Mustafa Onar

Eğitimci Yazar, Tarih Araştırmacısı

Doğum
08 Eylül, 1932
Ölüm
16 Aralık, 2019
Eğitim
Düziçi Köy Enstitüsü
Burç

 Tarih araştırmacısı, eğitimci yazar (D. 8 Eylül 1931 (nüfusta 1932), Doğanbeyli köyü / Saimbeyli / Adana – Ö. 16 Aralık 2019, Adana). Köyündeki ilkokulu 1944’te, Düziçi Köy Enstitüsünü 1950’de bitirdi. Değişik ilkokullarda yirmi yedi yıl öğretmenlik yaptıktan sonra 1977’de emekli oldu. Necla Onar’la evliliğinden; Özen Necla Güvercin, Özten Necla Soytürk, Sezgi Necla Menziöz, Özer Mustafa Onar, Özden Özgür Onar, Soner Onar adlarında altı çocuk babasıydı.

İlk yazısı Yeni Adana gazetesinde (18 Nisan 1969); ilerleyen yıllarda Çağdaş Türk Dili, Yeniden İmece, Müdafaa-i Hukuk, Cumhuriyet, Söylem (Adana) dergi ve gazetelerinde yer aldı. Yaptığı belgelere dayalı tarih araştırmalarıyla tanınan Mustafa Onar, “İbrahim Ozancı’nın Yaşamı, Sanatı, Şiirleri” gibi yöresel belgesel çalışmalarını sürdürdü.

Mustafa Onar 16 Aralık 2019 günü Adana’da vefat etti. Cenazesi Kabasakal Mezarlığına defnedildi.

 

ESERLERİ:

 

Kuruluşundan Kurtuluşuna Bağlantıları ile Saimbeyli (daha önce yayımlanan Kurtuluş Savaşı’nda “Hacın Gavuru” ile “Hacın Dosyası” kitaplarının genişletilmiş birlikte basımı, 1989), Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları (2 cilt, 1994), İbrahim Ozancı - Yaşamı Sanatı Şiirleri (yay. haz. 2002).

 

KAYNAK: İhsan Işık / Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2. bas., 2009), Ailesinden bilgi teyidi (23.12.2019).

DİLİNDEN OLAN KİMLİĞİNDEN OLUR

Çağdaş Türk Dili'nin 2006 Eylül sayı­sında Hürriyet Yaşar’ın “Anlam Kovalar, Biz Koşarız” başlıklı yazısını okudum. Ge­niş anlamlı olan “koymak”, “sokmak”, “basmak” sözcüklerinin anlamlarını daha da genişletmiş, cinselliğe bile vardırmış bulu­nuyor. Bize göre vardırmamalıydı. Onun dı­şında çoğu görüşlerine katılıyoruz. Yazısı uzun ama bizim yazımız uzun olmayacak.

“Hela” sözcüğünün değişik dillerdeki karşılıklarını koyuyor, hemen hepsinin de dilimize girdiğini vurguluyor. Buna katıl­mamak elde değil. Bir ara çift sıfır (00) ya­zıldığından “Yüznumara” deniliyordu, ol­dukça da yaygın söyleniyordu. Şimdilerin “WC”si ile tuvaleti onu bastırdı. Daha çok söylenir oldu. Bunların birbiri arkasına dili­mize girmesi, girdirilmesi, söylenmesi ya­bancı sözcüklere özeniciliğimizin açık kanı­tı oluyor.

Uzun geçmişli, ince anlamlı “ayakyolu” varken hiçbirine gerek yoktu. Gereksiz yere giren Arapçanın “hela”sı “ayakyolu”muzu götürmüştü. Batı kökenliler de onu götürdü.

Uzun geçmişli oluşu, göçebeli çadırlı dönemin ürünü oluşundandır. Yapısı çadır­ların biraz uzağındaydı. Çadırlardan oraya gidişgelişler bir yol yapıyordu. “Ayakyolu” denmesi de o yüzdendi. Anlamı hela, yüznu­mara, tuvalet, WC'den daha ince, daha tö­reldir. Anılanların hiçbirisi o inceliği vere­miyor, veremez. Bu gerçeğe karşın, acı olan, yetersiz anlamlı yabancı sözcükleri ona yeğleyişimizdir.

Çadırlı dönemden kalma başka sözcük­ler de var. Onlar da ince anlamlı. Örneğin, hepimizin bildiği eşik... Kapıların altında basıp geçtiğimiz yerin adıdır. Çağdaş Türk Dili'nin bir sayısında, karşıtı olan üst bölü­müne de “başık” önerilmişti. Öneren de ya­nılmıyorsam Ali Dündar'dı. Çok yerinde, çok tutarlıydı. Umarım tutar.

Yağışlarda içine su geçmemesi için ça­dırların çevresi eşilerek akış yolu yapılırdı. Eşiğin en çok görüldüğü yer, giriş çıkış ka­pısının bulunduğu yerdi. Eşik adı ile ağırlı­ğı da orası alıyordu. Giriş çıkış yeri olması nedeniyle, kapanmaması gerekçesiyle oraya oturulamazdı. Oturan olursa, “Eşiğe otur­mak iyi olmaz” denilerek kaldırılırdı. Bu uygulama özellikle köy evlerinde sürüyor.

Çadırlardan gelen bu ad, artık evlerde­dir. Ancak günümüz evleri beton yapılıdır. Çadırlardaki gibi eşilmiş yeri yok. Ama eşik adı orada da var. Ne var ki bu yaygın, an­lamlı adın yerini de gene bir batı kaynaklı sözcüğünün aldığı söyleniyor. Duydumsa da öğrenemedim. Ayakyolu gibi eşik de yerini yitirirse, dilimiz daha kısırlaşır. Bunun so­rumlusu genelde yazarlar, yapanlar, öğret­menler olmakla birlikte, özelde dil öğret­menleridir. Dilimizi öğrencilerine sevdiremediklerinden, dilsever kuşak yetiştiremediklerinden kaynaklanıyor. Oysa, dilinden olanların kimliğinden olduklarını en iyi on­lar biliyor.

UYANA

Bozuldu fiil de kalmadı fikir

Hile düşünüyor zengine fakir

Kılalım namazı edelim şükür

Açıla zihin de lisan uyana

 

Devletin devlete dava hakkıdır

Hak şeriat kıyamete bakidir

Alimler delille hüccet okutur

Gökten bize inen burhan uyana

 

Bu dünya nice bir zulmette kaldı

Ziyaret beytimiz puthane oldu

İki cihan şahı dünyaya geldi

Bu dinin çırası server uyana

 

Sıtkı safa ile çariyar olan

Hakkın habibini akılla bulan

Hak ile baldı ayırt edip bilen

Ebubekir Ömer Osman uyana

 

On iki yaşında meydana duran

Nice bin küffarın boynunu vuran

Şark ile gaibe de kılıcı eren

Zülfikar sahibi Aslan uyana

 

Toplandı redif de kaldı nerede

Sabi sübyanları ağlar burada

Evliya yatağı bütün orada

Yemen ellerinden Veysel uyana

 

Söylerim sözümde bulunmaz yalan

Al linet Orduda Bağdat’ı bilen

Şehitler uğrunda mahşere gelen

Kerbela çölünden Hasan uyana

 

Kerbela aşkına meydana duran

Teberi kudretten yapılıp veren

Bismillah deyip de Yezit’e vuran

Teberin sahibi Müslüm uyana

 

Kars’ın bir tarafı Erzurum düzü

Urus’un orayı değniyor gözü

Urum’u feth eden Battalı Gazi

Al Osman şahından Orhan uyana

 

Sırbistan Karadağ’da kaydın gören

Arnavut onların uğruna duran

Peters’e Polona düşmanı süren

Fatih Mehmet Sultan Selim uyana

 

Ahir zamanda bunu kim sorar

Kul İbrahim de evliya arar

Şimdi Mebusuna çekildi karar

İnsaf ehli olan bir han uyana

FOTO GALERİ

İLGİLİ BİYOGRAFİLER

Devamını Gör