Mahir Karayazı

Şair ve Yazar., Yönetmen

Doğum
Diğer İsimler
Mahir Aktaş

Şair, yazar, yönetmen. 1980 yılında İstanbul’da doğdu. 2002 yılında Varlık Dergisi Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde “KADRAN” isimli şiir dosyasıyla ön elemeyi geçenler arasında yer aldı.

Şiiri ilk kez 2003 yılında Varlık Dergisi’nde yer aldı.

Şiirleri, öyküleri, makaleleri ve söyleşileri Agos, Akatalpa, BirGün, BirGün Kitap, Boo, Evrensel, Galapera Öykü, Gard, Karakalem, Muaf, Patika, Sol, Varlık, Yasakmeyve vb. gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı.

Yasakmeyve ve Karakalem dergilerinde çalıştı. 2007 yılında “Dağınık Harfler Sokağı” adlı fanzini (üç sayı) çıkardı. 2007 yılında “Eksilme”, 2009 yılında “Merdiven”, 2011 yılında “Bardağın İçine Bakmak” adlı kısa filmleri çekti.

Aralarında Mercan Dede, Ercan Kesal, Erkan Sever, Kadir Aydemir, Nihat Behram, Haydar Ergülen, Feryal Öney gibi farklı sanat disiplinlerinden isimlerin de olduğu (şu ana kadar) elli iki sanatçı ile 2013 yılında “Rıhdan” adlı anlatı - belgeseli çekmeye başladı, halen devam ediyor. 

“Rıhdan”, “Falan - Feşmekan” adı ile Hayat TV’de yayınlandı. Ayrıca birçok şiir festivalinde, sergilerde, çeşitli sinemalarda gösterimleri yapıldı, yapılmaya devam ediyor.

2013 yılında Mercan Dede’nin “Dünya” albümünde şiirleri ile yer aldı.

 

Şiir Kitapları: 

 

Beş Taş (2009, Komşu Yayınları: 40, Şiir: 36, İst., 64 s.), Anız (2018, Yitik Ülke Yayınları, Şiir, 48 s)

 

KAYNAKÇA: Cengiz Kılçer / Beş Taş, Mahir Karayazı (haber.sol.org.tr, 21 Temmuz 2009), Hakkında (mahirkarayazi.com. 17.07.2017), Mahir Karayazı (Bilgi teyidi, Nisan 2018), İhsan Işık / Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (C. 12, 2018).

BEŞ TAŞ

sararan tenim soluk benzimle itiraf edeyim

ben aslında zenciyim

kumral bahçelerde siyah bi’şeyim

keskin saçlarıyla kayısı bahçelerinin

kokusunun boğulduğu köylerde babamın

şehre kaçarkenki düşlerinden biriyim

at arabasına yüklenmiş Taşdelen şişeleri

işporta tezgâhında terlik

kola, bira, kalıp kalıp buz

Eminönü Meydanı’nda bir adam

kahvelerde elli iki destesi

gibi kardın bu çocuklar üşüyor

büyüyor ceviz ağaçları akrabalar

akbabalar gibi dönüyor başında

                       hiç çıkarmadığın kasketin

çakır gözlerin… her şeyi mavi mi görüyor?

BEŞ TAŞ, MAHİR KARAYAZI

BEŞ TAŞ, MAHİR KARAYAZI

 

CENGİZ KILÇER

 

Beş Taş (yasakmeyve Mayıs 2009) genç şair Mahir Karayazı’nın ilk kitabı. Karayazı, 1980 doğumlu asıl soyadı ise Aktaş. “Dağınık Harfler Sokağı” adlı fanzini çıkarmış, ilk şiiri ise 2003 yılında Varlık dergisinde çıkmış.

Beş Taş ilk kitap olmakla beraber şairin yaşına rağmen olgun şiirlerden oluşuyor. Yaygın bir kanıdır her ilk yapıt belli oranda otobiyografik izler taşır. Beş Taş için de bu söylenebilir ama şiirlerin tümünde görülen sahicilik, samimiyet ve içtenlik, tutarlılık bu genel yargıyı bir anda siliveriyor. İçtenlik ve samimiyet dedim kendi adıma günümüz şiirinde böyle bir kaygıya çok da fazla rastlamadığımı itiraf etmeliyim.

Mahir Karayazı, şiirlerinde kurgudan olabildiğince uzak durmuş, tabii bu demek değildir ki, kitaptaki bütün şiirler kurgusuzdur kurgu her edebi yapıtta hiç kuşkusuz vardır. Ama kurgunun tehlikeli yanlarının olabileceğini daha başından hissetmiş, ölçüsünü kaçırmamış Karayazı.

Kitapta farklı şairlerimizden de göndermeler rastlıyoruz kimler mi: Şah Hatai, Âşık Emrah, Edip Cansever, Tezer Özlü, Metin Altıok, Nilgün Marmara. Karayazı, bu isimlerle şiirinin köklerini, beslendiği damarı işaret ediyor. Yine bununla beraber şiirler bu toprakların, bu şehrin, sesini soluğunu taşıyor, ağlamadan bağırmadan usul ve vakar Samatya’dan Kadıköy’den Yenikapı’dan yüzler, evler, trenler…

 

ağzının kenarında biraz Samatya kalmış

deyip siliyor annem camları

sırtlarken çınlıyor kulaklarım sur

çizip boyarken ahşap

evlerde uyku yarım perdeler tastamam

kaplıyor hayatı kapıdan geçen eskici

iki büyük leğen eder

deyip değiştiriyor annem geceyi.

 

Türk şiirinin güçlü, gürül gürül bir çağlayan olduğunu kanısına farkına bir kez daha ve sıkı sıkıya vardırıyor Beş Taş. Belki çok iddialı bir kanaat olabilir ama sanırım artık şiirimizde çıraklık denilen bir süreç miadını doldurmuş görünüyor. Böyle de olmak zorunda çünkü tarih her ne denli bizlerin gözünde yavaş ilerliyormuş gibi gelse de bu sadece bizlerin olan ile olması gerekenin arasındaki zamandan doğru baktığımızdandır, özcesi tarih oklarını hep ileri atıyor. Zira dünya, toplumsal gelişmeler, teknoloji, kültür ve edebiyat durduğu yerde durmuyor duyarlıklarılar da, şair de, şiir de öyle.

 

(…) kokusunun boğulduğu köylerde babamın

at arabasına yüklemiş Taşdelen şişeleri

işporta tezgahında terlik

kola, bira, kalıp kalıp buz

Eminönü Meydanı’nda bir adam

kahvelerde elli iki destesi

gibi kardın bu çocuklar üşüyor

büyüyor ceviz ağaçları akrabalar

akbabalar gibi dönüyor başında çıkarmadığın kasketin

çakı gözlerin… her şeyi mavi mi görüyor?...

 

Şunu söylemek daha doğrusu sormak gerekiyor şiirde ustalığı belirleyen ne? Bilgi mi, birikim mi, gelenek mi, gelenekten kopuş mu, şiir görgüsü mü, ödüller mi? Bu saydıklarımın hiçbirini birbirinden ayıran bir yanıt şimdilik alıma gelmiyor. Her şey o kadar hızlı ve o kadar beklenmedik ki, bir insan ilk şiir kitabıyla sizin bütün şiir anlayışınızı, şair, usta, çırak vs. algılama kalıplarınızı yerle yeksan edip şaşırtabiliyor.

Peki, samimiyet, içtenlik ve Beş Taş’ta rastladığımız özgünlükler bir yana ilk kitap olmasına rağmen haydi ustalık demeyelim yetkinlik karşısında okurun (bu yazıyı kaleme alanın) şaşırmasını ne yana bırakabiliriz?

Yeni olan ne Mahir Karayazı’nın kitabında aynı güneş altında yeni bir şey söylemenin sınırlarını herkes bilir bundan böyle önemli olan nasıl söylendiğidir. Bakalım nasıl söylüyor genç kardeşimiz:

 

“geldim. Sirkeci’deyim. Bekliyorum.”

deme baba martılar konmuyor çatısına

Büyük Postane’nin zarfları da büyük

Cağaloğlu’nun yokuşu uzun Cemal Nadir Sokak eğri

büğrü öğrendim ne olduğunu

evini yüklendiğim el arabasında

omuzlarımda taşırken kolilerini versatillerin

ucundan çıktım gayrı

beni beklemem baba

dışarıda kalacağım bu akşam da

diğer akşamlar gibi karanlık olunca

Sitare gelecek aklıma

geçmiş zaman kalacak şimdi…

 

Hulâsaten söyleyecek olursak Mahir Karayazı Beş Taş adını verdiği kitabıyla yazacağını yazmış, kendini daha başından ortaya koymuş ve Türk şiiri yeni ve genç isim kazanmıştır, geriye kalansa okurun takdiridir.

*Bu yazıyı kaleme alan sadece bir şairdir eleştirmen değildir, bütün yargıları özneldir. Karl Marks’ın ‘sessizlik suikastı’ diye bir saptaması vardır, bu saptamasındaki meram ise şudur: siz ne yaparsanız yapın bu bir entelektüel, kuramsal veya sanatsal ürün de olabilir, hangi alan olursa olsun belirli erk odakları kendi kalımlılıkları gereğince sizi duyulmaz, görülmez ve işitilmez yaparlar. Bir türkü de dediği gibi Kenan elinde Yusuf gibi kalırsınız. Bu metin sessizlik suikastına ilk kurşundur, gerisinin geleceği ve barutun tükenmeyeceği bilinmelidir!

KAYNAK: Cengiz Kılçer / Beş Taş, Mahir Karayazı (haber.sol.org.tr, 21 Temmuz 2009).

 

Yazar: CENGİZ KILÇER
FOTO GALERİ

İLGİLİ BİYOGRAFİLER

Devamını Gör