Ali Emiri Efendi

Biyografi Yazarı, Tarihçi, Yazar, Şair

Doğum
Ölüm
23 Ocak, 1923

Biyografi yazarı, tarihçi, şair (D. 1857, Diyarbekir - Ö. 23 Ocak 1923, İstanbul). Şair Saim Seyyid Mehmed Emîri Çelebi’nin torunlarından Seyyid Mehmed Şerif Efendi’nin oğludur. İlk tahsilini Diyarbakır’da Sülükiyye Medresesinde yaptı. Amcası Fethullah Feyzi Efendi’den Farsça dersleri aldı. Daha sonra, dayılarının Mardin sancağı tahrirat ve rüsûmat müdürü bulundukları sırada oraya giderek başta Ahmed Hilmi Efendi olmak üzere bazı müderrislerden üç yıl kadar çeşitli dersler aldı; kısa zamanda Arapça ve Farsçasını ilerletti. Çocukluk dönemlerinde eski tarzda şiirler yazmaya başladı. 1875’te telgrafçılık kurslarına katılarak telgrafçı oldu. 1876’da V. Murad’ın cülûsu üzerine bir cülûsiyye kaleme aldı. 1878’de Hey’et-i Islâhiyye ile Diyarbakır’a gelen Abidin Paşa’nın yanına müsevvid olarak girdi; onunla birlikte Harput, Sivas ve Selanik’e gitti. Daha sonra Sis (Kozan) sancağı Âşâr müdürlüğü ile Adana Âşâr Nezâreti başkâtipliği yaptı. Sırasıyla Leskovik, Kırşehir ve Trablusşam sancağı muhasebeciliklerinde, Ma’müretülaziz (Elazığ) ve Erzurum defterdarlıklarında, Yanya ve İşkodra maliye müfettişliklerinde, Halep defterdarlığı ile Yemen maliye müfettişliğinde bulundu. Bu sırada rütbe-i ûlâ sınıf-ı sânîsi nişanı ile taltif edildi. 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanından sonra kendi isteği ile emekli oldu.

Emekliye ayrıldıktan sonra Milli Tetebbular Encümeni, Tasnif-i Vesâik-i Tarihiyye Encümeni başkanlığı ile Târih-i Osmânî Encümeni üyeliği yaptı. Başbakanlık Osmanlı Arşivi Dairesi Tasnif Komisyonunun başında bulunduğu sırada da kendi adına izafe edilen Ali Emîri Tasnifini meydana getirdi. Aynı zamanda Vakıflar Nezâretine uzun vicdannâmeler yazdı. Eski eserlerin bakımsızlık ve ihmalini dile getirerek halkın vicdanını temsil etti.

Hayatı boyunca gittiği her yerde kitap toplayan Ali Emîri Efendi, ilmî ve edebî faaliyetlerini emekliliğinden sonra daha da hızlandırdı. Bir ara, eski bir Oğuz şehri olan Cend’e kadar giderek birçok değerli eser ve vesika toplayarak, Kırşehir muhasebecisi iken de masrafları kendisinden, işçiliği dervişlerince karşılanmak üzere Hacı Bektaş-ı Veli Dergâhını tamir ettirdi. Orta seviyede bir şair, usta bir münekkid olan Ali Emîri Efendi’nin asıl büyük yanı, hayatı boyunca toplamış olduğu paha biçilmez değerde kitaplardan oluşan kütüphanesini, Fatih’te Feyzullah Efendi Medresesinde kendi kurduğu Millet Kütüphanesine bağışlamasıdır. Bu kütüphaneye çoğu nadir ve tek nüsha olan 16.000 cilt eser vakfetmiş, ölümüne kadar da bu müessesenin müdürlüğünü yapmıştır.

Ali Emîri Efendi’nin önemli hizmetlerinden biri de Kaşgarlı Mahmud’un o zamana kadar ele geçmeyen meşhur Divân-ı Lügâti’t-Türk adlı eserini bulması ve ilim aleminin hizmetine sunmasıdır. Bütün bu faaliyetleri arasında biyografi ve tezkire türünde birçok eser kaleme aldı, bazı eski eserleri de “Nevâdir-i Eslâf” adı altında haşiyelerle yeniden yayımladı. Ali Emîri Efendi ayrıca Osmanlı Tarih ve Edebiyat Mecmuası (31 Mart 1334- Eylül 1336 arasında 31 sayı; Tarih ve Edebiyat adıyla 31 Ağustos 1338 - 31 Kânunuevvel 1338 arasında 5 sayı) ile Âmid-i Sevdâ (1908-1909, 6 sayı)  dergilerini çıkardı, gerek buralarda gerekse öteki bazı dergilerde değerli makaleler yayımladı.

Araştırmacı kişiliği yanı sıra şiirleri, çeşitli şehir ve bölgelerin şairlerini tanıtan tezkireleriyle de edebiyat tarihimizde önemli bir yeri vardır. Mezarı İstanbul-Fatih Camii’ndedir.

“Bütün hayatını vakfettiği kitapları arasında yaşarken emeklilik yıllarında muntazaman gittiği ve nadir kitap aradığı Sahaflar Çarşısı’nda Türk kültürünün büyük âbidelerinden biri olan Kaşgarlı Mahmud’un o döneme kadar varlığı bilindiği halde nüshalarına rastlanmamış olan Divan-ı Lûgat’it Türk adlı kitabını bulmuştur. Dünyada tek nüsha olan bu emsâlsiz eser dönemin Sadrazamı Talat Paşa’nın da desteğiyle bastırılmıştır. Burada önemli olan Ali Emîrî Efendi’nin bu emsalsiz yazmayı görür görmez önemini fark etmesi, satın alması ve istifadeye sunmasıdır. Bu kitabın bulunuşunun ‘romanı’ bütün kaynaklarda anlatılmaktadır.” (Şevket Beysanoğlu)

“Ali Emirî kudretli bir divan şairi değil, fakat muvaffakiyetli ve velut bir nâzımdır. Onun her hangi bir manzumeyi süratle kaleme aldığı da muhakkaktır. Esasen Ali Emirî’nin asıl kıymeti şairliğinde değil, tarihî, edebî bilgilerde mümtaz bir bilgiye sahip oluşundandır. Tefahürden ziyadesiyle hoşlanan Ali Emirî’nin meşhur bilgisi nispetinde çok çok değerli eserler de vücuda getirmiş değildir. Onun en büyük faidesi, ülkemize gayet kıymetli yazmaları ihtiva eden bir kütüphane vakfetmiş bulunmasındadır. Bugün Millet Kütüphanesi’nin Ali Emirî kitaplarını teşkil eden kısım bilhassa tarih, divan ve mecmua hususunda birçok kütüphanelere tercik olunacak kıymettedir. Uzun süren hayatı esnasında nerede değerli bir yazma eser gördü ise satın almış ve kütüphanesini zenginleştirmeye çalışmıştır Türk dilinin en mühim bir menbaı olan Divan-ı  Lügat-it Türk de dahil olduğu halde bir çok ehemmiyetli eserler onun himmetiyle elde edilmiş ve bunlardan bir kısmı tab olunabilmiştir.” (Sadeddin Nüzhet Ergun) 

Ünlü şairlerimizden Yahya Kemal Beyatlı, Ali Emirî Efendi için bir gazel yazmış, Ali Emirî Efendi‘ye Gazel adlı şiirinde onu şu beyitlerle övmüştür:

“Muhtâc isen füyuzuna eslâf pendinin

Diz çök önünde şimdi Emirî Efendi‘nin

Âmid o şehr-i nur öğünsün ilelebed

Fazl ü faziletiyle bu necl-i bülendinin”

 

ESERLERİ:

BASILI ESERLERİ: Tezkire-i Şuârâ-i Âmid (c. 1. 1910), Cevahir-ül Mülûk (Osmanlı padişahlarının şiirleri, 1901), Yavuz Sultan Selim’in Türkçe Eş’arının Tahmisatı, Osmanlı Vilayat-ı Şarkıyyesi (1918), Osmanlı Şairleri Tezkiresi (16 cilt,) (1.cildi Muzaffer Esen’de, diğer ciltler Millet Kütüphanesinde), Divan, Levami-ül Hamdiyye (Hamdedenlerin Nurları, 1911), Ezhar-ı Hakîkat (Hakîkat Çiçekleri, 1918; Yrd. Doç. Dr. Mehmet Arslan tarafından Kızılırmak dergisinde, sayı: 9, Eylül 1992, Sivas), Emin-i Tokadî Hazretlerinin Terceme-i Hâli (1950), Sivani (3 cilt, Millet Kütüphanesi Emiri kitapları, Manzur No: 37, 38, 39).

YAZMA ESERLERİ: İşkodra Şairleri, Yanya Şairleri, Esâmi-i Şuarâ-i Âmid, Diyarbekirli Bazı Zevatın Tercüme-i Halleri, Tunus Tarihi, Teselya Osmanlı Şairleri, Yemen Hâtırâtı, Divan.

YAYIMA HAZIRLAMA (Nevâdir-i Eslaf genel başlığı altında): Câm-ı Cem-âyîn’i (Selimnâme-i Osmani, Bayâtî Hasan b. Mahmûd’un, 1331), Mardin Mülûk-i Artukıyye Tarihi ve Kitâbeleri ve Sâir Vesâik-i Mühimme (Ferdi Kâtib, 1331), Âsafnâme (Lütfi Paşa’nın, 1326), Nizâmü’d-Düvel, Acaibü’l Letâif (Gıyâseddin Nakkâş’ın, 1331).

KAYBOLAN ESERLERİ: Tuhfetü’l- Leyliyye (hicivler, latifeler), Mir’âtü’l-Fevâid fi Teracim-i Şuarâ-i Âmid, Abâü’l Akvam, Kitâbü’l- Egâni Tercümesi.

KAYNAKÇA: Agâh Sırrı Levend / Türk Edebiyatı Tarihi (c. 1, 1973), Yurt Ansiklopedisi (c. IV, 1982), TDV İslam Ansiklopedisi (c. 2, 1989), Prof. Dr. Aykut Kazancıgil - Doç. Dr. Bekir Karlıga / Louis Massignon’dan Ali Emîrî Efendi’ye İki Mektup (Yedi İklim dergisi, c. 4, sayı: Şubat 1993), Şevket Beysanoğlu / Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları (c. 2, 1997, s. 59-62, 66-68), İbnülemin Mahmud Kemal İnal / Son Asır Türk Şairleri (c. I, 1999), Ali Birinci / Tarihin Gölgesinde Meşâhir-i Meçhuleden Birkaç Zat (2001), Mehmet Serhan Tayşi / Ali Emiri’nin İzinde (2009), İhsan Işık / Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2006, gen. 2. bas. 2007) - "Ünlü Bilim Adamları" (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi, c. 2, 2013) - Diyarbakır Ansiklopedisi (2013) - Encyclopedia of Turkey’s Famous People (2013) - Geçmişten Günümüze Diyarbakırlı İlim Adamları Yazarlar ve Sanatçılar (2014). 

 

 

BİR GAZEL

Sensin imdâd eyleyen yâ hazret-i subhan bana

Sensin ihsan eyleyen genc-i ademden can bana

 

Senden ayrı kim olur kaadir bana lûtf etmeğe

Bu vücudu aklı ettin çünkü sen ihsan bana

 

Kabz u bastın eyledim ta’mik hep Hak üzredir

Vermedin bir şey abes ya fazla ya noksan bana

 

En büyük şükrüm budur yârab senin iltâfına

Kalb-i kasi vermedin verdin hazin vicdan bana

 

Birtakım bigânelerle etmedin hemdem beni

Eyledin irfan u fazl-ı iffeti yaran bana

 

Bu Emîrî abdini dünyada ettin kâmyâb

Eyle ferdada (da) ihsân-ı rü’yet dermân bana

ALİ EMÎRÎ EFENDİ

Edebiyata ve sanata ilgisi küçük yaşlardan itibaren divan şiiri tarzında kaleme aldığı şiirlerle başlayan Ali Emîrî Efendi’yi düşünce hayatımızın ve kültür tarihimizin unutulmaz isimlerinden biri yapan asıl tarafı, onun kitap severliği ve kütüphaneciliğidir. Memur olarak görev yaptığı yerler başta olmak üzere, gezip dolaştığı her yerde devamlı kitap toplamış, parayla satın alamadığı kitapları el yazısı ile istinsah (kopya) ederek yazma ve basma kitaplardan oluşan zengin bir koleksiyona sahip olmuştur. Ona, “kitap kurdu”, “kitap hastası” gibi sıfatlar yakıştırılmıştır.

Yeni kitaplar bulmak maksadıyla görev yerlerinin sık sık değiştirilmesini bizzat istediği, sürekli değişik mekânlarda çalışmayı arzu ettiği söylenir. Ali Emîrî Efendi, bir kitapçı veya sahafta karşısına çıkan değerli bir kitabı alacak kadar paraya sahip değilse, kitapçıya bir tanıdığı gelsin diye saatlerce beklermiş. Amacı, tanıdığından ödünç para alarak o kitabı elde etmektir. Hakkında küçük, ama çok değerli bir monografi kaleme almış bulunan Dr. Muhtar Tevfikoğlu, onun hastalık derecesine varan bu kitap severliği konusunda şunları söyler:

Emîrî’nin kitap sevgisi bildiğimiz mânâda bir sevgi değil, büyük bir aşk, büyük bir tutkuydu. Görülmedik derecede kuvvetli, şiddetli bir ihtiras...Daha doğrusu bir hastalık. Evet, tarifi güç, tedavisi imkânsız bir hastalık! Altını çizerek tekrar ediyoruz: Emîrî yalnız bir kitapsever, kitap sevdalısı, kitap âşığı, yani “bibliyofi l” değil; aynı zamanda bir kitap hastası (kitap delisi tâbirini kullanmak istemiyoruz), evet tam manâsıyla bir kitap hastası, yani “bibliyoman’dı.” (Dr. Muhtar Tevfikoğlu, Ali Emîrî Efendi, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1989, s.37).

İstanbul Fâtih’de Şeyhü’l-islâm Feyzullah Efendi Medresesi’nde bulunan Millet Kütüphanesi, onun bir ömür boyu varını yoğunu vererek biriktirdiği kitaplarını 17 Nisan 1916’da bağışlamasıyla kurulmuştur. Dil, tarih ve edebiyattan coğrafyaya ve tıbba kadar hemen her konuda paha biçilmez yazma ve basma eserler, divanlar, tezkireler, koleksiyonlar, vesikalar, Farsça ve Arapça on beş bini aşkın kitapla dolu mükemmel ve zengin bir kültür hazinesi olan bu kütüphanenin adının Millet Kütüphanesi olmasını kendisi istemiş, o da Mehmet Akif in İstiklâl Marşı’nı kitabına almayarak millete mal etmesi gibi, kitaplarını millete bağışlamış, kütüphaneye adının verilmesine bile karşı çıkmıştır. Türk dilinin temel eserlerinden olan Divan-ı Lûgati’t-Türk de, onun bulup gün ışığına çıkardığı kültür hazinelerinden biridir. Bu değerli eserin tek yazma nüshası da Millet Kütüphânesi’nde bulunmaktadır. Hiç evlenmeyerek bütün ömrünü millet hizmetinde ve kitaplarla haşir-neşir geçirmiş olan, eline geçen bütün parayı kitaba yatırdığı için ömrünün son zamanlarında perişan ve bakımsız duruma düşen Ali Emîrî Efendi, aynı zamanda tam bir millet ve târih âşığı, dürüst ve mütevazı bir gönül adamıdır.

                                                                                       (Büyük Türk Klasikleri Ansiklopedisi, c. 13, 2002)

Yazar: Mustafa ÖZBALCI

ALİ EMÎRÎ'YE GAZEL

Muhtâc isen füyûzuna eslâf pendinin

Diz çök önünde şimdi Emîrî Efendi'nin

 

Âmid o şehr-i nûr öğünsün ile'lebed

Fazl ü fazîletiyle bu necl-î bülendinin

 

İklîm-i Rûm'u gezdi otuz yıl taraf taraf

Bir maksadıyle tab'-ı nefâ'is-pesendinin

 

Yekpâre nûr olan bu kütüphâne-î nefîs

Yekpâre servetiydi bu âlemde kendinin

 

Ecdâd-ı pâkimiz gibi vakfetti millete

Hayrânı oldu halk eser-î bî-menendinin

 

Yâ Fahr-ı Kâinaat sen iyfâ et ecrini

Dîvân-ı Kibriyâ'da bu Şark ercümendinin

 

 (Eski Şiirin Rüzgârıyle)

 

Yazar: Yahya Kemal BEYATLI

İLGİLİ BİYOGRAFİLER

Devamını Gör