Hüseyin Nihal Atsız

Türkolog, Yazar, Şair

Doğum
12 Ocak, 1905
Ölüm
11 Aralık, 1975
-
Eğitim
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Yüksek Muallim Mektebi
Burç
Diğer İsimler
Atlı, Atsız, Bozkurt, Çiftçioğlu, M. Emin, Namık Kemal, Selim Pusat...

Türkolog, şair ve yazar (D. 12 Ocak 1905, İstanbul - Ö. 11 Aralık 1975). Gümüşhaneli deniz binbaşısı Nail Bey ile Trabzonlu Fatma Zehra Hanım oğlu, şair ve yazar Yağmur Atsız’ın babasıdır. Atlı, Atsız, Bozkurt, Çiftçioğlu, M. Emin, Namık Kemal, Selim Pusat, Sururi Ermete, T. Bayındırlı adlarını da kullandı. İlköğrenimini İstanbul Kadıköy’de Fransız ve Alman okullarında (1911), Kasımpaşa’da Cezayirli Gazi Hasan Paşa İlkmektebi ve Haydarpaşa’daki Özel Osmanlı İttihat Mektebinde, ortaöğrenimini Kadıköy ve İstanbul liselerinde tamamladı. İstanbul Lisesi’nin onuncu sınıfında iken sınavla Askerî Tıbbiye’ye girdi (1922). Bağdatlı bir subaya selam vermeyi reddedince okuldan atıldı (1925). Bir süre öğretmen yardımcısı ve kâtip olarak çalıştıktan sonra İÜ Edebiyat Fakültesi’ni ve onunla birlikte devam ettiği Yüksek Muallim Mektebi’ni bitirdi (1930). Aynı fakültede Fuat Köprülü’nün asistanı oldu (1931). Atsız Mecmua’da Dârülfünun (İstanbul Üniversitesi)’daki liyakatsiz hocalar hakkında yazdığı bir yazı nedeniyle görevine son verildi (13 Mart 1933). Sürüldüğü Malatya, Edirne (1933-38) ve İstanbul (1934-38)’daki çeşitli ortaokullarda öğretmenlik yaptı. 1938’de resmî işinden uzaklaştırıldı. Bundan sonra öğretmenliğini Özel Yüce Ülkü Lisesi (1938-39) ve onun kapanışı ile de Boğaziçi Lisesi (1939-44)’nde sürdürdü.

Devrin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na hitaben Orkun dergisinde yayımlanan komünist faaliyetler ve örgütlenme hakkında yayımladığı iki açık mektubu nedeniyle 1944’te Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel tarafından öğretmenlikten alındı ve dergisi de Bakanlar Kurulu kararı ile kapatıldı. Şair ve yazar Sabahattin Ali’ye hakaret davasından aynı yıl dört ay hapis cezasına çarptırıldı ise de cezası ertelendi. 3 Mayıs gösterileri nedeniyle 1945’te başka Türkçülerle birlikte yargılandı, dört buçuk ay hüküm giydi, cezası temyiz tarafından bozuldu. “lrkçılık-Turancılık Davası” adı verilen yargılama 31 Mart 1947’de onun ve öteki yirmi iki sanığın aklanmasıyla sonuçlandı. Daha sonra Süleymaniye Kütüphanesi’nde memurluk (1949), Haydarpaşa Lisesi’nde öğretmenlik yaptı. 1952’de bir konferansı yüzünden tekrar öğretmenlikten alındı ve yeniden Süleymaniye Kütüphanesi’ne verildi. On yedi yıl burada çalıştıktan sonra 1969’da emekliye ayrıldı.

Atsız, 1950-52 ve 1962-64 yıllarında devam ettirdiği Orkun’dan sonra 1 Ocak 1964’ten itibaren Ötüken adıyla çıkardığı dergide, bir seri yazı yüzünden on beş ay hüküm giyerek 15 Kasım 1973 tarihinde Toptaşı Cezaevi’ne konuldu. 1974’te sağlık durumunun hapishane koşullarına elverişli olmaması nedeni üzerine milliyetçi aydın çevrelerin harekete geçmesiyle Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından cezası kaldırılarak, iki buçuk ay kadar hapis yattığı Bayrampaşa Cezaevi’nden tahliye edildi. Bir kalp krizi sonucunda öldü. Cenazesi büyük bir kalabalığın katıldığı törenle Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi.  

Nihal Atsız’ın, fakültede öğrenci iken arkadaşı Nâci ile birlikte hazırladığı “Anadolu’da Türklere Ait Yer İsimleri” adlı ilk bilimsel araştırması Türkiyat dergisinde (1928) yayımlandı. 1931’de Atsız Mecmua’yı yayımlamaya başladı. Milliyetçi mücadele yazıları ile kısa zamanda tanındı. Atsız Mecmua, Atsız’ın “Yolların Sonu” adlı veda şiiriyle bir daha çıkmamak üzere kapandı. Onun yerini tutmak üzere 5 Kasım 1933’te Orhun dergisini çıkarmaya başladı, aynı yıl derginin yayımı Bakanlar Kurulu kararı ile durduruldu. 1 Ekim 1943’ten sonra Orhun dergisi eleştirel yönü daha da artmış olan yazılarla yeniden çıkmaya başladı. Nihal Atsız, Türkçülük ve Turancılık fikirlerinin Cumhuriyet dönemindeki en aktif ve kavgacı savunucularından biri oldu. Bu doğrultudaki yazılarını, Atsız Mecmua (15 Mayıs 1931-25 Eylül 1932), Orhun (5 Kasım 1933-16 Temmuz 1934; 1 Ekim 1943-1945), Orkun (1952-57), Ötüken (1 Ocak 1964-73) dergilerinde yayımladı. Tarih ve edebiyat tarihi alanındaki çalışmalarıyla da tanınan Atsız’ın bu konu ile ilgili çok sayıda incelemesi yayımlandı.

Atsız’da, Türkiye sınırları dışında Çin’e kadar yabancı devletlerin boyunduruğunda yaşayan Türklerin kaderi ve Türk dünyasının birliği en önemli sorundu. Milliyetçiliğinde yüksek ahlâk en başta gelen prensiplerden biridir. Ahlâk bozukluğunu ve bunu artıran kozmopolit etkileri Türklüğün en büyük düşmanı olarak ilân etti. İslâmın Türk tarih ve medeniyetindeki yüceltici rolünü benimsemedi. Mevlâna Celaleddin, Yunus Emre gibi büyük mutasavvıf şairler hakkında dahi aşağılayıcı ifadeler kullandığı görüldü. İslâmî kanaat ve saygıya ters düşen düşüncelerinde, her şeyi mutlaka Türk asıllı olmak, dışarıdan gelmeyip doğrudan doğruya Türklüğün kendi bünyesi ve geçmişi içinden çıkmak ölçüsü ile değerlendirmek gibi bir zihniyetin rolü oldu. Buna karşın milleti oluşturan unsurlardan birinin din olduğunu söylemekten geri kalmadı. Allah inancının Türk cemiyetinin temel direklerinden birini oluşturduğunu belirtti.

Yayımlanan ilk iki romanında millî heyecanlar yaşatmak, tarih sevgisi aşılamak amacıyla Türklüğün en saf, fakat ibretlerle dolu dinamik çağı olarak gördüğü Göktürk tarihini konu olarak seçti. Bozkurtların Ölümü’nde Doğu Göktürklerin iç isyanları, ihanetler, kıtlık ve doğal afetler sonunda düştükleri Çin boyunduruğuna karşı, hayranı olduğu Kür Şad’ın kırk yiğidi ile birlikte ayaklanışını ve bağımsızlık uğrunda hayatlarını feda edişlerini anlattı. Deli Kurt’ta, Ankara bozgunundan sonraki şehzadeler mücadelesi devrinin buhranlarla sarsılan zemininde, Yıldırım Bayezit’in şehzadesi İsâ Çelebi’nin meçhul oğlu Murat Deli Kurt’un yaşam serüvenini anlattı.

ESERLERİ:

TARİH-İNCELEME: Türk Tarihi Üzerine Toplamalar (1935), 900. Yıldönümü (1940), Müneccimbaşı Şeyh Ahmed Dede Efendi Hayatı ve Eserleri (1940), Osmanlı Tevarih-i Cedid-i Mir’at-ı Cihan (1941), Hicri 858 Yılına Ait Takvim (1974).

ŞİİR: Yolların Sonu (1946).

UYARLAMA-YENİLEME: Evliya Çelebi Seyahatnamesinden Seçmeler I-II (günümüz diline aktarma, 1971-72), Dokuz Boy Türkleri ve Osmanlı Sultanları Tarihi (Şükrullahi Rami’nin ‘Behçetü’t Tevarih’ adlı eserinin çevirisi, 1939), Osmanlı Tarihleri I (Ahmedî - Dâstân ve Tevârih-i Âl-i Osman, Âşık Paşaoğlu Ahmet Âşıki / Tevarih-i Al-i Osman, Şükrullah / Behçetü’t-Tevarih, 1949), Osmanlı Tarihine Ait Takvimler (1961), Türk Tarihinde Meseleler (1966), Âşıkpaşaoğlu Tarihi (Günümüz diline aktarma, 1970), Oruç Bey Tarihi (Günümüz diline aktarma, 1973).

GEZİ: Çanakkale’ye Yürüyüş (1933).

ROMAN: Dalkavuklar Gecesi (Hititler döneminde geçen bir konu ile Atatürk döneminin hicvi, 1941), Bozkurtların Ölümü (1946), Bozkurtlar Diriliyor (1949), Deli Kurt (1958), Ruh Adam (Otobiyografik roman, 1972).

MAKALE: Sart Başına Cevap (1933), Komünist Don Kişotu Proleter-Burjuva Nazım Hikmetof Yoldaş’a (1935), İçimizdeki Şeytanlar (1940), En Sinsi Tehlike-Üç Rejim (1943), Hesap Böyle Verilir (1943), Türk Ülküsü (1956), Ordinaryus’un Fahiş Yanlışları (1961).

MEKTUP: Atsız’dan Adile Ayda’ya Mektuplar (1989).

EDEBİYAT TARİHİ: XVI’ncı Asır Şairlerinden Edirneli Nazmi’nin Eseri ve Bu Eserin Türk Dili ve Kültürü Bakımından Ehemmiyeti (1934), Türk Edebiyatı Tarihi (1940, Genişletilmiş olarak, 1943), Türk Destanı Üzerinde İncelemeler (Kitaplaşmadı, Orkun’da yayımlandı, 1951).

HAKKINDA: Kenan Öner / Öner ve Yücel Dâvası (1947), İsmet Tümtürk / Atsız Hakkında Birkaç Söz (Türk Ülküsü, 1956), Necdet Sançar / Türk Kahramanları (1965), Fethi Tevetoğlu / Hüseyin Nihal Atsız (Türk Ansiklopedisi, c. 19), Ahmet B. Ercilasun / TDE Ansiklopedisi (c. 1, s. 226-227, 1976), Akkan Suver / Nihal Atsız (1976), Ömer Faruk Akün / TDV İslâm Ansiklopedisi (c. 4, 1991), Türkçülüğün Şahikası H. Nihal Atsız (Gökkubbe dergisi, Haziran 2001), Ahmet Kabaklı / Türk Edebiyatı (c. 3, s. 708-721, 2002).

 

BÜYÜK TÜRKÇÜ ATSIZ KİMDİR?

BÜYÜK TÜRKÇÜ ATSIZ KİMDİR?

 

FETHİ TEVETOĞLU

 

Bu başlık. 3 Mayıs 1944 olayları ve bunları izleyen tutuklamalar üzerine, benim Samsun’da yayımlanan KOPUZ dergimin Haziran sayısında çıkacak yazımı, Mayıs 1944 sonundaki derginin arka kapağında haber veren bir ilândı.

Kızılların ve Türkçülük, milliyetçilik düşmanlarının haksız saldırısına uğrayan dâvâ arkadaşım, Türkçü ustam Atsız hakkındaki bu baçlığı taşıyan savunma yazım kaleme alınmış, muâyenehânemdeki masamın üzerinde bulunuyordu. 17 Mayıs 1944 Çarşamba günü Samsun’daki evim ve muâyenehânem askeri hâkimlerce arandığında, bu yazının müsveddeleri de “en ağır suç belgesi” sayılarak alınmış ve dâvâ dosyama konularak bir daha geri verilmemiştir. Adı geçen makalede o günün heyecan ve kızgınlığı ile Atsız’ın büyüklüğünü ve Türkçülük’deki büyük rolünü nasıl ifâde etmiş, belirtmiştim bilemiyorum. Benim için “târihî” sayılan bu değerli belgedeki satırları 45 yıl sonra aynen hatırlamam mümkün değilse de, bugün (Bindokuz-yüzkırkdörtlüler) yazı serimde konuyu aslına yakın cümlelerle -daha sonraki duygu ve düşüncelerimi de ekleyerek-, günümüzün genç Türkçülerine aktarmaya çalışacağım.

Her şeyden önce şunu belirteyim ki: Türkçülük Tarihi’ni inceleyenler şu gerçeği bulacak. görecek ve öğreneceklerdir:

25 EKİM 1924′DE BUYÜK TÜRKÇÜ ZİYA GÖKALP’İN ÖLÜMÜNDEN, 10 NİSAN 1931′DE TÜRKÇÜLÜKÜN DOĞUŞ VE YAYILIŞ MA’BEDİ TÜRKOCAKLARlNIN VE TÜRKYURDU NUN KAPATILMASINDAN SONRA TDRK MİLLİYETÇİLİĞİNİ -TÜRKÇÜLÜĞÜ CUMHURİYET NESİLLERİNİN YÜREKLERİNDE BİR ULU MEFKÙRE. BİR EBEDİ ÜLKÜ HÂLİNDE DİPDİRİ YAŞATMAYI BAŞARAN BÜYÜK TÜRKÇÜ ATSIZ OLMUŞDUR.

Soyumuzun doğduğu ve dünyâya yayıldığı Ortaasya’daki, Uzakdoğu’daki Anayurt’ da bugün de yükselen ORKUN ABİDELERİ’NİN yazıldığı günlerden zamanımıza ulaşmış, nesillerimize erişmiş Türk Milliyetçiliğini, Türkçülüğü, şahısların oyuncağı, kuruluşların propaganda aracı olmaktan kurtararak b¡r “MİLLİ MEFKURE” hâlinde yükselten ve ebedîleştiren, Büyük Türkçü Atsız olmuştur.

ATSIZ MECMUA’yı çıkarmaya başladığı 15 Mayıs 1931′den, ebedî âleme göç ettiği 11 Aralık 1975 târihine kadar ki 45 yılı aşkın dönemde sohbetleri, dersleri, konferansları, açık mektupları, şiirler¡ romanları, makaleleri, târihî edebî ilmî eserleri ve hepsin¡n üstünde Türklüğe adanmış, mahkemeler ve zindanlarda geçmiş “Çile Destanı” mücadele hayâtı ile Büyük Türkçü Atsız, Türk nesillerine örnek olacak, çağımızın unutulmayacak bir mefkûre kahramanıdır.

Bir fırtına gibi esmiş, bir bora ve tayfun gibi gelip geçmiş bu cesur, mert ve korkusuz Mücâdele Kahramanı, tarihi romanlarında canlandırdığı “yılmaz, yanılmaz, yurtçu, yenilmez” yiğitlerin yaşayan timsâli, örneği idi.

İç ve dış kaynaklı Türk ve Türkçülük düşmanlarının. gaflet içindeki idàrecilerle birleşerek Türk milliyetçilerine karşı tertipledikleri devlet saldırısının başlıca hedefi. Türk maarifinde çöreklenen komünistleri. vatan hâinlerini zamanın Başvekili Saraçoğlu’na yazılmış iki açık mektupla Türk milletine açıklayan cesur korkusuz, vatansever insan, Büyük Türkçü Atsız’dı.

Irkçılık-Turancılık. ödleklerin cesurlardan “Öç alma davasıdır. Irkçılık- Turancılık Davası. Türk komünistlerinin, milliyetçi ve komünizm düşmanı Atatürk’ün ölümünden sonra Fırsat ellerine geçen milliyetsiz kadrocuların. Türk milliyetçilerinden öç almak iç¡n uydurdukları bir kundaktı. Atatürk’ün yürekten “Ne mutlu Türk’üm!..” dedirtmediği. başka soydan olmak aşağılık kompleksi ile kara yürekleri mühürlü Türk düşmanları, kuşku, kåbus içindeki Şeflerinin “Moskoflara yaranmak” hülyâsını da körükleyerek, bu uydurma dâvânın senaryosunu Çankaya’da hazırlamışlardı.

Irkçılık-Turancılık diye açılacak dâvânın iddiânâmesinin bizzat Falih Rıfkı Atay’ın kaleminden çıktığını; Çankaya’da Millî Şef İnönü’nün sofrasında bu iddianamenin son şeklini aldığı toplantıda Falih Rıfkı Atay, Hasan Âli Yücel Vâli Nevzat Tandoğan, Sabahattin Ali, Şevket Süreyya Aydemir, Askerî Hâkim Albay Osman Cevdet Erkut ve Askeri Hakim Yüzbaşı Kazım Alöç’ün hazır bulunduklarını 1963′de bizzat Kütahya Senatörü Emekli Hâkim General Cevdet Erkut, arkadaşlarının Kocaeli Senatörü Amiral Rıfat Özdeş ile Kayseri Senatörü Hüsnü Dikeçligil’in yanında, şahsen bana açıklamıştı.

Dört yıl kadar sonra, dâvânın savcısı Kâzım Alöç de, bir günlük gazetede (ifşâ Ediyorum!..) başlığı altında, Hasan Ali ve ortaklarının Atsız’a karşı dâvâ açtırdıkları “Vatan hâni Komünist Sabahattin Ali” ile üst düzeydeki zevâtın ilişkilerini ortaya seren açıklamalarda bulunmuştu (Yeni Gazete, 15 Nisan – 19 Mayıs 1967).

Belirlenmesini yararlı ve lüzumlu gördüğümüz bu kısa açıklama ve değinmeden sonra şimdi, (Bindokuzyürkırkdörtlüler)’in õncüsü, bayraktarı olan (Büyük Türkçü Atsız) hakkındaki bilgi, duygu, düşünce ve hâtıralarımı özetleyebilirim.

Cenab-ı Hak bu yazı serimizi kitap haline getirmeyi bize nasibederse, orada konuyu, özellikle 23 Türkçünün biyografilerini yeterince geniş tutacak ve ayrıntılı bir şekilde kaleme alacağım. Atsız başta, dâvâ arkadaşlarımızın mühim bir kısmının hayatlarını,eserlerinden örneklerde vererek ayrı, ayrı birer kitap hâlinde gençlerimize kazandırmalıyız. Bu. yaşayan Türkçülerin vefa borcu ve vazifesidir. Bugüne kadar Atsız hakkında vefalı öğrenci ve ülküdaşları (Erol Güngör, M.N. Hacıeminoğlu, Mustafa Kafalı, Osman F. Sertkaya) tarafından hazırlanmış bir değerli eser. (Atsız Armağanı), yayımlanmış bulunuyor (1973). Osman F. Sertkaya bu eserin baş tarafındaki kısa ve noksan biyografi denemesini esas alarak. Kültür Bakanlığı’nın Türk Büyükleri Dizisi’nde ayrıca bir (Nihâl Atsız) kitabı çıkarmayı da başarmıştır (1987). Genç gazeteci ve yazar, Akkan Suver’in (Nihal Atsız) kitabı da bu yolda kaleme alınmış ve Atsız’la ilgili hatıraları derlemiş bir örnek eserdir (1976). Takdirle anılacak diğer bir eser de, yine feyzini Büyük Türkçü Atsız’dan almış Altan Deliorman’ın öğretmeni Atsız için yayımladığı (Tanıdığım Atsız) adlı tahlil ve hatıralarıdır (1978). Son olarak da. değerli Türkçü Kızı,Türkçü Adile Ayda Hanımefendinin bir vefa demeti: (Atsız’dan Adile Ayda’ya Mektuplar) adlı eser örnek verilebilir (1988).

Bunların hepsi de değerlidir amma, hiçbiri yeterli değildir. Atsız’ın büyüklüğüne, Türkçülüğe hizmetinin derecesine yakışan ciddi?, muazzam bir inceleme ve araştırma· ya ihtiyaç vardır. İnanıyorum ki Atsız’dan feyz alanlar bu vazifeyi de yerine getirecekler; yakın zamanda bu borçlarını da ödeyeceklerdir.

Büyük Türkçü Atsız’ı kısa bir “Ansiklopedi Maddesi” olarak yazdım ve Türk Ansiklopedisi’nde yayınladım (Bk. Türk Ansiklopedisi, Ankara 1971, Cilt XIX, ss.421-22). Bunu burada tekrar verecek değilim. Yalnız yazılış hikâyesini, hâtırasını anlatacağım.

Önce şunu belirteyim ki, Atsız’ın mefkure yapımdaki payı, Anamın ve Babamın maddî ve mânevî varlığımdaki hakları kadar büyüktür. Fikir, ideal ve iman yapımı oluştururken Atsız’dan çok şey aldım. Ebedi aleme göç etmişler de, hâlen yaşayanlar da dâhil, çağımızın diğer Türkçü Atsız’a yoldaşları gibi ben de Türklük için yekpare tarih, yekpare vatan, yekpare millet, yekpare devlet, yekpare kültür ve medeniyet fikrini Atsız’dan öğrendim, Atsız’dan aldım. O’nun en büyük düsturu şu idi:

 

TÜRK MİLLETİ BIR BÖLÜNMEZ BÜTÜNDÜR.

 

Türk töresine sonsuz bağlılığı ile ünlü Atsız, Ziyâ Gökalp’in şu beyitini dergilerinde sık, sık tekrarlamış başlık yapmıştır:

 

BÜTÜN TÛRKLER BİR ORDU, KATILMAYAN KAÇAKDIR

YASAMIZDA YAZILI: HARBDEN KAÇAN ALÇAKDIR:

 

Kendisine çok şey borçlu olduğum Atsız’ın hâl tercemesi yıllarca önce büyük ilim adam İbn-ül-Emin Mahmud Kemal’in (Son Asır Türk Şairleri)’nde; Sa’deddin Nüzhet Ergun’un (Türk Şairleri)’nde vardı da. Hasan Ali’nin Bakanlığı döneminde Ermeni Agop Martayan Dilaçarın teknik danışmanlığı ve sonra Baş redaktörlüğünde çıkan (İnönü Ansiklopedisi)’nde yoktu. Agop Efendi başta, Ansiklopedide çalışan redaktör ve madde yazarları kendilerini de bu ansiklopediye yazmışlar; fakat nice Türk kahramanına, şair, edip, ilim, fikir ve politika otoritelerine yer vermemişlerdi.

5. Cildinden bu yana madde yazarı bulunduğum Türk Ansiklopedisi’ne ben Kurul Başkanı gelince, işler Ermenice değil, Türkçe oldu. işte bu dönemde Atsız’a, hâl tercemesini Ansiklopediye yazmak istediğimi haber vererek, iznini almak istedim. O alçakgönüllü insan, buna råzı olmadı. “Hem – A – harfi çoktan geçmiş, bunu yapamazsın” diye itirazda bulundu. “Sen Hüseyin Nihâl değil misin? Nihal’ı de bekleyemem; ne olur, ne olmaz. Ben seni Hüseyin maddesinde yazacağım. Hâlâ itirâzın varsa sen de beni mahkemeye ver!” diyerek bu çok fazlasına lâyık insanı, ansiklopedi ölçü ve kaidelerine uygun bir şekilde yazmıştım. Sonra bu madde, Atsız hakkında yazılan kitap ve makalelerde güvenilir, kısa fakat yanlışsız bir kaynakça oldu.

Atsız’ın ölümünün 10. yılında, çıkardığı Boğaziçi dergisinin Aralık 1985 sayısını hocasının aziz hãtırasına ayıran vefalı dost Altan Deliorman, bana da (Bir Üstün Karakter Adamı) başlıklı yazımı yazmak fırsatını vermişti Boğaziçi, Sayı: 42, ss.19-21). Araştıranlar, bu yazımda da 1931′den 1975′e kadar sürmüş 44 – 45 yıllık (ağbey kardeş), (usta-çırak) ve (dostluk-arkadaşlık) devresinin bir büyük kitap olacak hatıralarından birkaçını bulacaklardır. Bu yazının son paragrafını almakla yetineceğim:

“11 ay 20 gün Sıkıyönetim mahkumlarıyla birlikte yatırıldığım Askeri Tophane Zindanları’ndan çıktıktan sonra da, büyük denemeyi yiğitçe, mertçe aşanlar arasında, yine Üstad İbn-ül Emin Mahmud Kemal’in, sert kalemi için: “Atlıyı atından indirir” diye vasıflandırdığı “BİR ÜSTÜN KARAKTER ADAMI” yükseltmiş, büsbütün devleşmişti ki bu: EBEDİLEŞEN ATSIZ’dı.”

Hayatta tanıdığım, sayılan üçü – beşi geçmeyen en cesur, en mert, en dürüst, aslâ yalan söylemez, yüksek ahlaklı karakter adamlarından biri, hattâ birincisi Büyük Türkçü Atsız·dır. ATSIZ, hayâtımda şahsen tanıdığım en büyük mefkûrecidir. Maddî menfaatle,şahsî çıkarla hiç ilgisi olmamıştır. Yalnız Türklük için yaşamış, Türklük için savaşmış ve Türklük için ölmüştür.

En çok sevdiği Nâmık Kemâl’in:

 

BU VATANDIR, DAĞITIR ÂLEME İLM-Ü EDEBİ,

NE BELÂ ÇEKDİK İSE HEP BU VATANDIR SEBEBİ.

 

beyiti, sanki Çilekeş Atsız için yazılmıştır. Bana göre, Türk’ün yüce hiciv ustası şâir Eşref’in şu eşsiz mısraı da, Türklük için her belâya göğüs germiş BÜYÜK TÜRKÇÜ ATSIZ içindir:

HERKESE GİTMEZ BELA, ERBAB-I İSTİKHAK ARAR…

MEKANI ” UÇMAĞ”, KABRİ “NUR” OLSUN!…

 

KAYNAKÇA: Fethi Tefetoğlu / Büyük Türkçü Atsız Kimdir? (Yeni Orkun Ekim-Kasım 1989 / 19. Sayı - turkulkusu.com, 15 Ekim 2014).

Yazar: FETHİ TEVETOĞLU

İLGİLİ BİYOGRAFİLER

Devamını Gör