Mehmed Uzun

Roman Yazarı, Yazar

Doğum
Ölüm
11 Ekim, 2007

Romancı (D.1953, Siverek / Şanlıurfa - 11 Ekim 2007, Diyarbakır). 1977 yılından itibaren yaşamını İsveç’te sürdürdü. Türkçe, Kürtçe, İsveççe edebi çalışmalarıyla çok dilli, çok kültürlü bir yazar olarak tanındı. Uzun yıllar İsveç Yazarlar Birliği yönetim kurulu üyeliğinde bulundu. Ayrıca İsveç PEN Kulübü ve Uluslararası PEN Kulüp’te aktif olarak çalıştı.

Mehmet Uzun, Kürt dilinde altı roman yazdı. Romanları başta Türkçe olmak üzere birçok dile çevrildi. Denemeleri de çeşitli dergi ve gazetelerde yirmiye yakın dilde yayımlandı. Türkçede de yayımlanan Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık romanı ve Nar Çiçekleri adlı deneme kitabı ile ilgili olarak yargılandı ve aklandı. 2001 yılında, Türkiye Yayıncılar Birliğinin her yıl verdiği Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülünü aldı. İsveç ve Dünya Gazeteciler Birliğinin de üyesidir.

Kendisini “Kürdüm, Türkiyeliyim, İsveçliyim, İskandinavım, evrenselim. Hem kutsal iki nehrin, Dicle ve Fırat’ın arasındaki çok kapalı bir bölgenin yerlisiyim, hem de dünya vatandaşıyım. Çünkü dünyanın kültürleri, ülkeleri ve dilleri boyunca yolculuk ediyorum.” diye tanıtıyor. Kürtçe olarak yazdığı eserleri sonradan Türkçeye çevrildi.

Romancı Mehmed Uzun, 10 Ekim 2007 günü Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde mide kanseri tedavisi görmekteyken vefat etti. 13 Ocak 2007 günü Diyarbakır Ulu Camiinde kılınan cenaze namazından sonra Mardinkapı Mezarlığında toprağa verildi. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından Sümerpark Yerleşkesi içinde yaptırılan kütüphaneye "Mehmed Uzun Kent Kütüphanesi" adı verilmiştir.

“Hayat ve düşler ve de sözler, Mehmed Uzun’un Dicle’ye yakarışında dörtnala giden rahvan atlar gibiler. Bir kez sayfaların arasında koşmaya başlamışlar, durdurabilene aşk olsun.” (Şeyhmus Diken)

Uzun’un hikâyelerinde unutulmasına izin verilmeyen anılar, satırlardaki romantizmin ve şiirin çıkış noktalarıdır. Eserlerini Kürtçe yazan Mehmed Uzun, Yaşar Kemal’in deyişiyle ‘bir dilin romanını’ oluşturdu. 1977’de Suriye’ye, oradan İsveç’e geçen ve çalışmalarına devam eden Uzun için ilk gençlik yıllarını geçirdiği Diyarbakır, hasretini yıllarca taşıyacağı bir kent olacaktı. Diyarbakır’la birlikte hayatının bir dönemini de terketmişti. Ülkesiz kalan bir insan için, ‘bu benim’ diyebileceği bir rüya, bir aşk gerekir. Nar Çiçekleri kitabında Ape Verdo tam da bu duygularla gözyaşlarına sadık kalmıştır. Dicle Nehri’nin kenarında Sayat Nova’nın şiirlerini, içkisini ve acısını bir ayin gibi yinelerken, üstü örtülmüş bir yaşamın ifadesi imkânsız derinliğini hissettirir.” (Umay Umay)

ESERLERİ:

DENEME: Hêz û Bedewiya Pênûsê (Kalemin Gücü ve Görkemi, 1993), Nar Çiçekleri (1996), Bir Dil Yaratmak (söyleşiler, 1997), Dengbejlerim (1998), Zincirlenmiş Zamanlar Zincirlenmiş Sözcükler (2002).

DESTAN-AĞIT: Mirina Egîdekî (Bir Yiğidin Destanı, 1993).

ROMAN: Tu (Sen, 1985), Mirina Kalekî Rind (Yaşlı Rind’in Ölümü, 1987), Siya Evînê (Yitik Bir Aşkın Gölgesinde, çev. Muhsin Kızılkaya, 1989), Rojek ji Rojên Evdalê Zeynikê (Evdalê Zeynikê'nin Günlerinden Bir Gün, 1991), Bîra Qederê (Kader Kuyusu, çev. Muhsin Kızılkaya, 1995), Ronî Mîna Evîne - Tarî Mîna Mirinê (Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık, 1998), Dicle'nin Sesi I - Hawara Dîcleyê (Dicle'nin Yakarışı, 2002), Diclenin Sesi II - Dicle'nin Sürgünleri (2003).

ARAŞTIRMA-İNCELEME: Destpêka Edebiyata Kurdî (Kürt Edebiyatına Giriş, 1992), Rindê Baxçeyê Kaloyî de (Kürtçe, Malmisanıj ile, 2004), Rindê Vana Ê Min a (Kürtçe, Malmisanıj ile, 2004), Rindê û Keyeyê Xo (Kürtçe, Malmisanıj ile, 2004).

ANTOLOJİ: Antolojiya Edebiyata Kurdî (Kürt Edebiyatı Antolojisi, iki cilt, 1995), Världen i Sverige (Tüm Dünya İsveç'te, Edebiyat Antolojisi, M. Grive ile Birlikte, 1995).

SÖYLEŞİ: Ziman û Roman (Dil ve Roman, 1997), Bir Dil Yaratmak (1997).

ANLATI: Ruhun Gökkuşağı (2005).

KAYNAK: Umay Umay / Bir Dilin Romanı (Virgül, sayı: 17, Mart 1999), Hayri Kako Yetik / Bir Aşk ve Ölüm Destanı (Cumhuriyet Kitap, 16.3.2000), Turhan Günay / Bu Hafta - Metin Kaçan / Yapıtına Yüreğini Koymuş Bir Yazar: Mehmed Uzun - Tufan Erbarıştıran / ‘Yazı’ Ustasından ‘Söz’ Ustaları - Adnan Özer / Zor Bir Teklif. Mehmet Uzun - A. Ömer Türkeş / Kürt Dili İçin Bir Tarih (Cumhuriyet Kitap, 8.8.2002), İhsan Yılmaz / Kürtçe Edebiyatın İlk Önemli İsimlerinden Mehmet Uzun (Hürriyet-Cumartesi, 31.5.2003), Şeyhmus Diken / Sadece Dicle’nin Hawarı mı? (Virgül, sayı: 52, Haziran 2002) - Zincirlenmiş Zamanlarda Sözün Kıymeti (Virgül, sayı: 60, Mart 2003), Tufan Erbarıştıran / Varlık Kitap (Kasım 2004), İhsan Işık / Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2. bas. 2009, c. 9 ve c. 11) - İhsan Işık / Diyarbakır Ansiklopedisi (2013).

ZİNCİRLENMİŞ ZAMANLAR'dan

Hölderlin’in “tarih, bir diyalogdur” sözü, bence, bir gerçekten ziyade, bir arzudur. Gerçekleş mesi gereken bir düştür. Hölderlin’in yaşadığı zamanın bugünden daha iyi olduğunu sanmıyorum. Geçmiş, bize ait çok şeyi barındırsa bile, hiçbir zaman idealize edilecek kadar güzel, mutlu, özgür ve eşit olmadı. Hölderlin’in zamanında da ötekilerin zamanı zincirlenmişti.

Burada söz konusu olması gereken, tarihi, zamanı bir diyalog haline getirmektir. Bu da ancak zamanı özgürleştirerek, zamanı bağlayan zincirleri yok ederek olabilir. Zamanı zincirlenmiş insanın dün-bugün-yarın arasında sağlıklı bir diyalog kurması mümkün değil. Zamanı zincirleyenin de böyle bir diyalog kurması olanaksız. Her insanın zamana karşı bir sorumluluğu ol malı. Ahlaki olarak her insan, zamana ilişkin olarak, Kant’ın deyimiyle, “ne yapabilirim, ne yapabiliriz?” diye kendisine, çevresine sormalı. Evet, ne yapabilirim?

Yapılacak ilk şey, bellektir, belleğin gücüne başvurmaktır. Yakın ya da uzak geçmişin zaman dehlizinde günümüz insanını utandıran çok fazla olay ve felaket var. Geçmiş çok fazla utanılması gereken şeyi barındırıyor. Ve tüm bu şeyler insana ait, hepsi de insanın eliyle oldu. İnsan onuru ve değerini yerle bir eden iki dünya savaşı ve sayılamayacak kadar çok yerel savaş la yorgun insanoğlu bu geçmişi hatırlamak istemiyor. Ne kurban -yaşadıklarından utandığı için- istiyor, ne de cellat, -yaptıklarının ne kadar utanç verici olduğu nu, bugün bildiği ya da hissettiği için-. Ve sanılıyor ki acılar küllendiğinde ya da unutkanlık perdesinin geri sine gizlendiğinde her şey unutulur. Büyük bir yanılgı bu. Tarihten hiç ders almamışsak bile şu son on yılın olayları küllenmeye bırakılmış haksızlıkların, acıların, nasıl yeniden canlandığını gösteriyor. Çare, aktif, canlı bellektir, belleğin sorgulayan gücüdür. Çünkü bellek, Wittgenstein’ın deyimiyle, zamanın kaynağıdır. Çare unutmak değil, hep hatırlamak, hep yaşamaktır, hep sorgulayarak, geçmişi üzeri kapatılarak küllenmeye bırakılmış bir yangın yeri olarak değil, bugünümüze ait yaşadığımız bir duygu, bir mefhum haline getirmektir. Çünkü hep görüldüğü gibi unutkanlık ve belleğin kaybı insani yıkımdır.

Ne yapabilirim? Geçmişi sorgulayabilirim. Ve eğer bana bırakılan mirasta, geçmişte zor, zulüm, vahşet varsa, yapılan haksızlıklara ve çekilen acılara ilişkin özür dileyebilme onuru ve erdemini, yapılan haksızlıkları, tüm yalınlığıyla, söyleyebilme, onları kendi olanaklarım oranında değiştirebilme isteğini ve cesaretini gösterebilirim. Zamana zincirlenmiş Öteki’nin zincirlerinden kurtulma kavgasını, çabasını kendi kavgam, çabam olarak görebilirim.

Ne yapabilirim? Kendimle, çevremle barışık olabilmek için özgürlük ve eşitliği hedefleyerek, savunarak diller, dinler, kültürler arasında diyaloğu isteyebilirim. Buna paralel olarak zamanı da bir diyalog haline getirebilmek için çalışabilirim. Çünkü bilmek zorundayım; geçmiş de gelecek de ancak böyle bir diyalogla kurtarılabilir.

İkinci Dünya Savaşı sırasında, sürgün yerinden, her ay BBC aracılığıyla Alman ulusuna seslenen Mann, bir konuşmasında şöyle diyordu; kurtar kendini artık, Alman ulusu!

Büyük acılarla yaşadığı o çılgın zamanda, geleceğe ilişkin söylediği tüm şeylerde haklı çıkmış Mann’ın bu sözlerini, bugün şu hale getirmek mümkün; zincirlenmiş zamanlardan kurtar kendini artık, insanlık!

KAYNAK: İhsan Işık / TEKAA (2. bas. 2009).

MEHMED UZUN KENT KÜTÜPHANESİ

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından Sümerpark Yerleşkesi içinde yaptırılan Mehmed Uzun Kent Kütüphanesi, 15.000 cilt süreli ve süresiz yayını bünyesinde toplayan modern bir bilgi ve kültür merkezidir. Diyarbakır Sanat Merkezi’ni içinde barındıran kütüphane yazar Vedat Türkali ile Kaya Müştekhan’ın katkı sunduğu bir kütüphanedir. Hedefi 50.000 cilt kitaba ulaşmak olan kütüphaneye Zozan Uzun eşi Mehmed Uzun’un kütüphanesini de bağışlamıştır.

Klasik kütüphanecilik anlayışının yerine modern bilgi-belge merkezi olması hedeflenen Mehmed Uzun Kent Kütüphanesi’nin öncelikli amacı, Diyarbakırlıların bilgi ihtiyacının karşılanacağı bir bellek mekânını işler kılmaktır. Kütüphaneyi yöneticiler, her iktidarın kendi görüşleri doğrultusunda yeniden biçimlendirdikleri halk kütüphaneciliği anlayışını değiştireceklerini, bunun yerine modern bilgi sistemi ile donatılmış bir kent kütüphanesi anlayışını yerleştireceklerini amaçlamaktadır.

Bu amaçla kütüphanede bulunan tüm belge ve bilgilerin sayısal (dijital) ortamda görülmesini sağlayan bir otomasyon sistemi kurulması amaçlanıyor. Bu sayede okurlara zaman ve kolaylık sağlanacağı, oluşturulacak dijital arşiv sayesinde de Kent Kütüphanesi arşivinin dünyanın her yerinden görülebilmesi amaçlanıyor. Kütüphanede yazarların söyleşi, imza ve okuma günleri de yapılıyor.  

Mehmed Uzun Kent Kütüphanesi’nin en önemli özelliklerinden birisi de engellilerin ile çocukların da düşünülmüş olmasıdır. Engelliler ile çocuklar kendileri için oluşturulan özel bölümlerde bilgi ve belgelere en kolay bir şekilde ulaşabiliyorlar.  

Yazar: -
FOTO GALERİ

İLGİLİ BİYOGRAFİLER

Devamını Gör