Necmettin Halil Onan

Dil Araştırmacısı, Edebiyat Araştırmacısı, Şair

Doğum
Ölüm
17 Ağustos, 1968
Eğitim
İstanbul Darülfünunu (İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiya­tı Bölümü

Şair, dil ve edebiyat araştırmacısı (D. 1902, Çatalca / İstanbul - Ö. 17 Ağustos 1968, İstanbul). Koska Mahalle Mektebinde başladığı ilkokulu Çatalca’da tamamladı. Bakırköy Numune Rüştiyesini (ortaokul) bitirdi. Öğrenimi sırasında Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesinde açı­lan giriş sınavını kazanarak (1919) Türk Dili ve Edebiya­tı Bölümüne kaydoldu. Burada Cenap Şahabettin, Fuat Köprülü, Ferit Kam, Yahya Kemal gibi değerli hocalardan dersler aldı. İstanbul’un işgali üzerine Darülfünûn kapatılınca Kurtuluş Savaşına destek vermek amacıyla Ana­dolu’ya geçti ve Ankara Talimgâhında zabit (subay) vekili oldu. Kurtuluş Savaşından sonra öğrenimine devam ederek Dârülfünûnu bitirdi (1925). Üniversite öğrenciliği sırasında geceleri Anadolu Ajansında çalıştı; gündüzleri çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı. Daha sonra özel okullarda ve İzmir, Adana, Ankara liselerinde edebiyat öğretmenliği ve müdürlük (1927-39) görevlerinde bulundu. Ardından Milli Eğitim müfettişliği (1939), Yüksek Öğretmen Genel Müdür Vekilliği (1942), Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde eski Türk edebiyatı profesörlüğü (1943-59), kısa bir süre dekan vekilliği, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanlığı görevlerinde bulundu. 1959 yılında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesindeki görevinden emekliye ayrıldı. İstanbul Kandilli’de toprağa verildi.

Edebiyata Mütareke yıllarında Nedim dergisinde (1919) çıkan aruzla yazılmış şiirleriyle girdi. Millî Edebiyat akımını benimsedikten sonra hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerini Dergâh (1921-22), Hayat (1926-28) dergilerinde yayımladı. Şiirlerinde millî duyguları dile getirmeye özen gösterdi. Daha çok doğa, sevgi, yurtseverlik gibi konuları işledi. 1932 yılından sonra yazdığı şiirler kitaplaşmadı. Şairliğinin yanı sıra, yaptığı edebiyat tarihi araştırmalarıyla da tanındı.

ESERLERİ:

ŞİİR: Çakıl Taşları (1927), Bir Yudum Daha (1931).

ROMAN: İşleyen Yara (roman, Vakit gazetesinde tefrika edildi, 1931).

ARAŞTIRMA-İNCELEME: İzahlı Divan Şiiri Antolojisi (1940), Namık Kemal’in Talim-i Edebiyat Üzerine Bir Risalesi (1950), Leyla ile Mecnun (Fuzulî’nin ünlü mesnevisi, 1955; tenkitli basımı, 1958).

DİLBİLGİSİ: Dilbilgisi (Gramer) (2 cilt, 1928), Dilbilgisi (Ahter Onan ile, 1934), Dilbilgisi (Avni Başman, Tahir Nejat Gencan, Mithat Sadullah Sander ile, 1966).

KAYNAK: Mehmet Behçet Yazar / Edebiyatçılarımız ve Türk Edebi­yatı (1938, s. 314-321), Mustafa Nihat Özön / Son Asır Türk Edebiyatı Tarihi (1945, s. 99), Afşin Oktay-Kemal Bağlum / Biyografiler Ansiklopedisi (1959), Vehbi Cem Aslan / Milli Edebiyatımızın Büyük Kaybı Necmettin Halil Onan (Ulus gazetesi, 1968), Hasibe Mazıoğlu / Necmettin Halil Onan’ın Kişiliği ve Şairliği - Necmettin Halil Onan’ın Ardından (Türk Dili, sayı: 208, 1968), Kenan Akyüz / Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi (1970), Hasibe Mazıoğlu - İsmail Ali Sarar / Profesör Necmettin Halil Onan’dan Anılar (Emre dergisi, sayı: 71, Mart 1970), Müjgan Cunbur / Yeni Bir Kaybımız Necmettin Halil Onan (Hisar dergisi, sayı: 57, Eylül 1968) - Profesör Necmettin Halil Onan Bibliyografyası (Türkoloji dergisi, sayı: 1, 1972), Zeynep Korkmaz / Necmettin Halil Onan ve Türk Diline Hizmeti(Türkoloji dergisi, sayı: l, 1972), Abdülkadir Hayber / Necmettin Halil Onan (1988), Vitrindekiler (Cumhuriyet Kitap, 10.9.1998), Mehmet Behçet Yazar / Edebiyatçılar Alemi - Edebiyatımızın Unutulan Simaları (yay. haz. Mustafa Everdi, 1999), Behçet Necatigil / Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü (18. bas. 1999), Şükran Kurdakul / Şairler ve Yazarlar Sözlüğü (gen. 6. bas. 1999), Prof. Dr. Şerif Aktaş / Necmettin Halil Onan (Büyük Türk Klâsikleri, c.14, 2002), İhsan Işık / Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2. bas., 2009).

BİR YOLCUYA

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın

Bu toprak bir devrin battığı yerdir.

İğil de kulak ver bu sessiz yığın

Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

 

Bu ıssız, gölgesiz yolun solunda

Gördüğün bu tümsek Anadolunda

İstiklâl uğrunda, namus yolunda

Can veren Mehmedin yattığı yerdir.

 

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,

Son vatan parçası geçerken ele

Mehmedin düşmanı boğduğu sele

Mübarek kanını kattığı yerdir.

 

Düşün ki, haşrolan kan, kemik, etin

Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin

Bir harbin sonunda bütün milletin

Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

 

(Vasfi Mahir Kocatürk, Şiir Defteri

NECMETTİN HALİL

Şimal Türklerine mahsus step rüzgârları ile yanıp sararmış esmer bir ten. Kemikli, geniş bir yüz, bu derin akan sular gibi dalgasız, kırışıksız, durgun yüzde tertemiz bir ruhun, müsterih bir vicdanın huzuru okunur. Küçük rüzgârlardan engin denizler nasıl sarsılmaz ve köpürmezlerse, o da kolay kolay heyecanlanmaz. Sinirlerinin akordu sağlamdır. Biraz büyükçe ağzı, dolgun dudakları, sert çizgili çenesi ilk bakışta yalçın ihtiraslardan haber veriyor sanırsınız. Fakat beraberliğiniz eskidikçe, bu ilk tahminlerinizde yanıldığınızı anlarsınız.

Açık solgun alnı, donuk saçları, çıkıntılı kaşları adamı hiç de yumuşak bir yaradılışa hazırlamaz. Sanırsınız ki bu hırçın, kavgacı ve yalçın zarfın içinde zorba bir ruh vardır. Ama, gözlerini görünce, fikriniz değişir. Bu kumral elâ gözler, bu dürüst ve iyi bakışlar, bütün o evvelki intibaları bir hızda siler. Orta boylu, geniş göğüslü ve sağlam yapılıdır. Tıklım tıklım dolu çantası ile, biraz öne doğru eğik yürür. Dümdüz yollarda bitmez tükenmez bir merdivenden iniyor gibidir.

Ben, onu nerede ve ne zaman tanıdım? Şimdi pek kestiremiyorum. Ama herhalde matbaada görüşmüş olacağız. Aramızda derin bir dostluk kuracak vesilelere eremedik. Ne mektep arkadaşlığı, ne gazete yoldaşlığı, ne de herhangi bir beraber yaşayış imkânı bulamadık. Bütün bu hep ayrı geçen ömürlerimize rağmen, öyle sanırım ki Necmettin Halil, bana bir dost kadar yakındı.

Sevilen haller, beğenilen ruh tezahürleri karşısında, zaten sevginin doğup taşması için, uzun bir zaman zincirine pek de lüzum yoktur.

Yalnız, şimdi yazarken, kalemime bir tereddüdün prangasını takan bir şey var. Onunla beraber yaşamadığım hâdiseler, vak'alar karşısında onu tartmak, müşahede altına almak imkânını bulamadığım için ruhî hükümlerimde yanılmaktan korkuyorum.

Evet, mutlaka Vakit'in herhangi bir odasında görüşmüşüzdür. Onunla uzunca temasım Ankara'da oldu. Bir komisyonda bir hafta kadar birlikte çalıştık. Bu komisyon, öyle bir çalışma çerçevesi içinde idi ki âzâların bir yandan bilgi tarafları meydana çıkıyor, bir taraftan da iç âlemlerinin sırrına yarıyacak pencereler açıyordu. Benlik, gurur, kıskançlık, çekememek, hırs gibi küçük duyguların hiçbirini onda görmedim.

Bilgisini söylerken, sesi yumuşuyor, tevazu onda canlanır gibi oluyordu. Ağırbaşlı sükûnundan, temkinli münakaşalarından hoşlanmıştım. Başkalarının kırdıkları potlardan bile kızaracak kadar, içi duyguıyla dolu görünüyordu. Onu bilen tanıdıklarımın hepsi, bu noktada benimle birleştiler.

Necmettin Halil, Dergâh Mecmuası'ndaki yazılarıyla tanınmış bir şairdir. Edebiyat tarihi kitaplarında Dergâh Şairi diye anılır.

Fakat Dergah, edebî bir bayrak değildi. Bir fikir, bir nazariye, bir ideal için çıkmıyordu ki şairleri adıyla damgalıyabilsin. Onun için bu nisbeti, ben, kendi kendime izah edemiyorum.

Necmettin Halil, daha ilk manzumelerinde, ince ve örselenmiş ruhundan haberler getirmişti. Tevazuu, sıcak ve tatlı bir gönül kabında sunuyor, kendi parıltısını kendi eliyle gölgeliyordu.

Sonra, bunları toplayarak kitap yaptığı vakit de aynı tevazuun biraz daha büyüdüğünü gördük. Eserine, Çakıl Taşları adını vermişti. Fakat:

"Ben ki bin ızdıraba katlanarak, ilham denizinin dibine kadar inmiş, inci aramıştım. İşte bütün bu gayretten elimde nihayet şu çakıl taşları kaldı."

Diye başlıyan adamın tevazuu kadar büyük bir kendisine inanışı da var demektir.

Çünkü hiç kimse, gerçekten çakıl taşı olduğuna kani olduğu şeyleri mısra diye ortaya atmaz.

Necmettin Halil'in, radyoda verdiği edebî konferanslar, şiiri ne geniş anlayışlı bir baş ve ne derin sezişli bir ruhla süzdüğünü gösterir. Şu halde o çakıl taşlarında eğer sihirli birer inci bulamıyorsak, kabahat kendimizindir.

Son zamanlarda yeni şiirler verdiğini görmedim. Fakat susan şairin yerine, konuşan şair var ve olgun kafasıyla çalışan bir hoca var.

Divan Edebiyatı'nın metinleri üstünde hayli yorularak çalıştığını gösteren büyük bir eseri çıkalı daha bir ay bile olmadı.

Müsteşrik işaretlerine benziyen ve bir bakıma, onlardan daha mütekâmil bir ikaa sahip olan bir takım remizler kullanmış. Bunlarla en acemi çocuk, hiç hata yapmadan, en çetin bir kasideyi, en çetrefil bir rubaiyi bütün vezni ikaı ile okuyabilir. Metinlerin izahında da eski şerhlerden ayrılan daha sağlam bir yolun tutulduğu görülüyor.

Şair Necmettin Halil, çakıl taşlarında, çiçeğe yalnız güzelliği için yaklaşan, yalnız rengi uğrunda kanat çırpan bir kelebek gibi çalışmıştı. Son eserinde onun kelebeğe arıyı da yoldaş ettiğini gördük. Altın sanat peteği artık muhtaç olduğu balla beraber mumu da buldu demektir.

                                                                                                       (Edebi Portreler, 1997)

Yazar: HAKKI SÜHA GEZGİN

İLGİLİ BİYOGRAFİLER

Devamını Gör