Yaşar Kaplan

Editör, Düşünür, Çevirmen, Yazar, Edebiyatçı

Doğum
Eğitim
İngiliz Dili ve Edebiyat Bölümü, Amerikan Dili ve Edebiyatı Tarihi Bölümü

Yazar, düşünür, çevirmen, editör. 1952, Kayırlı / Niğde doğumlu. İlköğrenimini köyünde, ortaöğrenimini Kayseri İmam Hatip Lisesinde yaptı (1974). İngiliz Dili ve Edebiyatı ile Amerikan Dili ve Edebiyatı Tarihi bölümlerinde yükseköğrenim gördü (1975-79).

Diyanet İşleri Başkanlığı (1972-74), İller Bankası (1974-76), Türkiye Zirai Donatım Kurumunda memurluk (1976-78), Mila Haber Ajansında yazı işleri müdürlüğü (1978-79) ve Devlet Planlama Teşkilatında tercümanlık (1979-82) görevlerinde bulundu.

Kurduğu Aylık Dergi ve yayınlarının (1978-88), Eksen Yayıncılık ve aylık Meydan dergisinin sahipliği ve genel yayın yönetmenliğini yaptı.

Dört ayrı eserinden dolayı koğuşturmaya uğrayan Yaşar Kaplan, Demokrasi Risalesi (1985) adlı deneme kitabı nedeniyle Ceza Yasasının 163. maddesine muhalefetten yargılanıp altı yıl üç ay hüküm giydi, üç yıla yakın cezaevlerinde kaldı.

Hapisten çıktıktan sonra 2001 yılında Almanya’ya gidene kadar Akit gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Şimdi hayatını ve çalışmalarını Almanya’nın Köln kentinde sürdürüyor.

Yaşar Kaplan, yazar Cihan Aktaş’ın kız kardeşi Hülya Aktaş evlenmiş, bir süre sonra boşanmıştı.

İslamcı edebiyatın 80’li yıllardaki ünlü isimlerinden olan Yaşar Kaplan, hikâye, deneme ve eleştiri yazılarını kendi adı ve müstear imzalarla Edebiyat (976), kurucusu olduğu Aylık Dergi (1978-88) ve Meydan (1989) dergilerinde yayımladı. Yönettiği Aylık Dergi’de aktüel konulara getirdiği cesur ve özgün yaklaşımlarla hikâyeciliğinin yanı sıra deneme ve eleştirileriyle de ilgi topladı.

Yeni kuşağın çevresinde toplandığı önemli dergilerden biri olan Aylık Dergi, çok sayıda genç şair ve yazarın tanınmasına imkân sağlamıştır.

 

ESERLERİ:

 

Hikâye: Dönemeçler (1976, 2018), Birinci Kitap (1982), İkinci Kitap (1982), Sıfırüç Depremleri (1987), Canhıraş (1991).

 

Deneme- İnceleme: İzdüşüm (1983), Demokrasi Risalesi (1985), İran’a Nasıl Bakmalı (1986), Mücahide Mektuplar (1990), Açıl Susam Açıl (1990), Bir Şenliktir İnkılab (1992), Vatan Millet Sakarya Üstüne Düşülmüş Notlar (1993), Devrim ve Terbiye (1995), Kalem ve Kelepçe (1995), Hz. Ali (1998), Siyaset Bilinci (1998), Günümüz Yezidiliği (2013), Ademce, Düşüncenin Temel Dinamikleri.

 

Anı: Giriş ve Çıkışlar (1989).

 

Mektup: Yazışmalar (1982).

 

Çeviri: Malcolm X (Alex Halley’ den, 1983), İslâm Ekonomi Düşüncesi (M. N. Sıddıkî’den, 1984), Yarınki İslâm (Abdülkadir es-Sufi’den, 1984).

 

Kürtçe: Beyt ü Destanen Kurdi (2019), Destana Kela Dimdim u Xane Lepzerin (2019), Kaniya Stranan (2019).

 

Roman: İdris'İn İdris (2019).

 

KAYNAKÇA: İhsan Işık / Yazarlar Sözlüğü (1990, 1998)  - Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (2001, 2004) – Encyclopedia of Turkish Authors (2005) - Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2006, gen. 2. bas. 2007), Yaşar Kaplan: Ülkemi özledim (Tuna Acar röportajı, star.com.tr, 24 Mart 2015), Aydın Engin / Gurbette Bir Düşünür; Yaşar Kaplan (akasyam.com, 15.02.2018), Türkiye’nin yanında durmak insanlık vazifesi (Merve Akbaş röportajı, gercekhayat.com.tr, 28.01.2019), Yaşar Kaplan kitapları (kitantik.com, kolnkutuphane.de, hepsiburada.com, amazon.com.tr, kitapyurdu.com, kidega.com, 01.04.2022).

 

 

MESELE NEDİR?

“Dostum,

Selam ile dua ile başlarım. İyi dileklerimle, sana olan özlemlerimle başlarım.

Dostum, Mesele nedir? Mesele sadece okumak ve öğrenmek midir? Mesele sadece yazmak ve konuşmak mıdır?

Mesele nedir? Mesele sadece bazı doğruların kağıttan kağıda veya dilden dile aktarılması mıdır? Yoksa asıl mesele yaşamak, yaşamaya savaşmak mıdır?

Ellerine Kur’an ve Sünnet’i alarak toplumlardaki yanlışları, cemaatlerdeki yanlışları, kişilerdeki yanlışları, faaliyetlerdeki yanlışları düzeltmek amacıyla oldukça iyi niyetlerle yola koyulanlar bir gün gelip kendilerinin de birçok yanlışa düşeceklerini hiç akıllarına getirmişler midir acaba? Hem de elde hakikatler hakikatini anlatan, Sırat-ı Müstakim’i öğreten, hayatımızın yegane rehber kitabı gibi sağlam bir kaynak olduğu halde yanlış yapmanın ne ağır bir vebal getireceğini hiç düşünmemişler midir acaba?

Malumun olduğu üzere son yılların modası haline getirilen şeylerinden bir tanesi de Kur’an okumaktır. Bir zamanlar, Kur’an okunmadığı için yaşanan sıkıntıların bir benzeri şimdi de hakkıyla okunmadığı, usulünce okunmadığı için yaşanmaktadır. Kur’an okumak da moda olur mu hiç? Niçin olmasın! Her şey moda olabilir. Kur’an’ı okumalıyız, Kur’an’ı anlamalıyız deyip durduğumuz halde, Kur’an-ı Kerim’i anlamanın gereklerini yerine getirememek, buna rağmen gene de okuyalım, anlayalım edebiyatı yapmak, meseleyi tamamen moda haline dönüştürmektir. Hem sabah akşam Kur’an okuyacaksın ve insanları sürekli Kur’an okumaya, Kur’an’ı anlamaya çağıracaksın, hem de Kur’an’ın anlattıklarını hiçe sayarcasına şu hayata ilgisiz kalacaksın. Hem elinden Kur’an düşmeyecek, hem de küfr ile iman arasındaki, şeytan ile Rahman arasındaki ezeli ve amansız kavgada tarafsız kalacaksın. Bu mudur Kur’an’ı okumanın bedeli? Bu mudur Kur’an’ı anlamak?

Kur’an’ın elde olması yetmez, dostum. Kur’an gönüllerde olmalıdır, hayatlarda olmalıdır. Kur2an yaşayan için gereklidir, savaşan için gereklidir. Kur’an, Arapçasını veya mealini ezberleyerek durmaksızın bu ezberleri lafzen tekrar eden, okuyup öğrendiklerini gereğini yerine getirmeyen insanların nesine gerek Kur’an? Kur’an’ın anlamını bilmeden Arapçasını ezberleyenler ile günümüzün meal hafızlarının ne farkı vardır hakikatte? Nasıl olsa hayata yansıyan bir şey yok. İster Arapçasından okuyarak, ister Türkçesinden okuyarak tatmin olmaya çalış, ne fark ediyor? Kur’an, öğrendikleri şeyleri yaşamak isteyenler için gereklidir; İslam’ı konuşup da yaşamaya yanaşmayanlar için değil, Kur’an savaşanlar için gereklidir, sıvışanlar için değil. Kur’an Mü’minler için gereklidir, papağanlar için değil.

Ellerdeki ve dudaklardaki Kur’an’ın insana bir yararı yoktur dostum, ruhlardaki ve gönüllerdeki Kur’an’dır bizi karanlıklardan aydınlığa çıkaracak olan. Ayet ayet yaşanmak için okunan Kur’an’dır bize rehberlik edecek olan. Sünnet ile yaşanır hale getirilen Kur’an’dır bizi kurtaracak olan.

Rabbim bizleri Kitabın ayetlerini sürekli okudukları halde anlamayanlardan veya Kitab’ı kendi keyiflerine göre yorumlayıp nefislerinin eğlencesi haline getirmek isteyenlerden etmesin.

Yüce Mevla bizi Kitab’la terbiye, Sünnet’le tezkiye etsin.

Ahiri Kelam, vesselam.”

Selam ve dua ile…

Ayhan Engin

 

KAYNAK: Aydın Engin / Gurbette Bir Düşünür; Yaşar Kaplan (akasyam.com, 15.02.2018).

 

TÜRKİYE’NİN YANINDA DURMAK İNSANLIK VAZİFESİ

 Röportaj: Merve AKBAŞ

 

 

Uzun yıllar sonra Ketebe Yayınları tarafından ‘Dönemeçler’ kitabı yeniden yayınlanan Yaşar Kaplan, okuyucularına yeni kitaplarının da geleceğinin müjdesini verdi. 90’lı yıllarda hakkında açılan davalar nedeniyle Almanya’ya yerleşmek zorunda kalan Kaplan, “Türkiye’nin yanında durmak bir insanlık vazifesidir” diyor.

 

Aylık Dergi, Bu Meydan, Hüner gibi dikkat çeken dergiler, hikâyeler, düşünce yazıları, köşe yazıları ve yasaklanmış kitaplar ile tanınan bir yazarsınız. Ancak bir süredir yazı ve eserlerinizi görememiştik. Bunun nedeni nedir, yazmayı bırakmış mıydınız ve bir yazar yazmayı bırakabilir mi?

 

Yazmayı bir hayat tarzı olarak benimsemiş yazarların okuma ve yazmaları hiçbir zaman sona ermez. Yazmak, geçici heveslerle ve geçici hedefler için yapılacak bir iş değildir. Yazarın son nefesine kadar bütün hayatını dolduran bir yaşama biçimi olarak yazmak; bütün boyutlarıyla ihata alanı çok geniş bir varoluş biçimidir. Bu bakışla, yazmak var olmanın, var olmak yazmanın bir ayrılmazıdır. Yazarın durduğu yerden bakılınca yazmak ve paylaşmak aynı şey değildir. Fakat okurun durduğu yerden bakılınca, yazdıklarını paylaşmayan yazar yazmayı bırakmış kabul edilir. Bize gelince, sürekli yazmamıza rağmen yazdıklarımızı bir zamandan beri kitap, dergi ya da diğer medyalarda (ortam) paylaşma imkânımız olmadı.

 

Sizin bu anlamda yaşadıklarınızı, yeni düzeninizde kurduğunuz ya da kuramadığınız alışkanlıklarınızı sorsak…

 

Bizim okuma ve yazma etkinliğimiz (faaliyet, aktivite) en zor şartlarda bile durmadı. Cezaevlerinde geçirdiğimiz yıllarda dahi yanımızda çuval dolusu notlar, yazı defterleri ve kitaplarla “sevkiyat”a çıktık. Hayatımıza dair bir cümle istiyorsanız, şunu diyebilirim: Yol uzun, şartlar çetin, karanlık zifiriydi. Bu bir romanın, bir hikâyenin ilk cümlesi ya da sonundaki zaman ekini kaldırırsak bir şiir dizesi olabilir. Ama bu sadece, bizim yaşanmışımızı özetleyen bir cümle. Davası olan, kendisini kuşatan zorluklara değil, hedefindekine bakar. Normal zamanlarda günlük alışkanlığım, her gün mutlaka nisap miktarı okumak, nisap miktarı yazmaktır. Yazmak, canlı yaşamanın doğal sonucu olarak kendiliğinden geliyor zaten.

 

Ya Türkiye’ye bir şey olursa

 

Dönemeçler’in ilk baskısı 1976’da bambaşka bir Türkiye’de yapılmıştı. Bugün bize nasıl bir mesaj veriyor?

 

Tüm sanat eserleri gibi edebî eserler de bir zaman kesiti olarak tarih’ten ya da güncel’den bazı hadiseleri konu edinebilir, ama farklı kurgu ve anlatım özellikleri nedeniyle içerdiği düşünce ve duygu, yaygın kelimeyle söylersek, mesaj bakımından zamanla sınırlı olmaz. Bunu bir cümleyle şöyle formülleştirebiliriz: Sanat eseri, geçici olandaki kalıcıyı anlatır. Bununla birlikte, Dönemeçler’in önceki baskısında çok katmanlı ve çok sıkı örülmüş, belki yer yer zor nüfuz edilecek bir dokusu vardı. Yeni baskıda ana tema ve ana yapıyı korumakla birlikte birkaç “açılım” müdahalesi yaparak daha rahat okunabilecek, hatta roman okurlarının da tercih edebilecekleri bir eser haline getirdik. “Bugün bize nasıl bir mesaj veriyor?” sorusunun cevabı uzun. Kitabın verdiği birçok mesaj var. Her çeşit okuyucu kendine göre farklı mesajlar bulabilir. Şunu söyleyebilirim; bu kitap bugünün ve bu ülkenin elem ve ümidini hem özel hem genel bakışlarla ele alıyor. Bu vesileyle önemli gördüğüm bir noktaya dikkat çekmek isterim. Dönemeçler’in Ketebe’den çıkan yeni baskıdan okunması gerekir. Eski baskı ile yeni baskı arasında ifade ettiğim gibi önemli bazı açılım farkları var. Bu bakımdan önceden okumuş olanlara da yeni baskıdan tekrar okumalarını tavsiye ederim.

 

90’lı yıllarda yaşanan sıkıntıların ardından Almanya’ya gitmek zorunda kaldınız. Oradan Türkiye’ye baktığınızda neler görüyorsunuz?

 

Türkiye gelişiyor ve değişiyor. Hem sorunlar, hem çözümler düzleminde bir gelişme var. Müzmin sorunlara çözümler getirilirken, bu çözümler de yeni sorunlara neden olabilir. Ayrıca ülke olarak hedefler büyüdükçe, yük ve sorumluluklar daha da artıyor. Meselâ bir küreselci projesi olarak ülke âhengini bozmak ve sosyal dayanışmayı parçalamak için Türkiye’yi önemseyen ve önemseyen vatandaş diye bir ayrışma yaratıldı. Bu bağlamda AB lideri ülkelerden gelen “Türkiye’de yüzde 49 oyumuz var” açıklaması, iktidar karşısında tek cephe olmaya zorlanan vatandaşlarımızı kendi vatandaşları gibi gördükleri anlamına geliyor. Eksiklerine rağmen Türkiye ümit ve heyecan verici bir yolda. O nedenle dünyanın gözü kulağı Türkiye’de. Türkiye’nin büyüyüp güçlenmesini isteyenlerde “Ya Türkiye’ye bir şey olursa” korkusu, Türkiye’nin güçlenmesini istemeyenlerdeyse “Ya Türkiye’ye bir şey olmazsa” korkusu var. Buradan baktığımda yolu çok uzun bir ülke görüyorum.

 

Bu ülkede yaşamanın bedeli ağır

 

Sizi yurt dışında yaşamaya iten süreç boyunca Türkiye çok yara aldı. O günlerde neler yaşadınız?

 

Evet, ülkemiz çok zor dönemeçlerden geçerek bugünlere gelmeyi başardı. Ülkemizle birlikte bu ülkeyi savunan insanlar da çok zor yıllar geçirdi. Fakat malûm zahmetsiz rahmet olmuyor. Geriye dönüp bakınca zor olduğunu değerlendirdiğimiz şeyler yaşadık. Ama bunları yaşarken o kadar zor gelmedi. İnsan niyetlendiği yolun zorluklarını bilir ve hayatın her türlü cevr’ü cefâsına kendini hazır hissederek yola çıkarsa, çekilenler zor gelmiyor. Esasen, tarih ve coğrafyamızın bir özelliği olarak; bu ülkede yaşamanın bedeli her zaman ağır olmuştur.

 

En başta Aylık Dergi ve Bu Meydan’dan bahsetmiştik. Çıktığı dönemin önemli dergileriydi bunlar. O günlerde bu dergilerde yazan isimler, bugün edebiyat dünyamızın önemli isimleri. Siz bu yayınların bıraktığı izi nasıl yorumluyorsunuz?

 

Samimiyetle yapılan işlerin bıraktığı izler ve etkiler zannedilenden daha güçlü ve kalıcı oluyor. Bizim çıkardığımız dergiler içinde özellikle Aylık Dergi’nin yeri başkaydı. Bir “mektep dergi”ydi. Bu gibi süreçlerin uzmanları tarafından ayrıca ele alınması yararlı olacaktır.

 

Yazı hayatınız değerlendirildiğinde önemli kırılmalara, serüvenlere sahip. Bir yazar olarak, insan olarak bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Zorluklarımız oldu, ama direnmek ve her şeye rağmen ayakta kalmak insanı daha güçlü kılıyor. O nedenle, yaşadıklarım bende düşünce ve sanat anlayışı yahut bakış ve duruş bakımından bir kırılmaya neden olmadı. Türkiye’de olduğunu varsayarak öyle ifade edeyim, düşünce dünyamızda bazı kavramlar temelden yanlış anlaşılır ve yanlış kullanılır. Bu kırılma bunlardan bir tanesi. Olur olmaz yerde kullanılınca kırılma olanla olmayan birbirine karışıyor. Bu tür kavramlar konusu ülkemizin entellektüel düzeyine bir katkı olarak detaylı bir şekilde ayrıca ele alınması gerekir.

 

Ünlü bir sinema yönetmeni “vatanım ayakkabılarımdı” diyor. Yeryüzünde dolaştığı tüm coğrafyayı kendi için vatan saydığına, bütün coğrafyayı vatan olarak gördüğüne işaret ediyor. Anavatanınızdan uzak biri olarak, bu durumla ilgili neler söylemek istersiniz?

 

Bağlanacak bir ülkesi olmayanlar için her yer vatan gibi görünebilir. Ama bağlanacak yeri ve değerleri olanlara her toprak vatan olmuyor. Bizim güzel ülkemiz, yerine bir başka ülke konulamayacak kadar farklı ve değerlidir. Üstelik Türkiye sadece Türkiye’de yaşayanların değil, yeryüzünde gönülleri Türkiye’yle birlikte çarpan milyara yakın insanın da gönül vatanı. Çünkü Türkiye, insanî değerleri ve hakkı yenmişlerin hakkını yüksek sesle savunan, onlara gücü yettiğince destek veren tek ülke. Bugün içinde yaşadığımız şu berbat dünyada insan onurunu yücelten duruşuyla başka ülkelere çok büyük fark atan bir ülke olarak Türkiye için ancak şu söylenebilir: Türkiye’yi sevmek, Türkiye’yi savunmak ve Türkiye’nin yanında durmak bir insanlık vazifesidir.

 

Ben ülkemi derleyip gönlüme koydum

 

Gitmek zorunda kaldığınız ülkeniz, yaşadığınız şehir, mahalleniz, memleketinizle ilgili duygusal mesafeniz nasıldı?

Ayrılmak kolay olmadı. Tabir caizse karış karış dolaştığım, “sokaktaki insan”ıyla, kanaat önderleri, cemaatleri, tarikatları, vakıfları, sivil toplum kuruluşları, çeşitli siyasal ve sosyal oluşumları, medyası ve akademik çevreleriyle tanıdığım, her kesimiyle diyalog içinde olduğum, geleceği için kafa yorup taban eskittiğim, bu yolda bedel ödediğim bir ülke bırakıyordum arkada. Çok zor bir karardı. Onun için ben ülkemi olumlu olumsuz neyi varsa her şeyiyle derleyip gönlüme koydum ve yanımda getirdim.

 

Şimdi hikaye zamanı

 

Okuyucular Yaşar Kaplan’dan yeni kitaplar beklemeli mi?

 

Elbette. Kutular dolusu notlarımız, bitmiş defterlerimiz var. Ömrümüz vefa ederse bunların en azından bir kısmını hazırlamayı ümit ediyoruz. Türkiye’de iken çalışmalarımıza yeterince zaman ayıramadık. Özellikle hikâyelerimize haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Şimdi hikâye zamanı… Önce biraz hikâye, sonra başka kitaplar inşaallah!

KAYNAK: Türkiye’nin yanında durmak insanlık vazifesi (Merve Akbaş röportajı, gercekhayat.com.tr, 28.01.2019),

 

 

 

YAŞAR KAPLAN: ÜLKEMİ ÖZLEDİM

Röportaj: Tuna ACAR

 

‘SUSARAK bir hüzün büyüteceğiz. Ve susarak yazacağız bu destanı.’

 

Aylık Dergi, Bu Meydan ve Hüner… Bir zamanlar Türkiye’nin entelektüel hayatına katkı sunan dergiler... Dergilerin ardındaki isim ise Yaşar Kaplan.... Kaplan, 28 Şubat mağdurlarından biri olarak 15 yıldır yurt dışında. Bu süre zarfında Yaşar Kaplan’dan ses seda çıkmamıştı ki Şeref Akbaba yönetimindeki Ay Vakti dergisi, bu uzun sessizliğin ardından Yaşar Kaplan ile bir röportaja yer verdi.

 

Gurbet: Ayıklanma süreci

 

Sıfırüç Depremleri kitabında ‘Susarak bir hüzün büyüteceğiz. Ve susarak yazacağız bu destanı’ diyen Kaplan, röportajında suskun yıllarını şu cümleyle özetliyor ‘Gurbet bazılarını boşaltır, bazılarını doldurur. Her iki halde de hem birey, hem toplum için hayırlı bir ayıklanma söz konusu.’

 

‘Türkiye’ye dönüş var mı’ sorusuna ise şu cevabı veriyor Kaplan ‘Biz kendi ülkemizde de vatan hasreti çekerek yetişmiş bir neslin mensubuyuz. O nedenle gurbette yaşamaya alışkınız. Bunu yeni kuşaklar bilmez. Onlar nispeten birçok şeyi hazır buldular ve daha iyi şartlarda yaşıyorlar. Dünü bilmeyenlerin yahut dünü çabuk unutmuş görünenlerin bir kısmı kendi ülkemizin şartlarını zorlaştırmakla meşgul olsalar da, Türkiye’nin iyilikleri bitmez.’

 

Nostalji ile adam yetişmez

 

Söyleşide ‘Bazen bir kişinin konuşması bir milletin konuşması, bütün bir toplumun direnişe geçmesi gibidir’ diyen Kaplan, nostalji ile adam yetişmeyeceğine de dikkat çekiyor. ‘Eskiyi bilerek ama gerektiğinde aşarak gitmek zorundayız. Eski ile arayı açmamış, ama yeniye doğru doludizgin koşan cesur gençlere ihtiyacı var bu ülkenin.’ Toplumları bekleyen bir tehlikeye de dikkat çekiyor Kaplan: Yetenekli evlatlarını siyasete kaptırmış ülkenin geleceği karanlık ve sığdır. Siyasetin belli yetenekleri yok etme özelliğini görerek, yetenekleri siyasetin tuzağından uzak tutmak gerekiyor.’

 

‘Ait olduğum dünyadan hiç kopmadım’ diyen Kaplan, yeniden okuyucularıyla buluşmayı son zamanlarda daha çok arzulamaya başladığını belirtiyor ve ekliyor: Samimi yayıncılar arasından eserlerimizin tamamını sistematik bir sunumla yayımlamaya talip olan biri çıkarsa aranıza dönmem daha da yakınlaşabilir.’

 

KAYNAK: Yaşar Kaplan: Ülkemi özledim (Tuna Acar röportajı, star.com.tr, 24 Mart 2015).

 

 

GURBETTE BİR DÜŞÜNÜR; YAŞAR KAPLAN

Adını lise öğrencisi olduğum yıllarda duymuş ve kendisi ile tanışmak istemiştim. Küçükyalı’da bulunan ‘Hüner Yayınevi’ndeki makamında ziyaret ederek tanışma fırsatı buldum. Tanıştıktan bir yıl sonra beni arayıp; “yanımda çalışmak ister misin?” sorusuna büyük bir heyecanla “evet demiştim. Çünkü Yaşar hoca Türkiye de ki İslami hareketin öncülerinden olan fikir, sanat ve düşünce insanıydı. Onunla birlikte çalışmak büyük bir onurdu benim için.

Aylık Dergi, Bu Meydan ve Hüner Dergisi Yaşar hocanın öncülüğünde hazırlanan ve özellikle üniversite gençliğinin değer verdiği dergilerdi.

“Demokrasi Risalesi, “Açıl Susam Açıl”, Mücahide Mektuplar” eserlerinden bazıları. “Demokrasi Risalesi” üç yıl hapis yatmasına sebep olan önemli bir eser. Kırkıncı baskısını birlikte hazırladığımızı, kapak kompozisyonu için nezaketen fikrimi sormasını tebessümle hatırlıyorum.

28 Şubat süreci bütün Müslümanları hedefine almış olmakla beraber, Yaşar hoca gibi donanımlı, samimi, öncü, mücadele adamlarını ilk hedef olarak belirlemişti. Akit gazetesinde özellikle Çevik Bir ve avanesine yönelik yazdığı yazılarından dolayı apar-topar içeri alındı.

28 Şubat’ın mağrurlarından (mağdur değil) biri olan Yaşar Hocam yaklaşık on yedi yıldır Almanya’da.

Telefonla yaptığımız son görüşmemizde; bir dosya üzerinde çalıştığını en kısa zamanda Türkiye ye döneceğini ifade etti. Kendisini dört gözle ve hasretle beklediğimi benim gibi düşünenler adına da ifade etmek isterim.

Yaşar hocamın 1987 yılında kaleme aldığı, dünü ve bugünü anlatan belki de yarınları anlatacak olan uyarıcı ve önemli bir yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

MESELE NEDİR?

 

“Dostum,

Selam ile dua ile başlarım. İyi dileklerimle, sana olan özlemlerimle başlarım.

Dostum, Mesele nedir? Mesele sadece okumak ve öğrenmek midir? Mesele sadece yazmak ve konuşmak mıdır?

Mesele nedir? Mesele sadece bazı doğruların kağıttan kağıda veya dilden dile aktarılması mıdır? Yoksa asıl mesele yaşamak, yaşamaya savaşmak mıdır?

Ellerine Kur’an ve Sünnet’i alarak toplumlardaki yanlışları, cemaatlerdeki yanlışları, kişilerdeki yanlışları, faaliyetlerdeki yanlışları düzeltmek amacıyla oldukça iyi niyetlerle yola koyulanlar bir gün gelip kendilerinin de birçok yanlışa düşeceklerini hiç akıllarına getirmişler midir acaba? Hem de elde hakikatler hakikatini anlatan, Sırat-ı Müstakim’i öğreten, hayatımızın yegane rehber kitabı gibi sağlam bir kaynak olduğu halde yanlış yapmanın ne ağır bir vebal getireceğini hiç düşünmemişler midir acaba?

Malumun olduğu üzere son yılların modası haline getirilen şeylerinden bir tanesi de Kur’an okumaktır. Bir zamanlar, Kur’an okunmadığı için yaşanan sıkıntıların bir benzeri şimdi de hakkıyla okunmadığı, usulünce okunmadığı için yaşanmaktadır. Kur’an okumak da moda olur mu hiç? Niçin olmasın! Her şey moda olabilir. Kur’an’ı okumalıyız, Kur’an’ı anlamalıyız deyip durduğumuz halde, Kur’an-ı Kerim’i anlamanın gereklerini yerine getirememek, buna rağmen gene de okuyalım, anlayalım edebiyatı yapmak, meseleyi tamamen moda haline dönüştürmektir. Hem sabah akşam Kur’an okuyacaksın ve insanları sürekli Kur’an okumaya, Kur’an’ı anlamaya çağıracaksın, hem de Kur’an’ın anlattıklarını hiçe sayarcasına şu hayata ilgisiz kalacaksın. Hem elinden Kur’an düşmeyecek, hem de küfr ile iman arasındaki, şeytan ile Rahman arasındaki ezeli ve amansız kavgada tarafsız kalacaksın. Bu mudur Kur’an’ı okumanın bedeli? Bu mudur Kur’an’ı anlamak?

Kur’an’ın elde olması yetmez, dostum. Kur’an gönüllerde olmalıdır, hayatlarda olmalıdır. Kur2an yaşayan için gereklidir, savaşan için gereklidir. Kur’an, Arapçasını veya mealini ezberleyerek durmaksızın bu ezberleri lafzen tekrar eden, okuyup öğrendiklerini gereğini yerine getirmeyen insanların nesine gerek Kur’an? Kur’an’ın anlamını bilmeden Arapçasını ezberleyenler ile günümüzün meal hafızlarının ne farkı vardır hakikatte? Nasıl olsa hayata yansıyan bir şey yok. İster Arapçasından okuyarak, ister Türkçesinden okuyarak tatmin olmaya çalış, ne fark ediyor? Kur’an, öğrendikleri şeyleri yaşamak isteyenler için gereklidir; İslam’ı konuşup da yaşamaya yanaşmayanlar için değil, Kur’an savaşanlar için gereklidir, sıvışanlar için değil. Kur’an Mü’minler için gereklidir, papağanlar için değil.

Ellerdeki ve dudaklardaki Kur’an’ın insana bir yararı yoktur dostum, ruhlardaki ve gönüllerdeki Kur’an’dır bizi karanlıklardan aydınlığa çıkaracak olan. Ayet ayet yaşanmak için okunan Kur’an’dır bize rehberlik edecek olan. Sünnet ile yaşanır hale getirilen Kur’an’dır bizi kurtaracak olan.

Rabbim bizleri Kitabın ayetlerini sürekli okudukları halde anlamayanlardan veya Kitab’ı kendi keyiflerine göre yorumlayıp nefislerinin eğlencesi haline getirmek isteyenlerden etmesin.

Yüce Mevla bizi Kitab’la terbiye, Sünnet’le tezkiye etsin.

Ahiri Kelam, vesselam.”

Selam ve dua ile…

Ayhan Engin

 

KAYNAK: Aydın Engin / Gurbette Bir Düşünür; Yaşar Kaplan (akasyam.com, 15.02.2018).

 

 

Yazar: Aydın ENGİN

İLGİLİ BİYOGRAFİLER

Devamını Gör