Özkan Karaca

Senaryo Yazarı, Yazar, Şair

Doğum
21 Haziran, 1977
Eğitim
İstanbul Anadolu Tekstil Meslek Lisesi

Şair, yazar, senarist, yönetmen. 21 Haziran 1977, Malatya doğumlu. İlköğrenimini İstanbul’da Güngören İlkokulunda (1988) Ortaokulu, Güngören Ortaokulunda (1992) Lise öğrenimini Zeytinburnu Cevizlibağ Tekstil Teknik Meslek Lisesinde tamamladı. Lise öğreniminden sonra tahsili sürdürmeyerek iş hayatına atıldı. Kanal 7 televizyon kuruluşunda aktüel kameramanlığı yaptı, askerlikten sonra da bir süre bu kuruluşta çalışarak iş değişikliği dolayısı ile ayrıldı. Daha sonra film ve dizi filmlerin setlerinde önce kameraman asistanlığı, ardından kameraman olarak prodüksiyon çalışmalarında aktif olarak yer aldı. Küçük yaşlarından bu yana ara vermeden; yazı dilini ve edebiyat ilgisini yaydığı sayfaları yurdunu karalayarak üslubunu geliştirdi.

İlk köşe yazısı 18 yaşlarında Karadeniz Gözde gazetesinde yer aldı. Sonraki yıllarda şiir ve makaleleri; Aktüel, Ay Vakti, Çorum 2000, Fikir Yolu, Güllük, Hece, Hicran, İlkadım, İslami Edebiyat, Kara Kalem, Küskün Akasya, Maki, Mavera, Sarı Çiğdem, Şiir Merdiveni, Yüz Akı dergilerinde yayınlanmıştır. 2007 yılında İki Kanat Yayınlarını kurdu.

Özkan Karaca, çeşitli tarihlerde; market, lokanta, beyaz eşya ve mobilya alım satım işletmeciliği yaptı. Can Suyu, İHH, Yardımeli gibi sivil toplum kuruluşlarının yurt dışı temaslarında yer alarak yardım ve hizmet faaliyetlerini görüntüleyerek belgesel haline getirdi. Sinema diline vakıf olarak, kamera plan ve acı tekniğini kavrayarak hikâye tasvirini birleştirmesi ile televizyon film senaryoları da yazmaktadır.

Tarihsel duygu ve günümüzün yaşamsal kodlarını açarak ülkemizin tarihi ve kültürel zenginliklerini tanıtmaya yönelik çeşitli belgesel filmleri üretirken, bir yandan da kaliteli bir teknik alt yapı oluşturan kuruluşlardan; Atlantik Medya ve Prodüksiyon şirketinde belgesel dizi-televizyon filmlerine yönelik yapımcı ve yönetmen olarak faaliyetini sürdürmektedir. 2016 yılında kurulan MSN Yayınları’nın Genel Yayın Yönetmenliğini yapmaktadır. İleriki yıllarda tarihin perdesini aralayan, sanatın estetiğini yakalayan eserleri okurların istifadesine sunarak yayınlayacaktır.

Türkiye Yazarlar Birliği, İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM), Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği, Türkiye Gezginler Derneği ve İzollu Vakfı üyesidir.

 

YÖNETTİĞİ YAPIMLAR:

 

Esarette Kalanlar (2016)

Vatan Sana Canım Feda (2016)

Geçmiş Zaman Olur ki (2015)

Üsküdar’a Gider İken Tarih ve Zaman (2014)

Ruhunu Arayan Şehir: İstanbul (2014)

Barboros Hayrettin Paşa (2011)

Mimar Sinan (2010)

 

KAMERAMANLIĞINI YAPTIĞI YAPIMLAR:

 

Meditterane İstanbul  (2011)

Kurtlar Vadisi Pusu (4. Sezon- 2010)

Kurtlar Vadisi Pusu (3. Sezon- 2009)

Kurtlar Vadisi Pusu (2. Sezon- 2008) 

Fadik İntikam Peşinde (2008) 

Kan Damlaları (2007)

Göç-1 (2006) 

Anadolu Aşkı (2006)

Göç-2  (2006)

Cemre (2006)

 

KİTAPLARI:

Aynalar (2007),  

Dövüştüler, Götürüldüler, Dönemediler: Esarette Kalanlar (2016),

Kanlı Şarap, Küflü Ekmek: Sömürgecilik (2016),

Dinlerde, Mitolojilerde, Savaşlarda: Kurban (2017).

 

KAYNAKÇA: Mustafa Kuşçuoğlu (Sanat Yaprağı, 02.07.2008), Abdurrahim Karakoç (Vakit gazetesi, 28.09.2008), Ali Gündüz / Türkiye Şairleri ve Şiirleri Antolojisi (2008, 4. Cilt, s.156), İhsan Işık / Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (11. Cilt 2009, s. 413), İlesamlı Bilimadamı, Şair, Yazar ve Sanatçılar Ansiklopedisi (2017, s. 223),  Türk Şiirinde Aşk Antolojisi (Bakü, 2017, Özkan Karaca şiirleri s. 288), Özkan Karaca, Türk Sineması Veri Tabanı (sinematurk.com; Erişim  12.05.2017), Özkan Karaca, Yönetmenler Veri Tabanı (kameraarkasi.org; Erişim 12.05.2017), Özkan Karaca, Türk Sineması Araştırmaları (tsa.org.tr; Erişim 12.05.2017).

AYNALAR

AYNALAR

ÖZKAN KARACA

Gözlerinin içinde İstanbul esintisi

Sorar ruhunun hazinli kamçısı

Dudaklarında sıkışan istekler kaçamak

Ellerinde bulutlanan yakarışın ezikliğinde

 

İstanbul’da dilenci çocuklar

Kaldırımların kirlerinde köşeleri parselleyerek

Duyguların kölesini avlamak için

Açar avucunu, eğer boynunu

 

Sanki yılların çilesi ıslatmış

Boynuna ateş dolanmış

Gözlerinde okunan hüzünle yıkanmış

Hayatının baharında sararmış

 

(Aynalar, 2007) 

HÜZÜNLÜ ANILAR

HÜZÜNLÜ ANILAR

ÖZKAN KARACA

Yüreğimin yangını intizara sürüklüyor, günlerimin sızısı ıssızlığa itiyor, düşlerimin batan kayığı hiçliğe gömülüyor, kafam seni resmederek sessizliğe atıyor. Kalbim seni heceleyerek sensizliğin hüznünde yakarışım adımlarına yayıldı, gözlerinin kuru penceresine yazdığım satırlarım kaldırımlara atıldı. Gözlerim yaşla yırtılarak, gönlüm yasla kırılarak seni anı paketine sararım. Duygularım acı aşla beslenerek, düşüncelerim aşk çıkmazının sokağına seslenerek seni ararım. Hayallerimin aynasından kopmayan, rüyalarımın penceresinden çıkmayan sen... Sensizlik feneri elimde, sensizlik teri dilimde... Sayfalarla karalanarak, günlerin ölü donukluğuyla paralanarak seninle kapanırım. Gölgen tanların kanlı kızıllığında ellerimde tutuldu, gözlerin zihin tutkalında anların kara perdesine yapıştı. Film şeritleri kafa raflarına itildi, ara sıra raflardan anıları çıkarak izliyorum. Bazen ise benden tarafa dönerek gülümsemeni ısınıyorum... Sözlerin sözlerimi kovalayarak, gözlerin gözlerimi kapatarak sevda damlasını içmiştim. Buradan son çıkışınla yüreğim harabeye dönerek senin özleminle zamanım hüzün tutuyordu. Sensizlikle sarsılarak ruhumun izine sokulan ismini hicran yutuyordu. Hüzün selleri anılara doğru sürüklüyordu...

EDEBİYAT İLİŞKİSİ ve SİNEMA

EDEBİYAT İLİŞKİSİ ve SİNEMA

 

ÖZKAN KARACA

 

Sinema, kendisinden önce var olan; edebiyat, resim, müzik, tiyatro, heykel, dans gibi sanat dallarının hepsiyle iletişim içindedir. Ancak “Yedinci Sanat”, en güçlü bağını edebiyatla kurmuştur. Edebiyat eski çağlardan beri, insanlar arasında sözlü ve yazılı iletişim sağlayan araçlardan biridir. Sinemanın da bir kitle iletişim aracı olması, temelde bir ortaklık oluşturur. Bu iki iletişim aracı da kültürün gelişmesine katkıda bulunurken; insanları bilgilendirir, eğlendirir, olup bitenden haberdar eder, onların estetik zevkine hitap eder, bakış açılarını geliştirir ve zaman zaman da onları tartışmaya sevk eder.

Deneme, gezi, şiir, roman, öykü, eleştiri, röportaj gibi edebiyatın her türü sinema için kaynak oluşturmaktadır. Edebiyat türlerinin sinema türleri benzerlikler bulunmaktadır. Örneğin metin düzeyinde bir deneme ile bir belgeselin, bir roman ile kurmaca herhangi türden bir filmin arasında benzerlikler bulunmaktadır. Görsel ve sözsel öğeler geniş bir anlam sisteminin bağdaşık parçalarını oluşturarak iki sanat dalının benzerlikleri birbirini beslemektedir.

Sinemada senaryo aşamasında yapılan tüm tasarımlar öykü içerisindeki kişilere, olaylara, ya da yere göre bir “çevirim senaryosu” hazırlamak biçiminde olmaktadır. Daha sonra hazırlanan çevirim senaryosu doğrultusunda yazı dili görüntü diline aktarılmaktadır. Bu doğrultuda çekilen görüntüler kurgu aşamasında yönetmenin isteğine göre uzun planlar ya da kısa kesme olarak adlandırabileceğimiz tekniklerle bir araya getirilirler.

Film; yazılı tasvirler, hareketli görüntü, söz, gürültü ve müzik gibi beş ayrı anlatım boyutunu bunların hepsini ya da bir kısmını içerir. Yazıda ise, sadece kâğıt üzerinde siyah harflerden oluşan bir malzeme vardır. Bu doku farklılığı, sadece iki sanat dalı arasındaki farka değil; benzerliklere de işarettir. Farklı malzemelerle yola çıkıp özgün ürünlerini yapan sanatlar, zamanla kaçınılmaz bir etkileşime girerler. Özellikle, anlatım teknikleri, sanatlar arasında ortaklık meydana getiren unsurlardandır. Örneğin Bertolucci, şiir ve sinemayı birbirine yaklaştırmış; Salvador Dali, plastik fikirlerini sinemaya taşımış; Andre Breton, Mayakovski, Boris Vian, M. Duras gibi şair ve yazarlar kendilerini sinemada ifade etmeye çalışmışlardır. James Joyce ve Virginia Woolf’un bilinç akışı tekniği de, sinemada kullanılan bir tekniktir.

Sinema tarihi, sinemaya uyarlanmış sayısız edebiyat yapıtıyla doludur. Bunların hepsinde ortak yan sinemaya gidip film izlemeye başladığımızda yaşadığımız deneyimin artık okumaktan çok seyretmeye dayalı olmasındadır. Deneyimimiz bir roman ya da öykü okumaktan öylesine farklı bir noktaya gelir ki, bazı durumlarda bu olgu yazar ile sinemacı arasında tartışmalara yol açabilmektedir. Yine de sinemada çok başarılı edebiyat uyarlamalarına rastlamak söz konusudur. Şurası da bilinmeli ki iki farklı sanat dalının anlatım farklılığı buna kaçınılmaz olarak yol açmaktadır. Bu konu hem sanatçı hem de seyirci açısından irdelenmelidir. Bir edebiyat uyarlaması söz konusu olduğunda, yazar her ne kadar filmin yönetim takımı ile birlikte çalışsa da izlediği sanat filminin artık kendi kitabıyla pek bir ilgisi kalmamıştır. Bu hemen bütün edebiyat uyarlamalarında yazar ile sinemacı arasındaki çatışmanın en önemlisidir. Filmin oluşum aşamasında edebiyatın yerini artık sinemanın diline bırakmıştır. Başka bir deyişle yazının dili görüntünün diline uyarlanmıştır.

Edebiyat ve sinema amaçları aynı, anlatma biçimleri farklı olan iki sanat dalıdır. Sinemanın en önemli öğesi olan senaryo, iki şekilde meydana getirilir. Bunlardan birincisi film yapmak isteyen kişinin tasarladığı konuyu, yalnızca sinema diliyle ifade edilecek şekilde vücuda getirdiği “özgün senaryo”; diğeri ise daha önce yazılmış bir metni senaryo biçimine dönüştürme işlemi olan “uyarlama”dır.

Türk sinemasında üç çeşit uyarlama görülür: “Gerçek uyarlamalar”, “Türkçeleştirilen konular”, ve “yerlileştirilen konular”. Edebiyattan sinemaya yapılan uyarlamalar genel olarak üç türde gerçekleşir: Bunlardan ilki, romanın, sinema yararına bir senaryo hammaddesi olarak kullanılması ve sinema boyutlarına indirgenmesi yoludur. Bu tür uyarlamalar, yönetmene serbest hareket etme olanağı tanır ve romandan farklı bir seyir izleyen sinema örneklerini kapsar. Sanatçı, başarılı olmuş bir ürünün; biçimini, malzemesini ya da fikrini ödünç alır ve kendi yapıtı için kullanır. Kimi zaman kişiler ve öykünün konusu, dış çizgileriyle korunsa da; kaynak yapıtın dilsel özellikleri bozulur, temel yapısal özelliği yitirilebilir ve bildirileri değişikliye uğrar. Bu türün en tipik örnekleri, Shakespeare metinlerinden ya da bazı destanlardan hareketle yapılan filmlerdir. İkinci tür uyarlamalar, romanın aslına sadık kalan sinema örnekleridir.

Seyirci kitap okurken kendi deneyim ve dünya görüşü doğrultusunda yapıtı yorumlar ve imgeleminde olayları, yerleri ve karakterleri canlandırır. Aynı kitabın sinemaya uyarlanmasında ise karşısına bir başka sanatçının, sinemacının yorumuyla karşı karşıyadır.

Hangi roman türünden söz ediyorsak edelim (tarihsel, biyografik, izlenimci, romantik, vb.) hepsinde ortak olan yön kullandığı araçtır: yazı dili. Sinemada da senaryo, çekim ve çekim sonrası aşamalarında kullandığı dil sinematografik dildir. Sinematografik dili göstergeler ve bu göstergelerin oluşturduğu bir sistem oluşturmaktadır. Sinemayı bir roman ile karşılaştırdığımızda bir çekim (filmde kameranın çalıştırılıp durdurulduğu ana kadar olan bölümü) bir cümleye eş olduğunu söyleyebiliriz.

Romanda, sanatçı duygu ve düşüncelerini ortaya koyarken; dil, imla, noktalama, cümle, konu, zaman, mekân, olay vb. birimleri ele alıp işler. Bunların işlevsel bir özellik kazanması üslûpla mümkün olabilir. Filmde ise bu duygu görüntüyle sağlanır. Işıklandırma, müzik, efekt, dekor, kostüm, renk gibi öğelerden yararlanılır.

SANAT NEDİR?

SANAT NEDİR?

 

ÖZKAN KARACA

 

Çağlar boyunca estetik duygu ve düşüncede zirveleri yakalamış, sanatsal zenginliği aralamış mütefekkir insanlar yaşadığı ağır ruhi buhranlar ve hafakanlar sonrasında; dağların sırtına çıkarak, tabiatın bağrına açılarak, çöllerin diline girerek, taşların ardına saklanarak, mağaraların içine kapanarak bir süre insanlardan kaçmışlar, kendi yalnızlığına çekilmişlerdir. Bu insanlar ölümlerinden sonra dahi kalem ve kelamları yankılanmaktadır. Bunlar edebiyat şaheserleri, müzik besteleri, fikir – roman eseri ortaya çıkaran birkaç insanlardır.  

Hayatında bir ideali, bir gayreti olmayan insanlarında psikolojik rahatsızlığı da gizli ya da aşikardır. İnsanlığın yararına bir şeyler ortaya çıkarmaya çalışan, davasına ve idealine sahip çıkan, insanlığın hüzün ve mutluluğunu sinesine bindiren deha ve delilik arasında bocalayan insanlar. Günümüzün hızlı dönen zaman çarkında, iş ve izin ayağına dolanmasında, sorumluluk yükünde bulunan dehalar: Tepelerin yüksekliğine çıkamadan, mağaraların ağzına kapanmadan, şehrin gürültüsü, insan kargaşası içinde sinesini yırtmaktadır. Neden ve niçin sorgulamasıyla ruhi bunalım, fikri sancılar yaşanmıştır. Kafasını duvarlara vurarak düşünce sancılarını ve duygu kanlarını atlatmaya çalışmıştır.

Basitlik ve seviyesizliğin sinema ve edebiyata musallat olması sanatı tahrip eder ve sosyal yönden yara verir. Sanat asli kimliğinden, gerçeklerinden,  değerlerinden uzaklaşırsa sanat sanat olmaktan çıkar, mazisini hatırlamayan ve geleceğin istikametini bulamayan berduş tipli paçavra kılığında tanınmaz olur. Sanatkar bilgi, düşünce ve dil bakımından donanımlı olmalıdır. Donanımdan uzak, estetik bakımından cahil, fikri ve ruhi açıdan kabiliyetsiz sanatçının! eseri basitliğe ve seviyesizliğe mahkumdur.

Sanat insan tabiatının ayrılmaz bir parçasıdır ve daima insanlarla birlikte yer almaktadır. Çünkü sanatın gayesi güzellik olan faaliyettir ve sadece frekansları açık insanlara mahsustur. Sanatçıyı sanatçı yapan özellik ilgilendiği sanat dalında gösterdiği maharet ve ortaya koyduğu eserlerle olmalıdır. Bulantı edebiyatının, bunalım sinemanın sağlıksız ve hastalıklı sanatla arızalı ve seviyeden uzak olmuştur.

İnsanlar arasında münasebetlerin ortaya koyulduğu hayatın bütün faaliyet ve görünüş yolu: Sanat bahçesini işaret etmektedir. Sanat bahçesinde asılı levhalar sosyaldir ve sanat eserlerinde yer almaktadır. Edebiyat ve sinema sahası “ manevi kültür” faaliyetleri arasında yer almalı ve gerçek sanatla buluşmalıdır. Sinema ve edebiyat gibi manevi kültür faaliyetleri… Basitliğin elbisesine bürünmüş, cehalet askısında görülmüş  fertlerin uğraşı olmamalıdır. Aksine zihin kalitesi, fikir mahiyeti, bilgi marifeti ve donanım zarafeti yüksek olmalı. Sağlam yapı üzerinde durarak nitelikli donanıma sahip sanat ve sinema faaliyeti için gelenekselden kopmayan ve modern olandan uzaklaşmayan, bilgi toprağında geniş kültür sermayesi bulunması gerekir. Toplumun değerlerine yaslanmış, manevi kültürle irtibatlı, geçmişten- geleceğe infaklı olunmalıdır. Çıkmaza giren sanat ve sinema eğilimi ancak çok yönlü donanıma haiz, mesuliyet duygusu yüksek, yapıcı gayelerle eserler ortaya çıkaran, fikri gül – vicdanı gür iki kanatlılıkla olunur. 

 

SİNEMA ve TOPLUMSAL ETKİSİ

SİNEMA ve TOPLUMSAL ETKİSİ

                                                                                          

ÖZKAN KARACA

 

Sinema her ne kadar teknolojinin sağladığı olanaklar sonucunda sanatsal kaygılarla gelişmeye başlamış bir alan olsa da ticari bir meta olarak değer taşıdığının keşfiyle profesyonel bir sektör haline gelmiştir. Kültürel değerlerin kullanıldığı ve yeniden üretildiği bu alanın ürünleri ciddi ekonomik çalışmalar sonucunda profesyonel olarak pazarlanmaktadır. Bu ürünleri yüksek bütçelerle büyük yapım şirketleri hazırlasa da ürünler aslen orta ve düşük gelir düzeyine sahip toplumun geneli için üretilmektedir. Bu fark üretenle tüketenin eğitimi ve kültürü alanında kendini göstermektedir. Gerçekten de halkın geneline hitap eden sinema eserlerinin temel bir iletişim stratejisi olarak kolay anlaşılabilir olduğunu söylemek mümkündür. Bu eserlerin ürettiği söylem değişik yaş, eğitim, kültür ve cinsiyet grupları tarafından rahatlıkla okunabilmektedir.

Tarih boyu popüler kültür halka ait kültür olarak görülmüştür. Bu bakış açısı zaman zaman daha az nitelikli olarak algılanmasına sebep olmuşsa da içinde bulunduğumuz çağda toplumsal beğeninin kültürel öğelerin üretimi ve bir endüstri olarak tüketiminde etkili olduğunu söylenebilir. Popüler olan halk tarafından yaygın olarak beğenilen ve tercih edilendir. Bu anlamda popüler kültür; gündelik hayata ilişkin bir kavram ve gündelik hayatın kültürüdür. Yaşamasının, değişmesinin yegâne sebebi budur.

Popüler kültür kavramının günümüzdeki durumu ise üretildiği toplumu aşan bir niteliktedir. Kültürün evrenselliği tarihin her döneminde vurgulanmıştır. Popüler kültürün üretildiği toplumu aşan yönü ise burada belirtilen niteliğin dışındadır. Popüler kültür ürünleri çağımızda aynı zamanda birer ticari metadır. Sermaye gibi bu ürünler de küresel ölçekte dağıtılmaktadır. Bir dönemde bir toplumda popüler olan öğelerin dünyanın geri kalanı için de popüler olarak algılanmaya başlanması içinde bulunulan iletişim çağında sık görülen bir durumdur. Popüler kültür eğlence sektörü ürünlerini kapsamaktadır.

Popüler kültür ürünlerinin karakteristiklerinin sunulmasında ve aktarılmasında sinema ve televizyon ürünlerini bu kapsamda değerlendirmek mümkündür. Sinema günümüzde belki de en rahat olarak ulaşılabilen kültürel ürünlerdendir. Sinema ürünleri yapım şirketlerine ait tescilli fikir sanat eserleridir. Bu ürünler belirli dönemler için lisanslanabilmekte ve dağıtılmaktadır. Sinemanın yalnızca sinema salonlarında değil televizyon - bedava ve ücretli tv, internet ve video müzik endüstrisi aracılığıyla dükkânlar üzerinden dağıtılması mümkündür. Sinemaya ulaşmak için bilet satın almak ya da televizyon sahibi olmak yeterlidir. Popüler kültür ürünleri kar amaçlı olarak hazırlanmaktadır. Sinema eserleri de bu anlamda karlılık için üretilmektedir.

TARİHİ GERÇEKLİK ve SİNEMA

TARİHİ GERÇEKLİK ve SİNEMA

 

ÖZKAN KARACA

 

Sinema, bir sanat dalı olarak ortaya çıktığı dönemlerden itibaren tarihsel gerçeklikleri tema olarak almıştır. Toplumsal modernleşme ve teknik gelişmelerin ürünü olarak ortaya çıkan bir sanat olarak sinemanın tarihsel gerçekliklerin algılanışı üzerinde etkili olduğunu söylemek mümkündür. Bu açıdan bakıldığında, sinemanın tarihsel olguların popülerleştirilmesinde etkisi olduğu söylenebilir.

Sinema ürünlerinin genelinin toplumun tüketmesi için yapıldıklarını söylemek mümkündür. Çağımızın sanatı ve en büyük endüstrilerinden biri olan sinema, “hatırlamak” ve “anlatmak” gereksinimlerinin gerçekleştirildiği bir platform olarak tarih ya da geçmişle yakın bir bağ içindedir. Tarih duygusunu, “hatırlama” ve “anlatma” yoluyla sürekli yenilemekte ve var etmektedir.

Sinema çok boyutlu bir sanat alanıdır. Görsel işitsel yönleri mevcuttur. Sinema moda, sinema müzik gibi etkileşim boyutlarından bahsetmek mümkündür. Bu anlamda bir filmi izleyen kişi tüm bu alanlara ilişkin öğeler görebilmektedir. Ayrıca, sinema içinde geliştiği toplumu ilgilendiren ve dönemin başlıca siyasal, ekonomik ve ideolojik kuvvetlerinin şekil vermiş olduğu meselelerin anlık bir portresi olarak nitelendirilebilir.

Bu anlamda birer popüler kültür ürünü olarak toplumun bir dönemdeki beğenilerinin de göstergesidirler. Sinema, geçmişte meydana gelmiş olaylardan etkilenmiş, günümüzde meydana gelen olaylardan etkilenmekte ve gelecekte de dünyada meydana gelecek olaylardan etkilenecektir.

Sinema bir dil olarak çok boyutludur. Ayrıca görsel bir ürün olan sinema teknik olarak da bunu gerektirmektedir. Söz konusu durum tarih öğretiminin bir ihtiyacına da kısmi düzeyde cevap verebilecek niteliktedir. Tarih, ders kitaplarından öğrenilmekte ve burada genel olarak kazanılan zaferler, barışlar ve tarih büyüklerinin biyografilerine indirgenmeye çalışılmaktadır. Oysa tarih çok kapsamlı bir disiplindir. Bu disiplinin, eğitimsel, sosyal, kültürel, kurumsal yönleri bulunmaktadır. Tüm bu boyutları anlatmak için sayfalar dolusu bilgi içeren kitaplar yazılıp tarih dersine ilişkin kazanımların öğrencilere aktarılması ümit edilirken; tarih temalı yapımların tek bir sahnesi çoğu mesajı daha etkin biçimde aktarabilmektedir. Tarih ile ilgili sinema filmleri ve televizyon dizileri, tarih ders kitaplarından ve akademik tarih makalelerinden daha fazla ilgi görmekte ve daha geniş kitleler tarafından takip edilmektedir. Geçmişte yaşanmış bir konu ile ilgili bir tarih kitabını ya da bir akademik makaleyi okumaktansa onunla ilgili bir filmi seyretmenin daha cazip ve kolay geldiği gerçeği ile karşı karşıya bulunmaktayız.

 

 

İLGİLİ BİYOGRAFİLER

Devamını Gör