Abdurrahman Dilipak

Gazeteci, Yazar

Doğum
Eğitim
İstanbul Teknik Üniversitesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu

Gazeteci-yazar. 1949, Düziçi (Haruniye) / Adana doğumlu. Fatma Pakize (Aksay) Hanım ile Ali Bey'in oğlu olarak dünyaya geldi. 1949 yılında Osmaniye'nin Düziçi ilçesine bağlı Haruniye'de Ali Bey ve Fatma Pakize Hanım'ın çocuğu olarak doğdu. Anne tarafından  Fettahoğulları’nın Müftüler kolundan, baba tarafından Seyithanoğulları’nın Hatipler kolundandır. Anne tarafından Adanalı, baba tarafından K. Maraşlıdır.  K. Maraş'ta başlayan İmam-Hatip öğrenimini 1969 yılında tamamlayarak Konya İmam Hatip Lisesinden mezun oldu. Güzel Sanatlar Akademisine girmek için resim dersleri alan Dilipak, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Filolojisi bölümüne girdi. Burada 2 sene okumasının ardından İstanbul Ticari İlimler Akademisi Gazetecilik Halkla İlişkiler Yüksek Okulundan 1980 yılında mezun oldu.

Çalışma ve Yazı Hayatı

1961 yılında, katıldığı bir kompozisyon yarışmasında dereceye girdi ve mahalli gazetede yazıları yayınlandı.. 1963 yılında Yeni İstanbul gazetesi, gençlik sayfasında ilk yazısı çıktı. 1964 yılında kısa süreli Düziçi'nde Kasırga isimli bir kartela gazete çıkarttı. Aynı yıl Semazen’lik yaptı. 1968'de judo antrenörü oldu. 1969'da, DSİ 6. Bölge Müdürlüğünde Arazi Elektirifikasyonu Kontrolörü olarak çalışma hayatına başladı. 12 Mart 1971 darbesi ile, Afyonda MNP Gençlik Teşkilatını kurdu ve burada yayınladığı bir bildiri sebebi ile, Milli Nizam Davasında mahkum oldu ve Yargıtay sürecinde İstanbul’a gitti. 1974 affı ile cezaevine girmekten kurtuldu.  

1972'de Fetih Yayınevi'ni ve Her-Tür Yayın Dağıtım Şirketi'ni kurdu, 1973'te Yeni Sanat Dergisi Yayın Kurulunda yer aldı. Aynı yıl MTTB Sinema Kulübü üyesi oldu. Ardından, Burak Film Kurucu Ortakları arasında yer aldı ve milli sinema tartışmalarına katıldı. 1977'de Adım Dergisi Genel Yayın Müdürü, 1988-1990'da Dış Politika Dergisi Yayın Yönetmeni, 1972-1993'te Milli Gazete yazarı, 1978-93'te Hicret Dergisi Genel Yayın Müdürü, Seriyye Dergisi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü, 1994'te Cıngar mizah dergisinde yazar. 1993'ten itibaren Akit gazetesi, 1990'dan itibaren haftalık Cuma dergisinde yazar, 1996-1997'de Haftalık Selam gazetesi, 1996'da günlük Yeni Şafak gazetesi, aylık Görüş (Almanya), aylık Pir dergisi veGazete gazetesinde yazarlık yaptı. Halen  Yeni Akit gazetesinde yazarlık, Akit Tv’de Tv programı ve Sebilürreşad dergisinde  yazarlık yapmaktadır. Asiye Dilipak ile evli ve Ahsen Büşra Dilipak, Ahmet Taha Dilipak, Ali Osman Dilipak, Fatıma Zehra Dilipak adlarında 4 çocuk babasıdır.

Dilipak, söz ve yazılarından dolayı bu güne kadar 500 yıldan daha fazla mahkûmiyet talebi ile yargılandı ve hiç mahkûm olmadı. 28 Şubat döneminde bir günde 5 defa, haftada 5 gün mahkemeye çıktığı oldu. Asliye Ceza, Sulh Ceza, Ağır Ceza, DGM ve Askeri Ceza Mahkemelerinde yargılandı.

Uzun yıllar İslamcı dergi ve gazetlerde aktüel ve düşünce yazıları yayımlayan, aynı doğrultuda kitapları olan Dilipak, çeşitli insan hakları aktivitlerine katıldı. Karşıt görüşleri savunan Şanar Yurdatapan’la “Kırmızı ile Yeşil - Yeşil ile Kırmızı”, “Kırmızı-Yeşil Anılar”, “Ortak Payda Kırmızı-Yeşil Denemeler adlarıyla ortak kitaplar çıkararak, aydınlar arasında diyaloğun kurulmasına öncülük etti.

 

Kırmızı ile Yeşil - Yeşil ile Kırmızı” kitabının önsözünde şu görüş paylaşılıyordu:

 

“- Görüşlerinin hiçbirine katılımıyorum.

- Ben de senin!

- Ama bunları açıklama özgürlüğünü savunmak için her zaman yanında olacağım.

- Ben de senin!”

Ödülleri:

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Hoşgörü Ödülü (1996), Kombassan Hoşgörü Ödülü (1997), Human Right Watch Hellman Hammlett Uluslararası İnsan Hakları Ödülü (1998).

Üyelikleri:

Düziçi Milliyetçi Gençler Derneği (Kurucu Üye), Mazlum-Der İnsan Hakları Ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi, Dış Basın Derneği, Kudüs Derneği (Kurucu Üye), Türkiye Engelliler Vakfı (İkinci Başkanlık), Acıbadem Faikbey Camii (Yönetim Kurulu Üyesi),İslami Çevre Hareketi Maltepe Çevre Kültürü Grubu, İHH İnsani Yardım Vakfı / Rabia Platformu, Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Meclisi Üyesi.

Danışmanlıkları ve Yönetim Kurulu Üyelikleri:

MSP Genel Merkezi (Danışmanlık)

MTTB Sinema Kulübü / Akın Grub Üyesi, Milli Haber Ajansı (Genel Müdürlük), Panel Dergisi (Yayın Yönetmeni), Yeni Zemin Dergisi (Yayın Kurulu Üyeliği), İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Genel Başkan Yardımcılığı), Kudüs ve Filistin Halkıyla Dayanışma Derneği (Kurucu Üyelik), Risale, Emre, Esra, İşaret, İnkılab, Beyan, Kayıt yayınevleri (Yayın Danışmanlığı).

Sözcülükleri:

Rabia Platformu Sözcüsü, Savaşa ve İşgale Hayır Platformu sözcüsü, Mavi Marmara sözcüsü, Akil Adamlar Heyeti Üyesi /Doğu Anadolu, Düşünce Suçuna Karşı Girişim Üyesi, Yeşil-Kırmızı Diyaloğu, Kudüs Platformu Sözcüsü, Ulustan Ümmete Platformu Üyesi.

Tv Programları:

Ateşten Gömlek (Kanal 7, 1993-94), Haber Yorum (Kanal D, 1994-95), 2x2 (Kanal 6 - Haber ve tartışma programı, 1994), Analiz (Kanal 6 - Haber ve tartışma programı, 1994), Beyin Fırtınası (Haber Tartışma Programı, Kanal 6 - 1995-96), Tartışa Tartışa (Haber programı, NTV, 1995-97), Siyaset Gündemi (Akit Tv), Derin Gerçekler (Akit Tv).

ESERLERİ:

Deneme-İnceleme: Orta Afrika Dosyası (1985), Terörizm, Terörist Kim? (1986, Farsça, Bismi Terör?, Muavenetül Ferhengi, 1988), Türkiye Nereye Gidiyor (1987), Bir Başka Açıdan Kadın (1987), Bir Başka Açıdan Kemalizm (2 cilt 1988), Savaş Barış İktidar (1988), Evet Vahdet Ama Nasıl (1988), Körfez Savaşı (1988), İnönü Dönemi (1989), Gizli CIA Belgeleri (1989), Bu Din Benim Dinim Değil (1990), Laik Demokratik Cumhuriyet İlkelerine Bağlı Kalacağıma (3. bas 1990), İslâm Cemaatine Doğru (1990), İhtilaller Dönemi (1991), Laisizm (1991), Yaşasın Şeriat (1992), Sorular Sorunlar ve Cevaplar (1992), Cumhuriyetin Şeref Kitabı (1993), Anayasa ve Demokrasi (1997), Beyin Fırtınası: Demokrasi ve Batılılaşma (1997), Yağmalanan Ülke Türkiye, Cumhuriyete Giden Yol 1919-1923, Uzakdoğu’ da Bir Filistin: Moro, Çocuğumuza Ne İsim Verelim, Rıza Nur’un Hayat ve Hatıratı (Yay. haz. 3 cilt), Kırmızı ile Yeşil - Yeşil ile Kırmızı (Şanar Yurdatapan ile, 2002), Kırmızı-Yeşil Anılar (Şanar Yurdatapan ile, 2003), Ortak Payda Kırmızı-Yeşil Denemeler (Şanar Yurdatapan ile, 2004), Din Adına Siyaset (Hulusi Şentürk ile, 2006), Menderes Dönemi, Sorular, Sorunlar ve Cevaplar, Laiklik Teokrasi Bizantinizm, Niçin Şeriata Karşılar, Karşıtlar Yanyana, Opposities: Side by side (George Braziller-USA, by Sanar Yurdatapan, Author, Editor; Abdurrahman Dilipak, Author, Editor; Isfendiyar Eralp, Author; Aaron Aji, Author), CIA Belgelerinde Türkiye (Notlandıran), İnsanlığın Tarihi, Şişli Terakki Davaları, İslamiyet ve Barış Tartışması, Derviş Nikalaus (Belgesel, Metin editörü, Digiturk), Çanakkale Geçildi, Ansiklopedik İsim Sözlüğü (Ortak çalışma, Asiye Dilipak ve Nevin Meriç ile).

Mizah: Anya Manya Kumpanya (1988), Dam Üstüne Saksağan (1993).

Çocuk Kitabı: Mehtike (1982, Almancaya tercüme, Şehnaz Günaçtı, 1993), Arayış (1982), Yaşamak Güzel Şey (1982), Filistin’de Bir Çocuk (1982), Coğrafi Keşiflerin İçyüzü (1983), İslâm Savaşçıları (1983), Gündoğarken (1983), Kıp Kıp (1985), Güneyin Gelini (1985, 1990), İslamın Şartı (1990), Çamaşırcının Kızı (1986), Sevgi Yolu (1990), Arayış (1990).

Yayına Hazırladıkları: Havf Fıkhı, Gençlerle Yarınları Düşünmek, Dine Göre Kıyamet, Namazın Kozmografyası, Mikro Çenko (Bilim kurgu roman), Dünyanın Kalbine Yolculuk, Caminin Manevi Mimarisi, Dünyanın Sıfır Noktası (Belgesel kitap).

KAYNAKÇA: İhsan Işık / Yazarlar Sözlüğü (1990, 1998) - Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (2001, 2004) – Encyclopedia of Turkish Authors (2005) - Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2006, 2009) -  Ünlü Fikir ve Kültür Adamları (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi, C. 4, 2013) - Encyclopedia of Turkey’s Fomous People (2013), Cem Erciyes / Yeşil ile Kırmızı (Radikal Kitap, 15.10.2002), Arzu Akbaş / İslamcı ressam kapış kapış (Hürriyet, 7 Mayıs 2001), Şanar Yurdatapan -Abdurrahman Dilipak / Kırmızı-Yeşil (Kitap Rehberi, Kasım 2002), Bilgi teyidi (Haziran 2017).

BATI UYGARLIĞI!...

Hiçbir uygarlık, insanlığa bu kadar pahalıya malolmadı! Biz ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Kıyamet fitnesi denen şey belki de böyle bir şeydi. Bu uygarlık kıyameti hak etmiyor, aynı zamanda inşa ediyor! Bu uygarlığın adı; Batı uygarlığı!

Bush ve Blairin demokrasi, özgürlük dedikleri şey, Haçlı diktatoryasına boyun eğmek, demokrasi onlar için makyaj malzemesidir. Karşımızda melek maskeli bir şeytan duruyor. Onların zenginlikleri bizim yoksulluğumuz kadar büyük. Onların serveti bizden çaldıklarından oluşuyor...

Batı uygarlığı dedikleri soygun düzeni, dört büyük ırktan Kızılderilileri katletti. Siyah ırkı köleleştirdi. Afrikadan köle ihracında kullandıkları Liman şehrinin adını Liberya koydular. Yani özgürlükler ülkesi ya da özgürlüklere açılan kapı! Batının özgürlükten anladığı işte bu!

Lumumbayı ben öldürmedim. Cesedini asit kazanına atıp eriten de ben değildim. Tüm Asya halklarını köleleştiren de ben değilim. Engizisyonları da ben kurmadım..

Onlar bizi “şeytanın çocukları” olarak görüyorlar. Luther böyle söylüyor.

Çevrenize baktığınızda gördüğünüz, aç, cahil, üstü başı pasaklı , çöp tenekelerinde yemek için ekmek artığı arayan çocuklar, aslında Batının refah ve mutluluğunun harcını karıştırıyorlar.

Batı uygarlığının arkasında, bu zenginliğin ve ihtişamın arkasında Kızıldeirli kanı, siyah insanın gözyaşı ve sarı ırkın çalınan alınterleri var. ABD kıtasına Colomb’un varmasının ardından beş yüz yıl geçti. Kaldı ki, (Colomb bu yolculuğuna çıkmadan sarayın desteğini almak için İstanbul’a geldiğinde İstanbul’da kızıldeirli gelin vardı). Batı köleciliktan daha yeni vazgeçti. Bu arada dört büyük ırktan birini (kızılderilileri) yokettiler, birini (Kara derilileri) köleleştirdiler. Sarı ırkı, Çini, Hindistanı sömürdüler.. Batının refah ve mutluluğunun arkasındaki sır bu: Yağma ve sömürü.

Luis Masignon gerçeği bütün çıplaklığı ile haykırır: “ Onların herşeylerini tahrip ettik. Felsefeleri, dinleri mahvoldu. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. Derin bir boşluğa düştüler. Anarşi ve intihar için uygun bir hale geldiler. Bu gerçeği haykıran tek Masignon değil, Jean Paul Sartre da benzer şeyler söylemiyor mu: Bizim istismarcılar olduğumuzu biliyorsunuz.. Bizim önce altın ve madenlere el attığımızı, sonra da yeni kıtaların petrolünü eski ülkelere taşıdığımızı biliyorsunuz. Bunun muhteşem sonuçlarına şahit olarak saraylarımız, katedrallerimiz ve büyük sanayi şehirlerimiz yeter..”

Bir damla kan, bir damla patrol” diyen İngiliz devlet adamının Churchill olduğunu bilirsiniz. Hindistanda dokuma ustalarının sağ ellerinin kimler tarafından ve niçin kesildiğini de.

Batıdan tanıklar gösteriyorum size. Hepsi de tanınmış ve saygın isimler. Fransız sömürge bakanı Albert Sarrut; “Gerçeği gizlemeye ne gerek var. Sömürgecilik ilk uygarlık hareketi değildi. Çıkarların yön verdiği bir zor hareketi idi.” Aynı gerçek daha şimdiden Irak için dile getirilmedi mi? Guantanamo da ya da Ebu Gureyb’de yaşananlar da bize aynı şeyi anlatmıyor mu?

Montaigne diyor ki “Bunca şehir dibinden yıkılıyor. Bunca milletin kökü kurutuluyor. Milyonlarca insan kılıçtan geçiriliyor. Dünyanın en zengin ve en güzel ülkesinin altı üstüne getiriliyor. Niçin! İnciler, biberler alıp satacağız diye. Aşağılık birer makine zaferi bunlar.”

Son yüzyılda insanlığa üç dünya savaşı armağan ettiler, dördüncüsünün de fünyesini patlatmaya çalışıyorlar. 1. sinde Osmanlı imparatorluğu yıkıldı. 2. sinde bölgeyi kendi aralarında paylaştılar. Aynı toprağın çocuklarının arasına hayali sınırlar çizdiler. Kendileri ile işbirliği yapıp halkına ihanet eden aşiretlerin çocuklarına iktidar verdiler. Ve onlar için halkın inanç, tarih ve kültür değerlerine yabancı düzenler icad ettiler.. Şimdi BOP diye, yeniden bu sınırları değiştirmek, iktidarları ve rejimleri gözden geçirmek istiyorlar. 3. sü adına soğuk savaş dedikleri bir dünya savaşı idi. Kontrollü bunalım stratejisi adını verdikleri savaş sonucu aynı vatanın evlatlarını birbirine kırdırdılar. Onların kanları ve gözyaşları üzerine birileri kendilerine iktidar ve servet üretti. Şimdi sıra, tarihin sonunu getirecek bir medeniyetler savaşında.

Batılılar son yüzyılda havayı, suyu ve toprağı kirlettiler. Son yüzyıl, insanlık tarihinin en dramatik dönemlerinden biri idi.

ABD terörizme karşı savaşıyormuş! En büyük terörist kendisi aslında... Nemrudun gözünde Hz. İbrahim, Firavunun gözünde Hz. Musa, Yahudilerin gözünde Hz. İsa, Romalıların gözünde İseviler, Kureyşli Müşriklerin gözünde Hz. Muhammed birer teröristti.. Sahi, siz, mesela Bolu Beyi’nden yana mısınız, yoksa Köroğlu’ndan yana mı? Köroğlu’ndan yana olanlar çoğunluktadır bu toplumda. Bolu Beyi devleti, otoriteyi, Köroğlu ise terörü temsil eder. Bu tercihi bizden dolayı siz de potansiyel terörist sayılabilirsiniz.

Batı işte bu... Demokrasi ve insan hakları onlar için birer makyaj malzemesi. Kapitalizm, faşizm, komünizm, siyonizm Batı değerler sisteminin ürettiği ideolojilerdi ve işte insanlığı getirdikleri nokta burası. “Özgürlük” dedikleri şey şeytana kulluktan başka neydi ki! İnsanı insani değerlerden soyutlayarak şeytanlaştırdılar ahlakla birlikte aileyi de yok ettiler. İnsan nesli bu gün gerçekten de ciddi bir tehdit altında.

Böyle bir dünya sürdürülemez.. Dünya gelirinin yarısı Amerika’nın. 1,5 milyarlık İslam dünyasının geliri Almanyanın yarısı kadar. Hayır bu adil ve sürdürülebilir bir durum değil.. Dünya nufusunun yarısı iki ülkede yaşıyor ve sahip oldukları toprak 170 milyonluk Rusya’nın sahip olduğu toprağın yarısı kadar bile değil. Hayır bu sürdürülemez. Dünyadaki dört büyük ırktan biri olan kara derililer açlık, salgın hastalıklar ve iç savaş, AIDS yüzünden yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Böyle bir dünya sürdürülemez. Ve hâlâ hava, su, toprak kirletilmeye devam ediyor.

Selam ve dua ile.

GÜLEN'İ ANLAMAK..

 GÜLEN'İ ANLAMAK..

 

ABDURRAHMAN DİLİPAK

 

Gülen’i anlamak kolay değil. O hiçbir şey ya da her şey. Gülerce onu Hitler’e benzetiyor. Bana göre Saul’e, namı diğer Pavlus’a benziyor.

Onu anlamak için Mehdi-Mesih olayını iyi bilmek gerek.

Yine Gülen’i anlamak için 2 kilit isim: Fuat Doğu ve Yaşar Tunagür.. Bir de 3’üncüsü var  Kasım Gülek.. CHP Genel Sekreteri. Gülen’in CHP ile ilişkileri çok eskilere dayanır.. Biraz da Sabatay Sevi’ye benzer sanki. Ecevit’le başlamaz Gülen’in CHP ile ilişkisi.. Ecevit; eğer tek kişilik şefaat yetkisi verilse onu, onun lehine kullanacağı tek kişidir.. Ecevit sonrası da Gülen’in CHP ile ilişkisi hiç kopmamıştır. Baykal ya da Kılıçdaroğlu dönemi fark etmez.

Gülen’i anlamak çok da kolay değil. Nerede başlayıp, nerede bittiğini kestirmek zor.

Biraz şizofren, biraz megaloman, egosantrik, sinsi biri. Kendini 1. Adam gibi göstermeye çalışan bir figüran.. Son projesinde “Kainat İmamı” rolü oynayan aktör, aslında o bu projenin bir taşeronundan başka bir şey değil..

Aile bağları derin. Hem anne, hem baba tarafından incelenmeye değer.. Biraz Kafkasya, biraz Balkanlar.. Erzurum, Diyarbakır, İskenderun, Edirne, Tekirdağ, İzmir, Ankara, İstanbul, Pensilvanya.. Bakalım, bundan sonra nere..

İskenderun’da askerde iken Askeri İstihbarat personeli imiş. Görevi telefon dinleme.. Komutanı Fuat Doğu. Fuat Doğu MİT müsteşarı olunca o da MİT’e geçiyor.. Gülen Fuat Doğu’nun cenazesini kıldıran adam. Gülen’in CIA ile ilişkisinde de Doğu’nun kilit bir rol oynaması gerekir..

Gülen’in ilginç bir nüfuz kabiliyeti var. Tevazu elbisesi altında saklanan bir kibri, hilm elbisesi altında sakladığı bir zalim yanı da var. Takıyyeci bir karakter.. Kahinliğe meraklı.

Ama artık deşifre oldu. Suçüstü oldu, yapacak fazla bir şeyi yok, ama yine de son kez şansını denemek isteyecek.. Çılgınca, tehlikeli.. Rakipleri, dostları ve kendi başını belaya sokacak tehlikeli şeyler yapabilir..

Mesela Erdoğan’a zarar verecek olursa, Erdoğan’ın başına bir şey gelecek olursa, bunun bedelini hem kendisi, hem ona destek veren efendileri ve hem de yakın çevresi çok ağır şekilde öderler. Bir daha rahat yüzü görmezler. Bunu biliyor olmaları gerek.. Sanki biraz da ondan korkuyorlar.

FETÖ şimdi zaman kazanmaya çalışıyor. İçerideki dostları da tabanı korku ve umutla bir arada tutmaya çalışıyor.. Bir kısım aşağılık adamlar, güya kendilerini sureti haktan göstermek için, eskiden kendileri ile birlikte olup daha sonra ayrılan ya da kendileri için tehdit oluşturan kişileri iftira, kumpas kurarak FETÖ’cülükle suçlayarak ihraç ettirip, işi sulandırmak istiyorlar.. Bu şekilde birilerini de korkutup kendi yanlarına çekmeye çalışıyorlar.. Geçen gün Kastamonu, Merzifon, Amasya’da idim, STK temsilcilerinden bazı akademisyen ve bürokratların başına gelen son derece ilginç olayların hikayelerini dinledim.. Sadece orada değil, memleketin birçok yerinde benzer hikayeler anlatılıyor, mesajlar, mektuplar alıyorum..

Bu adamlar hâlâ oralara nasıl getiriliyor, orada nasıl duruyorlar..

Kesinlikle bu adamlar tesbit edilip görevden uzaklaştırılmalı. Bunların kurbanlarına iade-i itibar yapılmalı. Bu adamlar hem FETÖ’den, hem de başkalarını FETÖ’cü olmadıkları halde FETÖ’cülükle suçladıkları için ağırlaştırılmış bir şekilde cezalandırılmalı. Bu adamları o göreve getirenler, arkasındaki siyasi kişiler ve üst bürokratlar da aynı şekilde takibe alınarak, gereği yapılmalı.. Bu rezil adamların arkalarında hâlâ bazı bakanların, milletvekillerinin, işadamlarının, parti yöneticilerinin olduğu söyleniyor..

 

Bu adamlar FETÖ’nün gizli gücü. FETÖ içeriden ve dışarıdan bazı kişi, grub ve örgütlerden her anlamda ciddi destekler alıyor. Bu adamın içimizdeki ajanları şimdi kendilerini başka kimlikler ve aidiyetlerle tanıtıyorlar.. Yeni başka sivil örgütler kuruyorlar.. Yakın çevrelerini, tehdit ve şantajla yakınlarında tutuyorlar.. Bunların esoterik bir yanı var. Yakın çevreleri çarpılmaktan korkuyor. Yabancı istihbarat örgütlerinin ellerindeki arşivlerde kendileri aleyhine dosyalar bulunmasından korkuyorlar. Bu çevrelerin adamları tarafından başlarına iş açılmasından korkuyorlar.. Bunların bir kısmı medyum. Biyonik robot, hipnozla mankurtlaştırılmış. Bir kısmı İslam diye böyle bir dine iman etmişler.. Buradan ayrılırlarsa dinden çıkmış olacaklarını, dünya ve ahirette zelil olacaklarını düşünüyorlar..

Tabii bu arada bir yandan, bu işlerle hiçbir alakası olmayan, ya da bir şekilde birlikte bulunmuş veya daha önce beraberken bugün ayrılmış olanları, aileleri bu çevrelerle ileri derecede ilişkisi olan kripto tipler de olsa, aile içinde buna/bunlara karşı çıkanlar olabileceğini hesaba katarak bir politika geliştirmek gerek.. Bunu yaparken, dönmediği halde dönmüş taklidi yapan takıyyecilere ya da kendini feda ederken yakın çevresini kurtarmaya çalışanlara da dikkat etmek gerek tabii. Bunu söylemek kolay da, yapmanın o kadar kolay olmadığını da bilmek gerek.

Bu işleri yaparken yanlışlıklar da olacak, bu kaçınılmaz. Hatta bazı ihanetler de.. Buna karşı öfkeli tepkiler yerine sabırlı bir direnç gerekiyor. Bu işler, bugünden yarına, hemen düzelmeyecek.. Bu işin daha siyasi ayağı tam çözülmedi. Bir gün sıra ona da gelecek. En azından konjonktürel olarak daha biraz zaman gerek.

Referanduma kadar bir şey olmayacak. Referandumdan sonra da işler hemen düzelmeyecek. Belki seçimleri beklemek gerekebilir. Ama referanduma katılım yüksek olursa, Evet’e destek de %60’ın üzerinde gerçekleşirse, FETÖ ve PKK ile mücadele de hız kazanacaktır.

Selâm ve dua ile.

 

KAYNAK: (yeniakit.com.tr, 21.03.2017).

RÜŞVETÇİLERDEN NASIL KURTULACAĞIZ?

RÜŞVETÇİLERDEN NASIL KURTULACAĞIZ?

 

ABDURRAHMAN DİLİPAK

 

Daha önce de yazdım, bu iktidar belediye üzerinden geldi, belediyelerle gidebilir.

Şu alçak, hain, lanet olası rüşvetçilerden yakanızı bir an önce kurtarın nasıl kurtaracaksanız. Bunlar herkesi haraca bağlıyor. İhalelere hile karıştırıyorlar, imar işlerinde bu işler çok fazla. İli, ilçesi yok.

Bu işe vakfı, camiyi de karıştırıyorlar. Cami avlusunda rüşvet pazarlığı yapıyor bu ahlaksızlar.

Açık söylüyorum, bunları ihbar edelim. Direnelim, teslim olmayalım.

İhale şartnamesini adrese teslim hazırlıyorlar. Yine kazanacak olursanız ihaleyi iptal ediyor.. Rakamları o kadar şişiriyorlar ki, normal bir teklif zaten çok düşük diye eleniyor. Araya başka naylon şirketleri sokuyorlar.

Minareyi çalan kılıfını hazırlamış. İhaleyi almak için KİK, İdare Mahkemesi, kim uğraşacak. İdareyle inatlaşmayalım diyor birileri.. İhaleyi alsan ne olacak, bu defa bir eksiklik bulup ödemeyecek.

Bu işi yapanların adı, Ahmet, Mehmet, Ali, Hasan, Hüseyin! Namaz da kılıyorlar, hacca da gidiyorlar.

“Vay o namaz kılanların haline ki”, diye “din günü”nü hatırlatmak gerek bu adamlara!

Müslümanların yüz karası bu adamlar.

Hani o “Şeytan sizi Allah’la aldatmasın” diye bir ayet var ya, bunlar da cami ile vakıfla aldatıyorlar!

O kadar arsız ve yüzsüzler ki, “nasıl yaparsınız bunu” derseniz, biz milletvekilinin oğlundan da aldık” diyorlar.

Rüşveti alan da, haksız bir kazanç için rüşvet teklif eden de mel’undur.

Bu bir memleket meselesi haline geldi. O haram lokma sadece yiyeni ve ailesinin dünya ve ahiretini mahvetmiyor, ahiretini de mahvediyor. Bir de memleket elden gidiyor bu aşağılık heriflerin yüzünden..

Elbette namuslu siyasetçiler ve bürokratlar da var. Ama öte yandan bu hainler de var. Bunlara dokunmayınca, bunlar daha da şirretleşiyor, mafyalaşıyor, milleti  haraca bağlamaya kalkıyorlar..

Bakın paralel devlet böyle oluşuyor.

Savcıları, Emniyeti, İstihbaratı göreve çağırmak gerek.  Seçim yaşlaştıkça bu işler daha da artıyor. Biri yapınca öteki de yapıyor, çeteleşiyor.. Bu kötü gidişe bir dur demek gerek.

Öyle kötü örnekler var ki, 3 kuruşluk işi 10 kuruşa yapıyorlar, aradaki farkı paylaşıyorlar. Siyasetçi, bürokrat, işadamı herkes bu şeytani halkaya katılıyor.

CHP’liler yer yapmaz takımından. Dalan sonrası yer-yapar takımı çıktı. Bir de ne yer ne yapar tipler var. Bir başkası yemez, yedirir, yapar gibi yapar yapmaz. Bize yemez yapar adam lazım.

Şunu itiraf edelim, halkın belli kesimi yer-yapar tipleri seviyor. Haksız kazanç elde edecek, ötekine de payını verecek. Hayır, herkes hakkına razı olacak.

Bir yolsuzluk, rüşvet olayı karşısında partiyi uyaralım, gerekirse yargıya gidelim. Kavga gürültü yok. Ama bu alçaklara pabuç bırakmayalım. Bunlar yarın devleti de satarlar, kendilerine makam ve servet vadedenlere memleketi de satarlar. FETÖ’den, PKK’dan ne farkı var bunların.

Siyasi partiler bilmiyor mu şehirlerinde dönen dolapları. Bilmiyorlarsa niye orada oturuyorlar, biliyorsa niye susuyorlar. Dilsiz şeytan olmaktan ne farkı var bunun..

Kol kırılıp yen içinde kalınca, o kollar kangren oluyor, o kollar çolak oluyor.

Şeytan aslında bu şekilde hem o rüşvetçileri düşürüyor tuzağına, hem de onlar üzerinden ahaliye zulmediyor. Onlar da şeytanın tetikçiliğini üslenmiş birer haramzadeye dönüşüyor.

Ne demişler: Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste. Haksız kazançlar, o kazanç sahiplerine hayır getirmez. Allah belalarını verir, hastane kapısında mı sürünürler, ailesinden mi çıkar acısı bilmem ama, aldıkları bedduanın bu dünyada olmasa da ahirette ağır bir bedeli olur..

Bunu o rüşvetçilere söylüyorum. O rezil, aşağılık adamlara. Küçük menfaatleri uğruna davalarını satan, partilerini, ülkesini ve milletini zora sokan hainlere Allah ve resulü lanet etmektedir.

Allah (cc), bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile, günaha girerek yemek için onları yetkililere (rüşvet olarak) vermeyin.” Peygamberim aleyhissalatu vesselam da, “Rüşveti alan da, veren de cehennemdedir” buyurmaktadır. Yine başka bir hadis-i şerifte de, her zaman insanların affedilmesi için dua eden Yüce Peygamberimizin rüşvetin toplumda meydana getirdiği büyük hasar sebebiyle, rüşvet alanı ve rüşvet vereni ve bu ikisi arasında aracılık yapanı lanetlemektedir.

Sadece FETÖ ve PKK ile mücadele yetmez. AK Parti bugün iktidar partisidir. AK Partililer partilerine sahip çıksınlar. Bu pislikleri partilerinden uzaklaştırsınlar, meydanı bu hainlere ve zalimlere bırakmasınlar.

Bu işi yapanların yaptıkları yanlarına kâr kalmamalı. Duruma göre, gerekiyorsa hapse girmeli. Bunların görevden uzaklaştırılmaları yetmez. Bu suçları tespit edenlerin geçmişten bugüne haksız olarak edindikleri malları da tıpkı FETÖ’cülerin mallarına el konmalı ki, alemi ibret bir ceza olsun ve başkaları bir daha bu işe cür’et ve cesaret edemesinler. Başkalarının üzerindeki mal varlıklarını da araştırmalı. Bu işi yaparken kimlerle bu haltı yedikleri ortaya çıkartılıp, münferiden ve müştereken cezalandırılmalı.

Tekrar söylüyorum, AK Parti bu konuda daha kirli değil. Bu iktidar döneminde çok daha fazla hizmet yapılıyor. Refah katsayısı yükseldi. En gelişmiş 20 ülke arasında yer alan bir Türkiye’den söz ediyoruz. Böyle olunca bu işler daha görünür oluyor. Tabi, bu arada daha transparan bir Türkiye var. Siyasi anlamda, hukuk anlamında da daha gelişmiş bir Türkiye söz konusu. Teknolojinin, sosyal medyanın bu konudaki etkisini de hesaba katmak gerek. Bazen bazı konuların abartılma ve negatif bir propaganda malzemesi olabileceğini de bir kenara not edelim. Öte yandan; dini hassasiyeti yüksek bir iktidar döneminde bunların oluyor olması da ayrı bir konu.

Allah’ım, zalimlere fırsat verme, bu zalimler topluluğuna, ihanet çetelerine karşı bize güç ve kuvvet ver. Bizim ellerimizle zalimleri cezalandır ve mazlumlara yardım et. Yaptığı yanlışlardan vazgeçecek olanların, pişmanlıkla tevbe edecek olanların günahlarını ört ve onları bağışla. Görevini hakkıyla yapan kardeşlerimizi koru ve onlara sabır ver, onları iki dünyada da onurlandır. Bizi nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğrayanların değil. Selam ve dua ile.

KAYNAK: Abduurahman Dilipak / Rüşvetçilerden Nasıl Kurtulacağız? (yeniakit.com.tr, 05.08.2017). 

İLGİLİ BİYOGRAFİLER

Devamını Gör