan Akdağ, İlkay Coşkun´un Şiir Vakti Yayınları´ndan çıkan 3. şiir kitabı Bilonsa üzerine yazdı

BOZ/KIRLARIN Y/ALAZLI SESİ: BİLONSA

http://2.bp.blogspot.com/-7VrWFfki5x8/UoOuTsZVTfI/AAAAAAAAAg0/DoLlbbhSglc/s320/B%C4%B0LONSA+-...jpg1971 Yozgat doğumlu Şair kendi deyimiyle “Teknoromantik” biri. Poyraz Edebiyat Dergisi Yayın Kurulunda görev yaptı. Çeşitli dergilerde (Mühür, Kurşunkalem, Poyraz Edebiyat, Şiiri Özlüyorum, Şiir Vakti, Ücra Şiir, Herfene Edebiyat, Aydili) ve gazetelerde ( Sivas Postası, Yeni Asya, Sivastimes) şiirleri yayımlandı.
Yüreğimden Süzülen Nağmeler-2008, Düş Yolcusu-2011 adlı şiir kitaplarının yanı sıra, Şiir Vakti Yayınları’ndan çıkan 2012 tarihli Bilonsa ise Şairin 3. şiir kitabı.

Göğün uçsuz bucaksız sonsuzluğuna uzanan tahta bir merdiven resminin süslediği kısa hacimli bu kitapta, okuyucuya yer yer deneysel ve görsel bir şölen sunan özgün şiirler mevcut. Zaman zaman arkaik öğeleri de içresinde barındıran anlaşılır/yalın bir söylemin seçildiği alt birimlerde taşraya/yerele ait sağlam bir dilin kullanıldığı gözlerden kaçmamalıdır. Zirzop, cereme, parça pincik, çıngar, yapıldak, kışlak gibi sözcükler bunlardan bazılarıdır…

Şiir, estetik gerektiren bir yazınsal savaşımdır. Kazananı ve kaybedeni yine kendin olduğun biricik savaş. Ki Şair, kelamının kudreti ve edebi vurgusu oranında bu zorlu savaşın yılmayan neferliğine gönülden soyunmuş demektir.

Işığı toplamış gen haritalarımızın eşiğindeydik s-67

Sayfa aralarında serpiştirilen ve görsel açıdan bir farkındalık yaratan aforizma tadındaki sofistike girizgahlar ise kitaba ayrı bir hava veriyor. Ayrıca, sayfa aralarında emir kipiyle yazılmış kimi mısralara rastlarsanız hiç şaşırmayın derim;

Koy teraziye künyeleri kuyumcu…s-59

Özenle seçilen başlıklar ise teknik ve çağrışım gücü açısından oldukça ilgi çekicidir: Kuş-ağını Kuş-angel, Gönül yatağına Ir(a)mak, Teknoroman/tik, Göğrafya, İki Bayram Arası Aşk, Bilonsa, Mençuna, Karmate…

Şiir bir rüzgârdır/her yere uğrar” diyen şair Hasan Hüseyin Yalvaç can alıcı bir tespitte bulunmuş olmakla birlikte, Şairlerin bu soylu rüzgârı hanelere/insanlara ulaştırmadaki başat yönüne de vurgu yapmıştır kanımca. Simgelerin ve sözcüklerin okuyucunun imgelem dünyasında oluşturduğu çağrışımlara şiirin satır aralarında kanat çırpan bir kelebek etkisi yaratmaktadır.

Şiir demetinin göze batan minimal örneklerini alıntılayarak çoğaltmamız mümkündür.
 

Onur kavruk dudaklarda kutsanır..s-53

Sen gittin ya düştü fotoğrafı umudun..s-52

Ve de halkça, Hakka düşer yolumuz
Bölüşürüz ölümü..s-44

Kahveye oturmuş yaşlı bir devrimci
Bulmaca çözüp hükümet deviriyor..s-34

Çokça sorgudur bolca ölümdür gece..s-33

Avuç içimizdeki gül goncaydı hala..s-30

Şiir ozanın iç kanamasıysa eğer ki bence öyledir, anlatılanlar bu içsel kanamanın bize ve dış dünyaya dizgesel bir mecrada aracısız aktarımlarıdır.

http://4.bp.blogspot.com/-LKMqii6f_wI/UoOusSTWGfI/AAAAAAAAAhA/gKGDYaBq71M/s320/ilk-bil%255B1%255D.JPG


İzleksel öğeler olarak “bozkır, kuş, gökyüzü, gül, adalet” göstergelerini sıralamak mümkündür. Çağrışımı zengin kimi sözcüklerin ise şiirin temel hakikatini oluşturduğu görülmektedir. Kuşanılmış silahlarıyla hayatımıza dâhil olan her Yazın adamının boy uzunluğu, ortaya koymuş olduğu yazının kalibresine göre uzar veya kısalır. Eserine yeterli alın terini kat(a)mayan bir yazarı, ürettiği yapıtı ilk badirede yüz üstü bırakır…

Şairin şiir gemisi, farklı ve uzak mecralara da yelken açmalıdır biraz. Arı duru pınarlarda yıkanmayan, Yenilenmeyen her şiir, durgun sular gibi kokuşmaya namzettir…

Yazmak damıtılmış emeklerin vücuda gelmesiyse şayet, okuyucu kendisine nice emek ve bin bir zahmetle sunulmuş olan bu yazınsal sofranın tanrı misafiri olmaya aday kimsedir. Kalemin ve Kelamın ehli olan değerli Şairimiz ise gönlünden akıveren harflerle donattığı bu yalın sofraya sizi de davet ediyor…

 

Alpaslan AKDAĞ

11.11.2013

Poetikhaber

http://www.poetikhaber.net

 

 

Düş Yolcusu 
İlkay Coşkun

Türü: Şiir

Yayınevi :
Antik Yayınları
Yayın Tarihi:
Temmuz 2011
Sayfa Sayısı : 94
Ebat : 13,5x19,5 cm 

Online Satış: 
 www.kitap-evi.com

       Kitap Hakkında

       İnsan var olduğu sürece sanatın varlığı da kaçınılmaz. Şiir ise malzemesi kelime olan bir sanattır. Bir taş ustasının taşı sanata dönüştürmesi gibi, şairde kelimeleri işler ve sanata dönüştürür. Şiire kendi ruhundan üfler. Şiirin yaşanmışlığı şiire kelimelerden olmayan bir şeylerde katar. Şiirin kaynağı insanın kendisidir. Toplumun değerleri, sorunları veya sevinci şiire yansır.

       Bu anlamda İlkay Coşkun şiirlerinde de yaşamın kendisinden yansımaları görmek zor olmayacaktır. 2009 yılında yazdığı “Kızgın Kum/Rakkase Ölüm” başlıklı şiirinde “kefenler biçildi özgürlüklere/ kavruk dudaklardan esaret şarkları duyulur/ irin toplar kan damarları” dizeleri ile o tarihte kanı akıyor olan Ortadoğu coğrafyasına gönderme yapmaktadır. Yine "Sinelerde NefiS Var/ Vicdan Hangi Bedenlerde" , "Ağlayan Çocukların Ülkesi", "Sapana Düşen Kan" ve daha bir çok şiirlerinde aynı duyarlılığı gözlemleyebiliriz.

       2008 yılında Yayınlanan ilk kitabı “Yüreğimden Süzülen Şiirler” kitabında yer alan daha eski şiirleri ile şu anda yayına hazırlanan “Düş Yolcusu” şiir kitabında yer alan şiirlerini kıyasladığımızda İlkay Coşkun şiirlerinin klasikten daha modern tarza geçiş halinde olduğunu görebiliriz. Konu çeşitliliği, işleyiş, üslup açsından değerlendiğimizde 2008-2011 arasında yazdığı şiirlerde hareketlilik ve dinamizm olması, şairin şiirde sürekli arayışları olduğunu ele vermektedir ki, arayış ve cesurca denemeler şiirleri daha ilgi çekici kılmaktadır. İlkay Coşkun şiirlerinin dikkatimi çeken bir diğer özelliği de, şiirleri okurken her an beklenmedik bir kelime yada ifade karşınıza çıkabilir ve sizi şaşırtabilir olmasıdır. Hatta bu kitabı okurken bile, pat diye beklenmeyen bir şiir karşınıza çıkabilir .


 Yusuf.BAL
Temmuz 2011

-------------------------------------------------------------------------------------------------

http://1.bp.blogspot.com/-EweysMt7haw/UcmKegsOJAI/AAAAAAAAAZU/bxuhzSrWn1w/s400/d%C3%BC%C5%9F+yolcusu.jpg

Kitap Hakkında

“bir şehir doğuyor kalabalığa
sabah güneşi konuyor soğuk eline
sandığında sakladığın hediye
beyaz gecelerinin karanlığında
gün görmüş yalnızlığı yudumlayan
ve de vazgeçilmeyen aşk”

Şiir yazmaya karşı, bir yeteneğimin olmadığını itiraf etmeliyim. Böyle bir meziyetimin olmamasına, gerçekten çok üzülürüm… Şairlerin o düş ülkesine gidip, mısralardan örülü gülleri derebilmeyi kim istemez? Hele peteğini, bin bir çeşit çiçekle dolduran arı misali, yüreğimize sızdırdıkları o nazenin süzme bal mısralarına, azıcık dalmayı kim istemez?

Ama gelin görün ki, böyle bir özellik bu satırların yazarında hali hazırda mevcut değil. Şiirin o tılsımlı kalesine, ancak bir okuyucu olarak yaklaşır ve kendi hesabıma, düşsel ayrıntılar yakalamaya çalışırım.
**
evgili okurlar, şiir yazmaya karşı kendimi yetenekli görmemekle birlikte, iyi şiirin kokusunu aldığıma da çok inanırım. Hani şair “has şiiri ayak seslerinden tanırım” diyor ya işte öyle. Ben de nerede bir şiire rastlasam, o şiirin mısralarında gezinmeye ve sunduğu güzelliklerden almaya özen gösteririm.

Elime geçen bir kitaptaki şiirleri okuyunca, şairini tanımadan, o şairin karakteri hakkında hüküm çıkarma gibi bir önsezim mevcut bulunsa da, ben yinede şairi ile tanışıp hemhal olmayı çok isterim…

Ama bahse konu olan kitap ve şairini, yakından tanıdığımı peşinen söylemeliyim. Evet İlkay COŞKUN ve yeni çıkan kitabı “Düş Yolcusu” nu, sizle paylaşmak isterim…

İlkay Coşkun, değişik bir şiir serüveni olan bir şair. Kendi kişiliği ile mısraların bu denli örtüştüğü başkaca insan belki çoktur ama, yine de İlkay Coşkun ve şiirlerini ana oğul gibi düşünmek lazım… Beyefendi ve nazenin yapısını, şiirinin her hecesinde ayan beyan görmek mümkün. Varlık duruşu itibariyle, nesli tükenecek diye korktuğum nadide insanlardan biri…

Sükunetin berhava edildiği, alacalı düşerin sürgünde güneşe hasret tutulduğu günümüzde, İlkay Coşkun’un şiiri, değişik bir anlam bütünlüğü ile, umudu önde tutuyor adeta.

Ama ilada şairin yalnızlık ve çileyle beslenmesi takılır benim hatırıma. Değişik bir yalnızlık ve hatıralar ormanı içinde yekvücut olma.
Şu mısraların, iç döngüsünde seyri suluk eden anlam çağıltısına bakar mısınız?

“her soğukta üşür bir yanım
ahım düşer zirvelerden aşağıya
kanayan acımın sessiz çığlığıdır
yayılır dört bir yandan sancılar
al düşürdü beyaza, sararmış bedenler
vuslata kavuştu ten
şafaklarım leyl bağlar”
**
Şairlerin, değişik bir düş ülkesi vardır, sevgili okurlar. Kendi iç âlemlerinde bütünledikleri, kendi okyanuslarına açıldıkları ve sefer yazılan alınlarıyla fırtınaya tutuldukları ve her kaybolmada, bir albatros eşliğinde sahile dönüp geldikleri…

Ve yine fırtına diner dinmez, yeni fırtınaların çıkacağını bile bile, yeniden mısralar denizine açılmayı yeğleyen bir akıncı hayali vardır şairlerde…

Dedim ya, şiir yazabilmeyi çok isterdim. Hani bir okur olarak, gemileriyle açılalım desem öte deryalara; Albatroslarının kanadına tutunmaya yetecek kadar şair olmak gerekecek.

Yazar : Osman Çelik
Tarih : 09 Ağustos 2011

 

Düş Yolcusu

İlkay Coşkun 

2011

 Şiirin ne olduğunu yeterince kavramış bir şairden, eli yüzü düzgün bir çalışma. Düş Yolcusu kitabını bir arkadaşım hediye etti. İyi ki de etmiş. Çünkü kitaptaki şiirleri kendime oldukça yakın hissettim. Özellikle yapıtın başlarındaki ürünler benim okuma isteğimi artırdı. Sonlara doğru sanki şiirlerin temposu biraz düşmüş, ancak o kadar olsun artık. Okurunu ciddiye alan, kendini ağıra satma derdi olmayan bir şiir anlayışıyla bezenmiş, herkese tavsiye edebileceğim bir kitap.



      Deniz Berat

        09.12.2012 

http://denizberat.blogspot.com

 

Yazar: Deniz Berat

İLGİLİ BİYOGRAFİLER

Devamını Gör