Ömer Erdoğan

Yazar, Şair

Doğum
24 Mayıs, 1970
Eğitim
Rize İmam-Hatip Lisesi
Burç
Diğer İsimler
Hasan Basri Ediz, H.Ömer Erdoğan, Öm.Er.

Şair ve yazar. 24 Mayıs 1970 tarihinde (nüfus kaydında 20 Aralık 1970) Rize’ye bağlı Güneysu ilçesinin Ortaköy köyünde doğdu. Rize İmam-Hatip Lisesinde okudu, Kur’an-ı Kerim’i hıfzetti. TRT FM ‘’Gecedensabaha’’ programında sanat danışmanlığı yaptı. Radyo Tiyatrosu ve Sahne Tiyatrosu oyunları ile Televizyon Belgesel Senaryoları yazdı. Halen Prodüktor yapım şirketinde koordinatör olarak çalışmaktadır. Havva hanımla evli olup; Hicran Açıl (1991) ve Recep Tayyip (2000) adlarında iki çocuk babasıdır. Ankara’da yaşamaktadır.

Ürünlerinde Hasan Basri Ediz, H.Ömer Erdoğan, Öm.Er. müstearlarını kullandı. Şiir, öykü, deneme ve eleştiri çalışmaları Mavera, Ayane, Kültür Edebiyat, Edebiyat Ortamı ve Yeni Edebiyat Yaprağı gibi dergiler ile Gündüz gazetesinde yer aldı. İlk eseri olan Eski Sokak adlı oyun-senaryo çalışması 1995’te yayımlandı. Yazarın ikinci kitabı olan Dünü ve Bugünüyle Ayane Söyleşileri kitabı 2016 yılınca Cümle Yayınlarından çıktı.

KAYNAKÇA: Bilgi Formu (kendisinden alınan bilgiler, Haziran 2016).

Arzuhal (Deneme)

l.

 

...yürümek varken kalkıp öylesine en anlamlı bir yerinden yaşamın çakılıverdim biryerlerine ayakta üstüme sağnaklar boşaldı mahşerin habercisi yorgunluğum gözçukurlarıma gömülü isyanla bir kararlılığın hükmünü yüklenmekti dağları yıkıp yada delip en anlamlı yerinden kararmış sahnenin jeneriğinde olmalıydım belki beynimin süzgecindeki tortular günah tortularımdı güneş kıvrıla-kıvrıl beton yığınları arasından habire çizgiler oluşturdu salkım-saçak bir yaşamın bağından koparılıp şaraba dönüşürken yılgının baygın yalnızlığı sere-serpe önümde şimdi ben vaktin düşsel korkaklığına gömülü ünümün şahdamarında ürkek ama görkemliyim elbette bir büyücüye uğramalıyım kertenkelelerin saatlerine ayarlamalıyım kendimi kuşkusuz falımız aynı olmalı bir de fala inanmazlığıma gömülmeliyim sesinde kaybolmalıyım martıların ki ürkek ve yalancı seslidirler bilirim gerilere dönüp işin özüne varmalıyım ellerimin tutsaklığıyla parmaklarımın acemiliği zamanın yabancı kimliklerdeki seyrine açıldı işte ben gidemedim ve sen yoktun sabah vakti rüzgara karşı oturan bir sapıktır dediki bizim takımın çocukları bazen tek atış bazen çift atış ve bazen de üç sayılık atış yaptılar kuşkusuz bizim takım düşmüştü ben ölmedim hala tanrıçaları rüyalarımda aklımca diskalifiye ettim ve kalkıp yürümek varken öylesine en anlamlı bir yerinden yaşamın çakılıverdim bir yerlerine zahmetsiz rahmetler boşaldı üstüme.

Epe Çekimi (Senaryo)

Açılan yatak odası kapısı.
kadınlı erkekli içeriye giren insanlar görüntüye
kuş bakışı şeklinde girmiştir.Bazı kadınlar Ayşe'yle
ilgilenir.Bazı erkekler somyanın altındaki Mustafa'ya
ulaşmaya çalışır.Mustafa yatağın altından çekip çıkarılır.
Mustafa'dan yöne zoom yapılarak tepe çekimi çözülmüş olur.
bir kadın
Ölünün yüzüyle karşılaşınca yüzünü kapayarak geri döner.
erkekler
Mustafa'yı tutmak için çaba harcamaktırlar.
mustafa
Tir tir titremektedir.
bir kadın
Ayşe'yi göğsüne bastırır.
mustafa
Ölüyle yüz yüze gelir.Odadan kaçmak ister adeta.
Bir kaç kişinin elinden kurtulamaz.
bir erkek
Beşiğin örtüsünü üzerine çeker.
efekt:
Çığlıklar
Mustafa'nın çığlıkları.
yavaş kurgu:
Mustafa
Odadan kaçmak ister adeta.
ayşe
Korkuyla parmaklarını ısırır.
insanlar
Mustafa'dan korkarlar.Odadan kaçmak
istercesine onu bırakırlar.Mustafa dahil
herkes kapıya doğru koşuşur.
yavaş kurgu çözülür.
efekt:
Çığlıklar netleşir.
görüntülük
Ayşe hariç herkes kapıdan dışarıya doğru kaçar.
efekt:
Çığlıklar
fedink konumunda kaybolur.

(Eski Sokak, sayfa: 71,72)

Mavi Gök (Öykü)

Mavi gök ,
On yıl !...Çok uzun ,
Dedim ;
derenin köpüklü sularını alıp
denize götüren o taşkın gücünün azaldığı,
yüzlerce hektarlık alanda varlığını koruyabilmiş
bir kaç ağacın ,
yapraklarının sararmadan kızarıp döküldüğü,
birbirine dayanarak ayakta duran koyunların
biteviye yorgun düştüğü ,
toprağın oluk oluk çatlağı
Bu zamanda ,
Kara bulutlar yerle gök arasında
hafiften süzülürken
Havada kavisler çizen kuşların
kanat çırpışları ünlemlerin şavkını bırakırken boşluklara
Kalktım oturduğum yerden ,
bir kaç adım atıp durdum.
sırtım o'na dönüktü .
elimdeki sigarayı sertce yere çarptım,
ufalıncaya kadar ezdim ayağımla.
kusurumu hoş gör Mavi gök...
Yere bakıyordum ,
kolumu duvara dayayıp bırakmıştım üzerine kendimi:
Hiç bir umutsuzluğun bizlere çelme
atamayacağı çok uzak diyarlardaki ağaç koğuklarında
olsa bile yaşardık .Ağaç kabuklarını
değirmene salardık, un olurdu ,yerdik.
varsın elbiselerimiz ağaç yapraklarından olsun ,giyinirdik
/Bir gün tüm güzelikleri
başındaki o sarı eşarba sarıp
sarmalayıp buralardan gidebilseydik ! /
Herşeyden elini- eteğini çekmiş,
çok uzaklarda parıldayan
bir umudun ardından kasılan yaşlı gözleriyle bakıyordu.
Hiç bir nesne o kadar anlamsız olamazdı .
Çaresizliğin üstesinden gelemezdi yalnızlık .
Başı önünde , ufacık yumruklarını
giydiği sarı montunun cebine sokmuş ,
bizim evin altında , sımsıcak ayaklarını oluk oluk çatlamış
toprağa sanki hiç değdirmiyormuş gibi gezinseydi ve bende orada ,
merdivenin dibinde oturmuş ,
başım avuçlarımda
hüngür hüngür ağlıyor bir yandanda çıplak ayağımla
toprağı eşeliyor olsaydım
/gözyaşlarımın bir bedeli olur,
bunuda birilerinin ödemesi gerekirdi./
Mavi gök!
Beni bir şeylerin varlığı etkilemekte...
Neden kuşların ötüşmesi hep bir yalnızlığı çağrıştırır bana,
rüzgar hep sürükler geçmişimi önüme? Bir zamanlar geçmişim geleceğim
değil miydi? Korkmuyorum! Hayranı olduğum takvim yapraklarımı
-ayın on beşidir,on altısıdır mesela-, daha uzaklara götürür. Oysa
tarihimde özlemini duyduğum anlar yaşamadım mı sanırsın?
Mavi gök!
Ki sen,
İnsanın ruhunu insanda temizleyensin.
Yeni sevgililer neden hep görmek ister birbirlerini?:
Önce sevmiştir delicesine,yalnızca aşıktır,aşkından sanır,
unutmuştur her şeyi.Sonraları buzlar çözülür; evlenecektir,yaşamları
mutlu,çocukları bir düzüne olacaktır.Bay,reis olacaktır,sorumluluğu artacaktır,
mutfak hayalindedir,ilk önce kendisine ait bir evin olması şarttır,babadan
istenmelidir.Sular yeniden donmuş buz olmuştur,başkaldırmıştır,nefret etmiş,
ettirmiştir,bıkılmıştır ve (lanet olsun) yakadan düşürülmüştür...
Ve şimdi mutludur.
Neden,
Sevgilisinin elini tutmak istemiştir,sevgilisi elini çekmiş,
yüzü kızarmıştır,bir anlam verememektedir elinin tutulmasına,ama elini
tutmak istemiştir?
Yeni doğmuşsun yaşın sıfırdır,ölmüşsün yaşın seksendir.
Öbür aleme hazırlanmak mıdır yaşamak? Ya da bir insanlık süzgecinden
geçmek midir? Yaşamak bir hayatı bitirmek midir?
Mavi gök,
Biz ki bir faciayı bürünmüşüz.
Bilir misin? Tarihimle sorgulanmak isterim.
Gecenin ilerleyen vaktinde,dereler bile akmazken, ağaçların bile secdeye
kapandığı o zamanda,hiç kimseler duymadan sessizce yanıma sokulacaktın ve çektiğim
ızdırapları anlatacaktım sana;ikimiz de beraber ağlayacaktık...
Ooo!..Mavi gök!
On yılın hasretini çekemem.On yıl ötekinin-berikinin eline bakamam.
Hayatımı kurmam gerek.Uğrunda savaşacağım,sorumluluğunu duyacağım kişiler olmalı...
Birden sonra döndüm,masaya tutundum,önüne kadar eğildim Mavi göğün:
Bağışla beni Mavi gök...Ooo!..Lütfen ağlama...Ağlama dedikçe daha bir hızla ağlıyorsun ama.
Bak gözlerine kan doldu,yanakların kızardı Mavi gök.Yüreğin dolu dolu oldu değil mi?
Anlıyorum, anlıyorum...Kadere karşı çıkmamız anlamsız...
Mavi gök,
Kusurumu hoş gör!
Ziyan olmuştur aşkı Mavi göğün! Oysa ne beklentileri vardı hayattan:
Sevdiği insanlarla hayatı paylaşmak hayatın,ona verebileceği en büyük mutluluktu oysa!..
Ta kuzey kutbuna kadar göçmüştür Mavi gök.Buzlarla kaplıdır her taraf.Donmuştur vücudu.
Kan pompalanmıyordur.Hiç bir beklentisi kalmamıştır artık; bir umudun ardından durmadan
kendini kamçılamak anlamsızdır.Bırakmıştır kendini öylesine hayatın kucağına,rüzgar
insafsızca esiyordur,yelkenleri kontrolünden çıkmıştır,istediği yöne sürüklüyordur sandalını.
Sonra bir buz denizine saplanıp kalmıştır.Donmuş vücuduyla inmiştir buzların üzerine.
Yürümüştür papuçları elinde,ayakları oluk oluk çatlamıştır,rengi solmuştur,titremiştir soğuktan,
yürümüştür buzların üstünden.Beyaz beyaz ayılar vardır önünde şimdi.Selam vermiştir,
umursamamışlardır.Ben kalp ülkesinden sürgün yedim demiştir,susmuştur bir süre,eyvah
yazık olmuş sana demelerini beklemiştir...Her taraf bomboştur.Ben böylesine soğuk hayat
yaşamamışım demiştir,ölüme yaklaşmışım demiştir,bana sıcak bir yuva,beni bağrına basacak
bir el demiştir...Bir ayı yaklaşmıştır,önüne geçmiştir,Mavi göğü evine götürmüştür,ev
buzdan inşa edilmiştir,her taraf soğuktur.Yere oturmuştur Mavi gök, ayı da tam karşısına
geçip çömelmiştir.Ben ,demiştir ayı,şimdi gidip de güney kutbunda yaşayamam demiştir,
ben buraların varlığıyım,bunun böyle olmasını ben istedim demiştir...Sen de buraların
varlığıydın,senin gidip de kalp ülkesinde yaşaman,senin en büyük suçundur demiştir,şimdi de
buralara alışamazsın,ölmek bilr çözüm değildir,demiştir,çünkü demiştir,herkes kendi
kaderini yaşar demiştir...
Elinin tersiyle gözyaşlarını sildi,burnunu çekti,önündeki defterine öylesine imzalar
karalamaya başladı,şöyle büyük harflerle kağıdın gelişi güzel bir yerinden:
Seni çok seviyordum!
Ama Mavi gök!..
/Beni bir şeylerin varlığı etkilemekte.
Kuşların ötüşmesi hep bir yalnızlığı çağrıştırıyor bana.

Yeni Bir Gurbet Başlangıcı Boşluğum

Sessizlik açmazındayım bu akşam çocuk!
Kim duyar eski bir aşk tütsüsünü
Bilmediğim bu yolda tek başınayım, titriyor sesim
Bir varmış bir yokmuş masallarımda

Sensizlik çıkmazındayım bu akşam çocuk!
Önce içimde başlar saçlarıyla boğduğum kadınlarım;
Kalbimi sızlatarak ağır tempolu intiharlarımda:
Tövbemin karanlığında eskittiğim geceye
Çocukluğuma kuruluyorum işsiz bir adam gibi
Gölgeme karışıyorum tenha sokaklarıma
Kendime göçüyorum / yeni bir gurbet başlangıcı boşluğuma
Çocukluğumdan emzirerek kalemimin ucunu
Boğazımda çıngırak seslerim.
Kendi yalnız hikayemi kuracağım

Nemli gözlerimin halkalarındasın bu akşam çocuk!
Sırtüstü uzanıp karanlıklara
Sarışın anlarıma rengarenk köprü kurmuşum
İçime akan yıldızlarım / ürettiğimiz boşluk
Geç penceremden kumral deli kız edasıyla.
Kahrolunmuş gidişlerle hesabını soramadan son bakışlar
Hesabını soramadan her günün batımında uzatmalı kelimeler
Kurşunî kurt uluyuşlarında gölgeli kelimeler!
Kar düşmüş ayazmasına itliğimin!
Ulur da durur gavurun dağında
Titrer de kelimeler
Düşer önüme acemiliği aşkın
Alır başımı yürür giderim.

Çocuk! bu akşam bensizlik açmazındayım
Dilimin ucunda mısralarım / ha söyledim ha söylerim
Kim duyar eski bir aşk uğultusunu

Fotoğraf örneği 1

Fotoğraf örneği 2

Fotoğraf örneği 3

Fotoğraf örneği 4

Fotoğraf örneği 5

Fotoğraf örneği 6

Fotoğraf örneği 7

AÇIK PENCERE HIRSIZI

AÇIK PENCERE HIRSIZI

ÖMER ERDOĞAN 

Benim bedevi olduğumu nereden bileceksin Suna’m!
Masallarımın her birinde rüzgar intihar etmişse kendini,
Açtığım her pencereden yağmur çalmışsa Nisan’ı
Ve yıldızlar inmişse bir bir sahradaki küllerin sanığı olarak
Bu çölün ortasına? Sen nereden bileceksin:
İçime çekmek yetmez ki seni bana…
Söyle boğulmadan nasıl susayım sevdamı
Bu rüyayı neresinden öldüreyim?

Gecenin yakın olduğunu nereden bileceksin Suna'm!
(Bir gün bakire bakışların giriyor araya,
Bir gün aldırış ettiğin yok öldüğüm fırtınaya...)
Nasılsa boynundan kaçan mahrem kokularını yola atmışsın!
Nasılsa korku sürmüşsün gözlerinin ferine
Biraz da etine peştamal sürtüğü 
Açık pencere hırsızı yağmurlarıyla kol kola
Ah... Sen olmasan bu ağlayışı kullanmazdım bu yorgunluğu da

Sabrımın zembereği damarlarımdan boşalırken Suna'm
Boşalırken beyaz çamaşırıyla Kızılırmak 
Kıyıya vurdu teknem yorgun düştü günahım 
Nefesimde dermanım yok, silahsızım (abdestim yok)
Dudaklarından topladım kırılan gülüşlerimi 
Ah… Toprağımı güneşimi topladım kum ve buz çölünü de 
Alnımdan alnına sürülmüş secdeleri de...
Söyle yutkunmadan nasıl öreyim saçlarını
Bu günahı neresinden öpeyim?

HAVVA-ANA

HAVVA-ANA

ÖMER ERDOĞAN /

Sınavlardan geçirdiler bizi sonuçta kaldık yine
eski türkülerle kavuşmak sana yaraşır
biz içimizi burkarak çıktık kuleler indikçe yere
sonra bilmem hangi zamanda sen geldin
karanlıklar ülkesinde fecri olmayan gülün
siperledik yalnızlığını gözlerimiz çarpık
üşüyen kuşların toprak örtüp üstüne
alın terini yalayandı alın yazımız
kumruların sessizliğini büyütmedik alıp
başımızı bacağımızı
sevabımız yoktu ya
olsa bile bırakır
apar topar toplar günahımızı
vurgun yemek kadar zor sürgün yemek
sonra en onulmayanı yedik aklaştı saçlarımız
yalnız çayları mesken tutup kendimize
kara yazımızın kara dumanlarını seyrettik
mum yakıp gecenin karanlığında

Mum yakıp gecenin karanlığında
üstüne otlar bitmiş anamın ıslığına binip
gözyaşlarını silmeye geldim
içime çöreklenen bir sevdayla şahlanıp
yaradılan ilk kadın
hasretin yapışkan alnından öpüp vedalaşmak istedim
üstüne otlar bitmiş anamın ıslığı
toprak damlı evimizden tüten duman olup
yeşiller ülkesinin kokusunu alır gibiyken
- Yaradılan ilk kadın, Havva!
Gözyaşlarını silmeye geldim

 

PUNKÇU KIZ RÜZGÂRA YASLI

PUNKÇU KIZ RÜZGÂRA YASLI

ÖMER ERDOĞAN

Vakit bir hayli geç olurdu kapardın pencereyi
Gecenin karanlığında kaybolurken
Şafak söker ezan okunur uykuya yeni dalardın
Gece rüyalarıma konuk olurken
Möleküllere ayrılırdı anılar
Ela gözlerin sır verirdi punkçu kız
Bu koca hayat bir kalem sunardı bana
O okun saplandığı kalbi o zaman ben çizdim

Punkçu kız
Bu sabah martılar sessiz sessiz uçtular
Güvercinler ürkek ürkek kondu dükkanların önüne
Sessizliğe bürünürken/terkedilmişliğime
Bir sigara yaktım çektim üfledim
Yürüdüm ellerim cebimde
Suskun ve yorgun
Kasılan gözlerimden belli punkçu kız
Birşeyler süpürüp götürdü bizden rüzgar ıslıkları

YAĞMURLU DOĞMAMIŞ GÜN

YAĞMURLU DOĞMAMIŞ GÜN

ÖMER ERDOĞAN 

Sen büyüleyici gücüyle eşeleyip durduğun düşlerinin
ifadesiyle yüklü
yalnız bir
yıldız olma
(kuyruklu)

(ilk otuz saniye)

Sıkıştırıp uluorta bir yerlere akrebini zamanın
yelkovan misali hep dönüp durdun
olmazlığıyla akrepsiz zamanın
ifade edilmezliğinle dönüşünün
oysa ki
USA etiketi olmaya çılgınlığın ifadesidir
çıldırmışlığının

Yalnız Taş Bebeğim,H
Oldun olası
Olmadın
Hiç
Başucunda bir yerde buruşuk zamanın.
Şimdi güzelsin taze makyajınla
Güzelsin Taş Bebeğim,H
Bir yerde güç olduğu ifadenin

(ikinci otuz saniye)

Korkunç dönüşümünde bitmeyen isyanların
sensizliğin ortasında bir yerde
yorgunsuzluğun mahremiyetini hesaba katıp
küçük tükrüklerin
karanlığın,farkına vardığında
farketmezlerin,kıvrılıp uzayan sonsuzluğunda
yıldız falının iks yerleştirerek eksi hanesine
izlerinin öylesine kalkıp yürürsün en anlamsız yerinden
vuslatsız gecenin getirdiği özlemsiz duyarlılık olur ahların.

(hesapta olmayan saniyelerde)

Nedense doğmadı hiç bugün gün
Yağmurlu bir doğmamış günde
Kaşların hep öyle kalakaldı Taş Bebeğim, H

DÜNÜ VE BUGÜNÜYLE AYANE SÖYLEŞİLERİ

DÜNÜ VE BUGÜNÜYLE AYANE SÖYLEŞİLERİ

ÖN SÖZ

Ayane Kültür Edebiyat dergisi, 1980’lerin sonu itibarıylayayın hayatına başlayan ve üç yıl boyunca (Ocak 1988-Aralık 1990; 36 sayı) genç kuşağın ürünlerine yer veren bir yayın organıdır. 1980’lerin dönemsel özelliklerini genel hatlarıyla yansıtan bu yayın organı, her ne kadar Rize’nin envanterine kayıtlı olsa da Ankara merkezli çıkmış bir dergidir.

İdeolojik kamplaşmanın dışında kalmak isteyen; geleneğe yaklaşımı önemseyen, sanatı anlama ve anlamlandırma bilinci gelişmiş, edebiyatımızın gelişim seyrini yakından izleyen bir grup genç isim Ayane etrafında toplanmış ve kısa zamanda kendi çizgisini oluşturmuştur. Hiçbir düşünce ve sanatsal etki altında kalmadan bir noktada; sanatın bağımsızlığı noktasında bir araya gelmiş bu gençlerden bazılarının adıAyane’den önce duyulmuş olsa da çoğunluğu Ayane’yle gün ışığına çıkmıştır. Ayane, kuşağının gençliğine kendini gösterebileceği ve sesini duyurabileceği özgür bir zemin olmuştur.

Bu girişten sonra Ayane’nin 21. sayısıyla başlayan (Eylül 1989) “Sanatçılarımızla Konuşmalar” başlığı altında derginin yazarlarını ve onların edebiyat görüşlerini tanıtmayı amaçlayan bir söyleşi dizisi yayımlanmıştır. 12 sayı süren (21-32) bu dizide sırasıyla Arif Dülger, Hicabi Kırlangıç, Mehmet Erdoğan, İbrahim Eryiğit, İsmail Hocaoğlu, Recep Seyhan, Kâmil Yeşil, Ali İhsan Kolcu, Nazlı Nihal Özer, Süleyman Çelik, Mehmet Ay ve Ömer Erdoğan’la birer söyleşi yapılmıştır. O günün edebiyatında genç kuşağın bakışını yansıtan bu söyleşileri derleyip, aynı sorulara aynı kişilerin yeni cevaplarıyla kitap bütünlüğü içinde yayımlamayı plânladık. Ortaya ilginç bir panorama çıktı. Şairlerin cevaplarını Ali K. Metin’e, öykücülerin cevaplarını da Necip Tosun’a yorumlattık. Edebiyat sosyolojisi açısından verimli bir malzeme ortaya çıkmış oldu. Değişen yazarlar, değişen bakış açıları ve değişen olgular... Değişim üzerinden bir edebiyat sosyolojisi...

Esasen bu söyleşiler,Ayaneyazarlarınıtanımayı/tanıtmayı amaçlıyordu. Çeyrek yüzyıl sonra yeniden ve aynı kişilerin yeni cevaplarıyla yayımlandığında,Türk edebiyatının ve edebiyatçısının son çeyrek yüzyılına ışık tutan bir misyon kazanmış oldu. Bu yüzden söyleşiler, bir bütün olarak okunduğunda (eski-yeni) Türkiye’de bugün üretilen sanatın arka plânına ve gelişim seyrine dair bir fikir sunmuş olacak.

Rize İl Kültür ve Turizm Müdürü İsmail Hocaoğlu, edebiyat dünyasını yakından takip etmeyi sürdüremediği gerekçesiyle sorulara yeniden cevap vermek istemedi. Ancak Hocaoğlu, kültür ve sanat hayatında kurumsal olarak bir makama sahip. Bir ilin kültür hayatından sorumlu, kültür politikasını yürütme konumunda. Takdir elbette kendisinin. Gönül isterdi ki edebiyat dünyasını neden yakından takip edemediğine dair bir çift söz söylesin. Yine de onun sorulara ilk cevabını kitaba koymayı ihmal etmedik. Nazlı Nihal Özer’e ise ulaşamadık. Ancak onun Ayane’deki söyleşisine yer verdik. Ayane döneminden ismi tamamen kaybolan iki isimden biri de Ömer Ceylân’dır ve onun dergide birbirinden güzel şiirleri yayımlanmıştı.

Dünü ve Bugünüyle Ayane Söyleşileri / Türk Edebiyatına Çeyrek Yüzyıllık Bir Bakış adını taşıyan kitabın birinci bölümünde Ali K. Metin ve Necip Tosun’un şairler ve öykücüleri değerlendiren birer yazısıyer alıyor. İkinci bölümde, Ayane’de Arif Dülger, Hicabi Kırlangıç, Mehmet Erdoğan, İbrahim Eryiğit, İsmail Hocaoğlu, Recep Seyhan, Kâmil Yeşil, Ali İhsan Kolcu, Nazlı Nihal Özer, Süleyman Çelik, Mehmet Ay ve Ömer Erdoğan’la yapılan söyleşiler ile bu yazarların(İsmail Hocaoğlu ve Nazlı Nihal Özer hariç) çeyrek yüzyıl sonra aynı sorulara verdiği yeni cevaplarve öz geçmişleri yer alıyor. Üçüncü bölümde ise dergiyi tanıtmak amacıyla Mehmet Erdoğan’ın daha önce yayımlanmış “Ayane Dergisinin Misyonu” başlıklı bir yazısına yer veriyoruz. Böylece dünü ve bugünüyle Türk edebiyatına çeyrek yüzyıllık bir bakış sunmuş oluyoruz.

Son olarak bu kitabın gün ışığına çıkmasına vesile olan Muhsin Mete ağabeye ve katkılarından dolayı Mehmet Erdoğan ağabeyime teşekkür ediyorum.

Okuyucuya ufuk açması ve araştırmacılara kaynaklık etmesi en büyük arzumuzdur.

 

ÖMER ERDOĞAN

 

İLGİLİ BİYOGRAFİLER

Devamını Gör