Nuri Pakdil

Deneme Yazarı, Düşünür, Oyun Yazarı, Yazar

Eğitim
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Düşünür, deneme ve oyun yazarı. 1934, Kahramanmaraş doğumlu. Maraş Lisesi ile İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Bir bakanlıkta hukuk müşaviri (1965-67), Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)’nda uzman (1967-73) olarak çalıştı. Daha sonra bu görevinden ayrılarak yazarlığı uğraş edindi. Bir süre çıkardığı Edebiyat dergisi (Şubat 1969-Aralık 1984) ile yayınlarını kapattıktan (1984) sonra DPT’ye geri döndü (1988). Bundan sonraki çalışma yaşamı burada geçti ve1999 yılında emekliye ayrıldı.

İlk şiiri ile denemeleri, lise öğrencisiyken Maraş’ta Demokrasiye Hizmet gazetesinde ve aynı yıllarda çıkardığı Hamle (Maraş 1944-55) dergisinde yayımlanmıştı. Yeni İstiklal gazetesinde (1964) sanat sayfası düzenledi ve yazılar yazdı. Nuri Pakdil, Ankara’da çıkardığı aylık Edebiyat dergisinde yayımladığı denemeleri, oyunları ve eleştirileri ile tanındı. 1972’de Edebiyat Dergisi Yayınları’nı kurdu. Burada 1984 yılının sonuna kadar kırk beş kitap çıkardı ve 28 Şubat 1997 tarihinden itibaren kendi kitaplarını yayımladı. Edebiyat dergisi, Cumhuriyet döneminde Türkiye’de çıkan Büyük Doğu ve Diriliş gibi İslâmcı edebiyatın önemli dergilerinden biri oldu ve bu derginin çevresinde çok sayıda yeni şair ve yazar yetişti.

Nuri Pakdil, Paris izlenimlerinden oluşan, Batı insanını yeni bir yaklaşım ve söylem ile anlattığı ilk kitabı Batı Notları’yla büyük ilgi topladı. Bu eserini izleyen Biat, Bir Yazarın Notları ve diğer kitaplarıyla deneme türünün ustaları arasında yer aldı. Bağlanma adlı kitabı birçok açıdan onun ve Edebiyat dergisinin edebiyat ve düşünsel bağlamının anlaşılabilmesi için manifesto niteliğindedir. Ayrıca oyunları, Ortadoğu ve Batı edebiyatından yaptığı şiir ve düşünce yazısı çevirileri de yol açıcı oldu. Ortadoğu’daki edebiyat ve İslâmcı düşüncenin gelişiminden Nuri Pakdil ve Edebiyat dergisi yoluyla haberdar olunduğunu söylemek mümkündür.

“Düşüncelerinden diline, biçiminden en küçük ayrıntılarına, hep korumaya çalıştığı hassasiyetlerinden ilkelerine, ayaklarını bastığı yerellikten evrensel sanat, edebiyat, düşünce ve siyaset açısına... dek daha birçok kendine özgü özelliklerle kurduğu yapısı ile Edebiyat dergisi, 1960’lı yıllardan günümüze, yeni, farklı ve aykırı bir çıkartmadır. Edebiyat dergisinin karakteri ile Nuri Pakdil’in karakteri birebir örtüşür: Edebiyat dergisi, Nuri Pakdil’in manevi şahsiyetini mündemiçtir. Edebiyat, hiç kuşkusuz bir ocak dergidir; ocağın sağaltıcı, terbiye edici manevî gücü ise, Nuri Pakdil’in inanç ve düşüncelerinin manevi bir rabıta yoluyla okuyucuya, yazara, yazıya ve bütünüyle ortama ve hayata sirayet edişi ile gerçekleşir. Edebiyat dergisinin, bu dergide yazan yazarların yazınsal çabalarının, dost ve okuyucuların derginin yazınsal eylemine katılımının ve kitap yayınlarının genel bağlamı, işte bu ilişkinin anlamındadır.

“Bu bağlamda Edebiyat dergisinin yayımlanışı, düşünsel bir inşa karşısında insanın duyması gereken hak ve sorumluluk dikkatinin sürekli diri tutulmasını sağlama çabası anlamına gelir. Bu dikkatin aynasını, Edebiyat dergisi çıkmaya başladığından beri, Nuri Pakdil, kendi yüzünde bütün insanlara şöyle tutar: Edebiyat, bir yanıyla, bana kimliğimi verdi; ama, başka yanıyla da, beni mütemadiyen korkuttu: ‘Özümü titizlikle korumazsan, hâlin duman!’ uyarısı, kulağımda: işte, Edebiyat’ın üzerimdeki hakkı. Okurların ve yazarların Edebiyat dergisi ile ilişkilerinin özü, işte bu kimlik kazanımı ve kazanılan bu kimliğin sonuna dek titizlikle korunmasından ibarettir.” (Hüseyin Su)

“Nuri Pakdil’de üslûp, duruş, tavır çok önemlidir.

“Sanırım biçimi özden de önde tutar.

“Müslüman cemaat, Yerli Düşünce (ideoloji) açısından bakıldığında gerek edebiyat dergiciliğinde, gerek yazın hayatında, gerekse kitap yayıncılığında biçimsel bir devrim gerçekleştirmiştir.

“Nuri Pakdil çatının kenarında dolaşmayı sever. Belki de devrimci ruh taşımanın bir özelliğidir bu.

“Nuri Pakdil gemileri yakmayı da çok sever.

“Sevdi mi tam sever, koptu mu tam kopar.

“Aynı evi paylaştığımız günlerde bazen haddimi aşarak: ‘Ağabey; Efendimiz itidali tavsiye ediyor, biraz orta yolda yürüsek olmaz mı?’ derdim. ‘Haklısın Erdem’ciğim’ derdi. Güneş yeniden doğarken O da uç noktadaki yerini almış olurdu.

“‘Ilımlılar. Ilımlılar.. Alıp onlara muz yedirmeli’ Onun sözüdür. Ve’s-selam!” (Erdem Bayazıt)

ESERLERİ:

DENEME: Biat I (1973), Biat II (1977), Bağlanma (1979), Bir Yazarın Notları II (1980), Biat III (1981), Bir Yazarın Notları III (1981), Bir Yazarın Notları IV (1982), Edebiyat Kulesi (1984), Derviş Hüneri (1997), Batı Notları (1997), Arap Saati (1997), Ahid Kulesi (1997),  Klas Duruş (1997), Kalem Kalesi (1998), Bir Yazarın Notları I (1999), Otel Gören Defterler 1: Çarpışan Sesler (1999), Otel Gören Defterler 2: Yazının Epik Resmi Çekildiği Sırada (2000), Otel Gören Defterler 3: Büyük Sorgu (2001), Otel Gören Defterler 4: Simsiyah (2002), Otel Gören Defterler 5: Ateş Hattında Harf Müfrezeleri (2003), Otel Gören Defterler 6: Yazmak Bir Mûcize (2005).

ÇEVİRİ: Harikalar Tablosu (Prevert’ten, oyun, 1974), Ay Operası (Prevert’ten, şiir 1975), Kasırganın Çatırtıları (Guillevic’ten, şiir, 1981), Arap Şiiri (Güldeste) I (1998), Arap Şiiri (Güldeste) II (1998).

OYUN: Put Yapımevleri (1980), Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş (1982), Umut (1997), Korku (1997).

ŞİİR: Sükût Sûretinde (1997), Ahid Kulesi (1997), Osmanlı Simitçiler Kasîdesi (1999).

GEZİ İZLENİM: Batı Notları (3. bas. 1997).

KAYNAKÇA: Seyit Kemal Karaalioğlu / Resimli Türk Edebiyatçılar Sözlüğü (1982), İhsan Işık / Yazarlar Sözlüğü (1990, 1998) - Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (2001, 2004) – Encyclopedia of Turkish Authors (2005) - Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2006, gen. 2. bas. 2007) - Ünlü Fikir ve Kültür Adamları (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi, C. 3, 2013) - Encyclopedia of Turkey’s Famous People (2013), Arif Ay / Dokuz Kandil (1997), Nuri Pakdil Özel Sayısı (Yedi İklim Dergisi, sayı: 58, Ocak 1995), Behçet Necatigil / Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü (18. bas. 1999), Düşünsel, Entelektüel Muhalif Bir Tasarım Olarak Edebiyat Dergisi ve Nuri Pakdil Özel Sayısı (Hece dergisi, sayı: 85, Ocak 2004), Bir Biyografi Denemesi – Düşünen Kalem Nuri Pakdil (K. Maraş Bel. 2010), Ahmet Özalp / Anayol Göstericisi Bir Usta ve – Süren- Uzun Yürüyüşü (2010).

BİR YAZAR OLARAK NURİ PAKDİL

Nuri Pakdil, ‘denemek’ten ‘deneme’yi bulan bir yazardır! Bütün yazdıkları denemenin sınırları içinde kalır. Denemeciliğinin, biri düşünce ağırlıklı ve eleştirel nitelikli yazılara, diğeri de aforizmalardan oluşan metinlere dayanan iki boyutu vardır.

Nuri Pakdil, Biat adıyla üç ciltte toplanan yazılarında, ustası Nurullah Ataç’ın öznel/izlenimci yolunu sürdürerek eleştirel nitelikli denemeler yazar. Ataç, öznel bir düşünce ve beğeniden yana tavır koyarak yola çıkar ve herhangi bir konuya veya esere buradan bakar. Zamanla düşünce ve beğenisi değişirse ölçütleri de değişir. Pakdil’in ise bu anlamda belli bir ölçütü yoktur. Ataç’ın yolunu daraltarak izler. Bu yüzden çelişkisiz görünür. Yaptığı iş, genellikle bir düşünceye veya yanlış anlaşılan bir kavrama açıklık getirmektir. Ceyhun Atuf, Melih Cevdet, Behçet Necatigil, Cemal Süreya gibi şairlerin edebiyatla ilgili görüşlerini tartışır ve eleştirir. Edebiyat dergisine yönelik her eleştiriye özenle cevap verir. Önemli bir yanı, çevresinde bulunduğu veya kendi çevresinde yer alan yazarlar hakkında yazmış olmasıdır. Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Âkif İnan, Rasim Özdenören ve Alâeddin Özdenören üzerine yazar ve bu yazdıkları, kısmen metin tahlili niteliğinde yazılardır.

Bir Yazarın Notları gibi çoğunluğu teşkil eden ikinci tür denemelerinde, bir düşünceyi veya konuyu çerçeveleyip anlatmaya çalışmaz, uç noktalara göndermelerde bulunmakla yetinir. Konuyu gerer; gerilmiş kısmın en ucuna değinir ve geçer. Gereksiz gerilimler içindedir. Açık seçik bir anlatımı olmasına rağmen dili âdeta boşlukta yüzer. Bağlantısız geçişler yapar. Bazen bir kelimenin sesine bazen bir tek harfine basar; buradan aforizmalar çıkararak kendince zihinsel sıçramalarda bulunur. Bu tür denemelerinde ‘kelime’ye aşırı derecede yüklendiğinden, cümlesini kuramamış bir kelime yazarı gibi kalır! Bu yüzden yazdıkları çoğu defa okuyucuda nesnel bir karşılık bulmaz.

Nuri Pakdil’de anlamın belki a’sından söz edilebilir! Gerisi aysberg gibi suyun altındadır. Okur onda, herhangi bir tedai kaygısı taşımadan sadece cümlenin gidişini izler. Denemelerinin temel tezi bilinç uyandırmaya dayanır. Bu bilinç kendini yaralı ve parçalanmış hissetmez, ama alıngan ve bulanıktır. Haklı değil, sanki haksızlığa uğramıştır. Peki, hak nedir; sadece bir sanı mı? Sanılarla örülü bir zihin, herhangi bir düşünceyi veya konuyu kuşatmak yerine onun üstüne abanır. Hangi ucundan tutarsa orayla boğuşur. Okur, bu boğuşmayı sadece izler. Soru sormaz ve hiçbir sorusuna da karşılık beklemez. Kendini primitif bir dansa kaptırır gider! Çünkü sanı ve tedailer bir disipline bağlanmak istemez. Bunların metne dönüşürken aldığı görece bütünlüklü şekil, kelimelerin birbiriyle yüzeysel ilintisinden ibarettir. Bu sebeple ondaki bütünlük yapay ve görecedir.

Nuri Pakdil ve ardılları, İslâm inancına bağlı olmakla birlikte, din hakkındaki bilgileri cami cemaatinin seviyesinden öteye geçmez. Kimya-yı Saadet ve Mektubat-ı Rabbanî gibi kötü tercüme edilmiş avamî kitapların dışında, belki bir de Millî Eğitim Bakanlığının “Şark Klâsikleri” dizisini okumuşlardır. İslâm’ı ideolojik bir doktrin gibi algılamalarının ardında eksik bilgi edinmelerinin payı olduğu kadar, resmî ideolojiye karşı gelişen dinî muhalefete yakınlık duymalarının payı da söz konusudur.

Cumhuriyet hükûmetlerinin dine karşı politikaları, Anadolu halkı ve taşra kökenli aydınlar üzerinde her zaman olumsuz etki yaratmıştır. 1950’li yıllardan sonra hızla artan büyük şehirlere göç olgusu, taşra kökenli insanları yerli kimlik arayışına sürüklemiştir. Büyük şehirde yabancılaşma veya kendini ifade edememe duygusu, yerli kimliğin en dinamik ve kaynaştırıcı unsuru olan dine, bu defa sığınma psikolojisiyle yönelimi artırmıştır. Yerli kimlikte din dili, dayanışma ve bir yere tutunabilme arzusunun en güvenilir araçlarından biridir. Çünkü gelenekselleşmiş din dilinde, her zaman dost ve düşmanlar veya biz ve onlar vardır. İnsan kendini, böyle bir grup içinde daha güvende hissetmektedir.

Pakdil ve kuşağı yazarlar, taşra-şehir ikilemi içinde yerlilikle çağdaşlığı birbirine karşıt iki olgu olarak görmelerine rağmen, yine de ikisinden birini hiçbir zaman açıkça tercih edemezler. Onlara göre şehir, yaşama biçimi ve yapısal özellikleriyle yabancılaşma ve köksüzlüğü; taşra ise ezilmişliği ve sömürüyü anıştırır. Din, folklorik bir değer hâline getirilmemeli ve hele hele hiçbir şekilde köylüleştirilmemelidir. Çünkü İslâm şehirli bir dindir! Böyle düşüncelere sahip olsalar da yine şehrin imkânları içinde en iyi şekilde yaşamaya çalışmışlar, ama hep taşralı gibi duyup hissetmişlerdir. İşte onlarda din, bu hissedişin ortak dil zeminini oluşturan bir olgudur. Meselâ böyle bir ikilem Necip Fazıl’da görülmez. Çünkü Necip Fazıl’ın kimlik arayışı sosyal bir sebebe değil, felsefî bir temele dayanır.

Nuri Pakdil’in düşünce aforizmaları, batılılaşma ve resmî ideoloji olmak üzere iki konuda yoğunluk kazanır ve bunları da birbiriyle bağlantılı görür. Bütün yazılarında bu iki konu etrafında yoğunlaşır. Hatta Edebiyat dergisini, “Ülkü olarak batıcılığı seçmediğimizi, yalnızca yerli düşünceye ve bunun tüm değer yargılarına bağlı olduğumuzu söylemek.” (Biat, 1973) için çıkardık, derler. Bu sebeple Edebiyat’ta, edebiyat çoğu defa arka plânda kalır.

Pakdil’in batı medeniyetine karşıtlığı salt bir tepkidir. Batının dayandığı dinî, tarihî ve felsefî temellere ilişkin derinlemesine bir bilgiye sahip değildir. Onun gözünde batı demek, emperyalizm ve sömürü demektir. Batı medeniyetinin bir ürünü olan teknoloji ve mülkiyet birer sömürü aracıdır. Ne var ki batının emperyalist yüzünü sosyalist aydın ve yazarlardan öğrenir. Farklı gerekçelerle de olsa zaman zaman onlarla aynı dili kullanır. İslâm coğrafyasına ilgisi ise batı karşıtlığından gelir. Yoksa İslâm ülkelerinin tarihî, sosyal ve kültürel yapıları hakkında herhangi bir bilgi donanımına sahip değildir. Tıpkı taşra-şehir ikileminde olduğu gibi bir doğu-batı ikilemi yaşar. Doğu-batı karşıtlığı tezi medeniyet, tarih ve din farklılığı vurgulanarak ifade edilmiş olsa da sonuçta, bir bilgi ve düşünce sistemi tecrübesinden geçmediğinden duygu düzeyinde kalır. Çünkü o, düşünce ve eylemde diyalektikten yoksun salt bir tepki adamıdır.

Nuri Pakdil gençlik yıllarında, sonradan karşısında yer aldığı resmî ideolojinin saflarında genç bir devrimciydi. Hamle dergisinde (S. 10, 19 Mayıs 1954) yayımlanan “Kurtuluş Destanı” isimli şiiri, o yıllardaki duygu ve düşünce dünyasının izlerini açıkça belli eder.

 

“Bir ses

Hepimize tercüman olur gibi

Yükseliyordu alabildiğine Samsun’dan”

 

“Neydi o günler Mavi Gözlü Paşa

Doğrusu güldürdün yüzümüzü

Gözümüze dizimize durur inkâr edersek

Sana borçluyuz bu günümüzü”

 

Mustafa Kemal için yazılan benzeri nitelikteki şiirlere kalite yönünden açık fark atan bu şiir, elbette Ataç’ın dikkatinden kaçmayacaktır. Nitekim Ataç, dergilerde Pakdil’i ve dergisini öven, ama bununla birlikte yönlendirmeye çalışan değiniler yazar. Pakdil için bunlar, bir meşruiyet ve kendini ispat beratı olur. Sonradan Orhan Veli ve Ataç’ı, Cumhuriyet edebiyatının en iyi iki temsilcisi; değişimin ve bozulmanın şiir ve yazıdaki iki prototipi olarak görüp eleştirse de Ataç’ın etkisini her zaman üzerinde taşır.

Pakdil, gençlik yıllarının ardından kendi dünya görüşünü oluşturur ve bundan sonra resmî ideolojiye karşı sert bir muhalefet tavrı içine girer. Yazılarında, Cumhuriyetin dünya görüşü ve devrimlerinden “1923 devrimi” şeklinde imalı söz eder ve hemen her fırsatta bunları eleştirir. Ona göre Cumhuriyet devrimleriyle uygarlığımıza yabancılaştık ve aynı uygarlık çemberindeki uluslardan koparıldık. Çünkü bu devrimler ile Anadolu insanının değer yargıları, inançları, tarihsel dayanakları çelişmektedir. Halkçılık iddia edilmiş, ama sürekli olarak kent soylu sınıfı büyütülmüş; bununla birlikte yoksulluk ve yoksul sınıf da artmıştır.

Yine ona göre bağımsızlık kavramı soyut bir kavram olarak algılanmamalıdır. “Bağımsızlık, önce bir ulusun kendi uygarlık değerlerini yitirmemesiyle, kendi uygarlık değerleri birikimiyle davranışlarda bulunmasıyla belirebilen bir olgudur. Bir ulus, kendi uygarlık değerlerinden kopuk bir düzeyde bulunuyorsa, o ulus için ne ekonomik, ne de siyasal bir bağımsızlık söz konusu olabilir.” (Biat II, 1977)

“Türk ulusu yalnızca dinini, yurdunu, özgürlüğünü, namusunu savunmak için, bunlara yönelik ‘tehlike’yi ortadan kaldırmak için girmiştir savaşa bugüne değin.” Cumhuriyet devrimleriyle “Ulusumuz, İslâm öğretisinden kaynaklanan devletini savunmak için girdiği savaştan sonra bu ereğine ters düşen bir sonuçla karşılaşmadı mı?”, diye sorar. (Biat III, 1981)

Pakdil, yönetim şekli olarak Cumhuriyeti doğrudan hedef almaz. Daha çok Cumhuriyeti kuran kadroları eleştirir. Ne var ki bu kadroların Osmanlının okullarından yetiştiğini, Cumhuriyet devrimlerinin tarihsel bir sürecin ürünü olduğunu görmez. Bu yüzden eleştirileri tarihsel dayanaktan yoksun ve yüzeysel kalır.

Nuri Pakdil’in adı etrafında oluşturulan efsane bir düşünce ve eylem bilincine değil, daha çok bir tavır ve ilişki biçimine dayanır. Efsane kahramanının marazî tavırları, karşısındakini aşağılama ve horlama şeklinde tezahür etse bile, bunların bir mesaj içerdiği düşünülür ve tatmin yoluna gidilir! Böylece doğrudan yansıtılamayan tepkiler, bu tür tavırlara sığınarak kendini ifade etmiş olur. İlginçtir; Nuri Pakdil’in çevresinden uzaklaşan herkes bu durumdan şikâyet eder, ama bir zaman sonra kendisi benzeri tavırlar içine girer. Edebiyat dergisi ve ondan kopan dergiler ile kendini bu ortama bağlı sayan bütün çevrelerde bu marazî tavır ve ilişkilerin izleri görülür.

 

Eleştiri Denemeleri (2014)

Yazar: MEHMET ERDOĞAN

İLGİLİ BİYOGRAFİLER

Devamını Gör